21 EKİM 2019 PAZARTESİ

Hasret Yıldırım

TÜRKİYE’DE İLK GÜZELLİK YARIŞMALARI VE KERİMAN HALİS-6

Hasret Yıldırım

1885'de Selanik'te sabetayist Şemsi Efendi (Şimon Zvi) tarafından Şemsi Efendi Mektebi ismiyle kurulduktan sonra, Türkiye'de umumiyetle aristokrat ve sabetayist ailelerin çocuklarının okulu olan, Feyziye Mekteplerinden mezun olmasının, Keriman Halis'in dünya güzeli olmasında etkisi olmuş muydu?

KerimanHalis_Foto

1932 Dünya Güzellik Yarışması ile alâkalı olarak hemen hemen her yerde zikredilen, lâkin kaynağına tam manasıyla ulaşamadığım ve kafamda sualler oluşturan bir hadise var. Bu hadiseyi nakledenin, Darüşşafaka Lisesi Muallimlerinden Halit Turhan Bey olduğu ve bu mevzuu hatıralarında anlattığı yazılmaktadır. (Yeni Rehber Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi, 1993-1994, Cild:11) :

“Jüri salona geçip puan değerlendirmesi yapmak istedi. Başkan kürsüye geçerek şöyle konuştu: “Sayın jüri üyeleri, bugün Avrupa'nın, Hıristiyanlığın zaferini kutluyoruz. 1400 senedir dünya üzerinde hâkimiyetini sürdüren İslâmiyet artık bitmiştir. Onu Avrupa Hristiyanları bitirmiştir. Elbette Amerika'nın ve Rusya'nın hakkını inkâr edemeyiz. Neticede bu, Hristiyanlığın zaferidir. Müslüman kadınların temsilcisi, Türk güzeli Keriman, mayo ile aramızdadır. Bu kızı zaferimizin tacı kabul edeceğiz, onu kraliçe seçeceğiz. Ondan daha güzeli varmış, yokmuş bu önemli değil.

Bu sene güzellik kraliçesi seçmiyoruz. Bu sene Hristiyanlığın zaferini kutluyoruz, Avrupa'nın zaferini kutluyoruz.

Bir zamanlar Fransa'da oynanan dansa müdâhale eden Kanûnî Sultan Süleyman'ın torunu işte mayo ve sütyen ile önümüzdedir. Kendini bizlere beğendirmek istemektedir. Biz de, bize uyan bu kızı beğendik, Müslümanların geleceği böyle olması temennisiyle, Türk güzelini dünya güzeli olarak seçiyoruz. Fakat kadehlerimizi Avrupa'nın zaferi için kaldıracağız.”

KerimanHalis_PeyamiSafa

Cevabı Muallakta Kalan Sualler!.

Halit Turhan Bey kimdi? Neden hakkında geniş malumat yok? Güzellik müsabakasının tertip edildiği vakitte, Belçika'da bulunmuş muydu? Kaynaklarda muallim olarak gösterilen Halit Turhan Bey, bu ortamda hangi vasıfla bulunmuştu? Ağzından aktarılan hadiseyi gördüyse; hatıraları nerede, hangi kaynakta, hangi yayınevinden yayınlandı? Tarihçilerin ve ciddi araştırma yapanların içinden çıkamadığı sualler bunlar. Tabii aynı şekilde bir diğer cenahtan da cevap bekleyen sualler var… 1885'de Selanik'te sabetayist Şemsi Efendi (Şimon Zvi) tarafından Şemsi Efendi Mektebi ismiyle kurulduktan sonra, Türkiye'de umumiyetle aristokrat ve sabetayist ailelerin çocuklarının okulu olan, Feyziye Mekteplerinden mezun olmasının, güzellik müsabakalarında etkisi olmuş muydu? Ailesinden, farklı kategorilerde üst düzey şahısların bulunmasının seçilmesinde etkisi olmuş muydu? Türkiye'de tertip edilen müsabakada (mevzu güzellikse) daha güzel kızlar olmasına rağmen, 8 kişinin içinden; bizzat babasının ‘Onun kraliçe olacağını aklımıza bile getirmemiştik. Kızımızın bu kadar güzel olduğunu bilmiyorduk' “kara-kuru bir kızdı” dediği (Cumhuriyet Gazetesi-2 Ağustos 1932) Keriman Halis neden seçildi? 8 kişilik güzeller arasından seçim yapan jürinin; sabetayistlik, yahudilik ve masonluk ile alâkaları veya bağlantıları var mıydı? Reşat Feyzi: ‘Geçenlerde dünya güzeli Keriman Halis hanımla konuşurken şiire merakı olup olmadıklarını sordum. Bana: Öyle havaî şeylerle uğraşmam dedi.

Keriman Hanım, sinemaya çok meraklıdır. Hangisinin havaî bir iş olduğunu düşünürken; doğrusu, ne yalan söyleyeyim, dünya güzeline içimden biraz gücendim.' demektedir. (Servet-i Fünun/Resimli Uyanış Mecmuası, 22 Eylül 1932, Sayı: 1884-199) Bu hakikatten yola çıkıldığında, Keriman Halis kültür bakımından sinema artisti olacak seviyede iken, diğer güzellerden ne farkı vardı da, dünya güzeli seçildi? Seri makalemizin 4.sünde tefrika ettiğimiz hatıralarında Keriman Halis, “sonucun ilan edileceği gazinoya gittiklerinde, her masada her ülkenin bayrağı vardı, nedense bir bizimki yoktu” demektedir. Hâlbuki 1. olarak açıklanacak olan Keriman Halis değil midir? Neden 1. olacak güzelin ülkesine ehemmiyet verilmemiştir? 28 kişilik jüriden, Keriman Halis'e rey vermeyen 3 kişi hangi ülkelerin temsilcileriydi? Seçildiği akşam Belediye Başkanı'nın ziyafetinde, masaların üzerine konan feslerin gayesi ne idi? Keriman Halis bu fesleri neden kaldırttı? Irkçılığın dünyada, Türkçülüğün de ülkemizde zirve yaptığı bir dönemde, dünya güzeli seçilen Keriman Halis; Abhaz-Çerkez olmasına rağmen, neden Türk Güzeli olarak lanse edildi? Keriman Halis, 1932 dünya güzellik müsabakası hakkında, defalarca çeşitli gazete ve mecmualara röportaj vermesine rağmen, hakkında yapılan eleştirilere ve iddialara neden cevap vermedi?

ModernKadinlar

Yüksek Etiketli Alçak Adamlar!.

Sualler, sualler… Öyle ya da böyle, Halit Turhan Beye atfedilen konuşmanın hakikate dönmediğini iddia etmek komik olur. Çünkü, Keriman Halis bu minvalde bir çığır açmış; ardından dönemin “yüksek etiketli alçak adamları” düğmeye basarak, bir Milleti aslından koparma yolunda emin adımlarla koşmaya başlamışlardı… Bu aşağılık adımlardan birkaç misal vermeden evvel; Tarihçi-Yazar Ayşe Hür Hanımın mevzu ile alâkalı tespitleri, tezimizi şöyle desteklemektedir: “Avrupa mutluydu, çünkü yeni Türkiye Cumhuriyeti ‘batı tarzı' modernleşme projesine bağlılığını ispat etmişti. Rejim mutluydu, çünkü topu topu 10 yıl içinde yaşmaklı ve çarşaflı kadından tayyörlü kadına, haremdeki kadından podyumdaki kadına geçiş, Avrupa'da tescil edilmişti!. Aile mutluydu, çünkü “kızları milli bir vazife yerine getirmişti.” Basın mutluydu, çünkü yazacak çok şey vardı. Cumhuriyet Gazetesi mutluydu, çünkü “olsa olsa Cumhuriyet Gazetesinin güzeli” dedikleri Keriman Halis “dünyanın güzeli” seçilmişti. En çok da jüri başkanı Peyami Safa mutluydu, çünkü seçim sırasında kendisini alaya alan gazetecilere sivri diliyle ağzının payını verme fırsatı çıkmıştı.” (Radikal Gazetesi-8 Mart 2015)

Fâni Olmayan Bir İlâhe

Şair ve Yazar Abdülhak Hamit Tarhan, Keriman Halis'i öyle yüceltiyordu ki, Türkiye'yi Yunan'ın ÇOK TANRILI dönemine çevirmişti. Ona göre Keriman Halis fâni olmayan bir İLÂHE idi: “Türk'ün büyüklüğü öteden beri meşhur ise de güzelliği şimdiye kadar mestur idi. Gene o büyüklükten çıkan bir desti kudret azmü cezm ile ref'i nikâba himmet ettiği için güzellikte o sayede bir güneş gibi zahir oldu. İşte o, dünya güzeli Keriman Halis Hanımdır!. Zührepeyker bir güneş ki evvelâ bizim nazarımızda tenevvür etmiş idi, sonra enzarı âlemde ve birçok yıldızların arasında doğuyor. Ve geçen seneler zarfında tulû eden güzellerimizi de birer hatırai fahire olarak Türk güzelliği tarihine ihda ve ilâve elmiş oluyor. İşittim ki Keriman Hanım kendi güzelliği için «fânidir» demiş. Bir İLÂHE nasıl fâni olur ? Güzellik bir ilâhei halikadır. Hatta benim gibi ihtiyar şairler de onun nüfuzü ilham ile halben mamur ve fikren muammer oluyorlar. Yunus Nadi Beyefendinin bu neticeyi veren hizmet ve himmetinde ise hem büyüklük, hem güzellik vardır. Tebrike şitap ederim. (Cumhuriyet Gazetesi-2 Ağustos 1935)

KerimanHalis_OlmedenEvvel

Saçmadan-Seçmeler ‘Dünya Güzeli' Şiiri

Aynı gazete, 15 Ağustos 1932 tarihli nüshasında, yine Keriman Halis'e ithafen “Dünya Güzeli” isimli saçmadan-seçmeler bir şiir yayınlamıştı ki, bahse konu olan “İlâhe'nin?” özelliklerini mısralara döküyordu:

“Bir titiz san'atkâr endişesi,

Çalışmış üstünde Tanrının eli,

Yaratmak için bu eşsiz heykeli…

 

Saçlar: Parlak siyah, yüz: Donuk, beyaz,

Vücudu: İlkbahar, bakışları: Yaz,

Rüzgârda bir fidan, incecik beli!.

 

Ağzında dişleri bir sedef bıçak,

Ateş dudakları ne kadar sıcak!.

Bir beyaz güvercin ayağı, eli!.

 

O, Türk'ün tertemiz bir incisidir,

Dünya kızlarının birincisidir,

Hangi milletin var böyle güzeli?.”

Peçeye Niçin Düşmanım?

TBMM 5. ve 6. Dönem CHP Kütahya Milletvekili, Gazeteci-Yazar Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın, Gazeteci-Yazar ve Siyaset Adamı Ercüment Ekrem Talû'ya cevaben yazdığı şu makale; Osmanlı'nın son döneminde yetişmiş ve Cumhuriyet rejiminde söz sahibi olmuş insanların nasıl bir düşünce yapısı taşıdıklarına misal olması bakımından acı bir hakikattir: “Gazetede peçeli kadın yazınızı görünce büyük merakla hemen okumaya atıldım. Ben peçeyi sevmem. Bu kara yüz örtüsü için sizde de aynı antipatiyi arzederek sevinmiştim. Lâkin tahminim aksi çıktı. Şark kıskançlığının asırlarca kadın yüzlerini altında hapsettiği bu siyah perdenin siz coşkunca şiriyetinden bahsediyorsunuz. Peçe müphemleştirdiği çehreleri daha cazib gösterebilir ama onun vaz'ındaki maksadın güzelleştirmek değil, gizlemek olduğunu bilirsiniz. (…) Peçeye niçin düşmanım? Şarkın bu yüz örtüsü, Avrupaî kadınların daha güzelleşmek için kullandıkları, incecik (voile) vuvale benzemez. Hele onda yapma siyah iri bir ben vardır. Kadın bunu kâh yanağının ortasına, kâh çenesinin yan tarafına getirerek bir içim su olur. Şarka doğru ilerledikçe peçe sıklaşır. İran'da at kılından örülme kapkalın bir işkence örtüsü şeklini alır. Kadın, nefes daraltan bu ıstırabı memleketin dinî, an'anevî bir âdeti olarak çekmeye katlanır gider. (…) Kapıya kilit, pencereye kafes, çehreye örtü... Bu tazyika insan değil, hayvan bile dayanmaz. Kedinin, köpeğin yüzlerini peçeleyiniz. Bu sıkıntıya iki saniye bile tahammül edemeyeceklerini görürsünüz. Hiç insanın insandan yüzü saklanır mı? Kıskançlık, cehalet istibdadının bu icadını Cumhuriyet idaremiz kadın yüzlerinden çekti aldı. Fakat asırların kadın ruhuna sindirdiği bir korku, anormal bir mahcubiyet bazı vilâyetlerimizde hâlâ medeniyeti bize güldüren bu cehalet nikâhının devamına sebeb oluyor. İstanbul'da da tek tük çarşaflı kadınlar görmüyor değiliz. Dikkat ediniz. Bunlar ekseriyetle soluk, kirlice kıyafetli, çarpık ökçeli, yırtık çoraplı kenar bayanlarıdır. Frenk romanlarında okuduğumuz gibi sımsıkı örtülü birer kara muamma şeklindedirler. Aydınlıktan ürken bu yarasalar, Avrupalıya benzememek için kasketlerini ters giyen erkeklerin dişileri olsa gerektir. Kadına, güneşe çıkmak özgenliği (hürriyeti) verildi. Kara muammalar bu haktan istifade idrakinden mahrum görünüyorlar, Türk kadınlığının tarihe karışan bu felâket devrini hâlâ göz önünde yaşatmaya uğraşıyorlar. Taassub ve cehaletin kökleri kolay ayıklanamayan bir kanser olduğunu görüyoruz.”

6 serilik makalemin son sözü olarak; 28 Ocak 2012 tarihinde terk-i mekân eyleyen Keriman Halis'i rahmetle yâd edemiyorum, Mevla ameline göre rahmet eylesin…

HASRET YILDIRIM - TERCÜMEİHÂL

HASRET YILDIRIM DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  045619

-