28 MAYIS 2020 PERŞEMBE

Hüseyin Yağmur

TÜRKİYE’DE VAHŞİ ŞEHİRCİLİĞİ KİM BAŞLATTI?

Hüseyin Yağmur

Türkiye'yi yakından gözlemleyen bir kişi olarak şunu çok iyi biliyorum ki Türkiye'nin sağcıları, muhafazakârları, dindarları ortaya koydukları icraatları ya da savundukları hakikatleri yeterince anlatamıyorlar. Halbuki solculuktan geçinen ve beslenen insanlar ve Kemalistler kendi yanlışlarını çok güzel propagandalarla gerçekmiş gibi anlatmaya bayılıyorlar. Bu işi de çok iyi beceriyorlar.

 Türkiye'nin şehircilik sorunları konusunda da böyle yaygın bir propaganda egemen sözüm ona Türkiye'deki gecekondulaşmayı ya da vahşi şehirciliği Türkiye'nin sağcıları, muhafazakârları, dindarları başlatmış gibi bir propaganda hakim. Gerek meslek odaları gerek politikacılar ve  gerekse akademisyenler söze başladıkları zaman buradan giriyorlar. Halbuki bu çok açık bir tarih kalpazanlığı... Çok açık bir yalan…

 Bu vesile ile bu gün bu konuda küçük bir girizgah yapayım dedim. Kemalist Dönemin en muteber ve rejime en yakın kurmaylarından  biri olan Falih Rıfkı Atay, ‘Çankaya' isimli meşhur eserinde başkent  Ankara'da vahşi şehirleşmenin nasıl kurulduğunu şöyle anlatıyor:

 (…) Bir çok arsalar spekülasyoncuların eline geçmişti. Bunlar en başta devlet dairelerinin bir mahallede toplanmak fikrine karşı koydular. Çünkü Ankara'da nüfuz ticaretinin ilk kaynağı, meselâ Cebeci'de ucuz bir arsa almak ve Maarif Vekili'ne konservatuarı orada yapmaya karar verdirerek arsasını ona satmaktı. Yansen Planı, devlet dairelerini Atatürk Bulvarı üzerindeki bu günkü yerine topluyor ve hemen yakınında 3.000 memur meskeni için de arsalar ayırıyordu. En son bina, Büyük Millet Meclisi olacaktı. Devlet daireleri ile 3.000 memur meskeninin yapılacağı bölgeyi kamulaştırmaya karar vermiştik. Başvekil İsmet Paşa:-Bunun için yüz bin liradan fazla para veremem, dedi.

 Devletimiz çok fakir idi. Hepsinin bu para ile alınabilmesi için cadde üstündeki arsaların metrekaresine bir lira koymak lazımdı. Öyle yaptık. Emniyet anıtının bulunduğu kısımda Atatürk'ün yakın arkadaşları da arsalar edinmişlerdi. Hemen fiyata itiraz ettiler. Atatürk'e durumu izah ettik. Arkadaşlarını itiraz etmekten men etti. Böylece arka taraflara doğru fiyat ine ine bütün sahayı 118 bin liraya devlete mal etmiş olacaktık. Bu sefer Meclisteki spekülasyoncular: -Devlet daireleri bir araya toplanamaz, bir hava hücumunda hepsi yıkılıp gider, diye kıyameti kopardılar (Atay,1998:424).

 (…) Ankara Valisi Nevzat Tandoğan :-Malatya'da dağ başında yollar yapmışım. Yansen bana şehir içinde sokak yapmayı da mı öğretecek? Diyordu. Ve bir göstermelik olmak üzere parasının çoğunu, Atatürk'ün daima geçtiği bulvarı, plan disiplininin tersine, süslemek için harcıyordu.

 Avusturyalı Profesör ise Tuhaf zat bu valiniz, evinde iki ampulü yanmasa bir elektrikçi çağırır. Tesisata el sürmez. Çünkü elektrikte ölüm vardır. Ölüm olmadığı için benim planıma durmadan karışıyor. Halbuki şehircilik, elektrik tesisçiliğinden çok daha ince bir sanattır, diye söylenirdi (Atay,1998:425).

 (…..) Şehir planında evsiz fakirlere verilmek üzere bir ucuz arsalar bölgesi ayrılmıştı. Bu arsalar her isteyene parasız da verilebilecek fakat yapılanlar ufak kulübeler de olsa bir mühendisin kontrolü altında bulunacaktı. Tam merkezde mektep, çarşı ve dispanser gibi umumi tesisler için bir yer ayrılacaktı. Belediye bu vazifesini de bir yana bıraktı. Dışarıdan gelenler Ankara Kalesi tarafındaki sırtlarda ilk gecekonduları tecrübe ettiler. İmar Komisyonu yıkılma kararı verdi, vilâyet ve belediye aldırış bile etmedi. Türkiye'de gecekondu faciası, işte o zamanlar Ankara Belediyesi'nin imar plancılığını bu türlü baltalamasından aldı, yürüdü (Atay,1998:426).Ankara'nın ilk gecekondularının utanmadan sıkılmadan Demokrat Parti'nin defterine yazanlar  da işte bu şahıslardır.

 Atay, Kemalistlerin vahşi şehirleşmesini anlatmaya devam ediyor: Bir gün imar mütehassısına Atatürk'ün yakınlarından biri için yaptıracağı bir ev projesi getirmişlerdi. Mütehassıs Örley bana geldi:-Çankaya'dan getirdikleri için tasdik ettim. Fakat bu sokağa dükkân yapılmayacak, dedi. Fakat bir İstanbul Milletvekili, garaj bahanesi ile aynı sokaklardan birinde dükkân kaçırdı. Bir başka Milletvekili kat kaçırdı. Belediye göz yumdu. Ve tıpkı İstanbul'da spekülasyoncu ve arsa vurguncularının Prost'a oynadığı oyunu, Ankara'da yabancı şehircilere oynadılar. Yerli imar, orta Anadolu'da, hiç şüphesiz bugüne kadar harcadığımızdan daha az masrafla elde edeceğimiz yeryüzünün en ileri şehri hayalini mahvetti (Atay,1998:427).

 Ve Falih Rıfkı Atay bu konuda noktayı şöyle koyuyor: Sabit olmuştur ki, Mustafa Kemal, şapka ve lâtin harfleri devrimlerini başarabilecek kadar kuvvetli bir idare kurmuş, fakat bir şehir planını tatbik edebilecek kuvvette bir idare kuramamıştı (Atay,1998:428).

 Atatürk'ün yakın kurmaylarından Binbaşı Hüsrev Gerede de Ankara'da yaşanan yağmayı ve ortaya çıkan vahşi şehirleşmeyi şöyle anlatır: Fakat bu işin en acı, tarihin bağışlayamayacağı yönü, Kurtuluş Savaşı sırasında bazı açıkgözlerin haksız kazanç sağlayıp zengin olmalarıdır. Bu yüzden Ankara'nın yapım çalışmaları pahalıya mal olmuş, devletimiz ne yazık ki zarara uğratılmıştır. Bu duruma Atatürk engel olabilirdi. Ama bazı çevreler kendisine doğru bilgi vermediler. Özellikle Yenişehir bölgesini gerçek değerinin üzerinde pazarlamak isteyenler, arsa, apartman ve değerli konut sahibi olmak isteyen hırslı insanlar bir türlü engellenemediler. Hükümette görev almış bazı siyasiler, bir çok milletvekili, kolay yoldan para kazanmış müteahhitler, milli savunma ihalelerinde yükünü tutmuş namussuzlar için bu kentsel yapım çalışmaları önemli bir gelir kaynağı oluşturdu (Gerede- Önal,2003:264).

 Binbaşı Hüsrev Gerede, Ankara'da şehircilik anlamında ilk düğmenin nasıl yanlış iliklendiğini hatıralarında anlatır. Bu hatıra ülkemizdeki şehircilik anlayışındaki başıboşluğun kaynaklarını gösteren vesikalardan biridir: Bir sefalet görüntüsü veren Ankara, tarihsel Büyük Millet Meclisi binası ile birlikte bir yanda olduğu gibi bırakılarak Yeni Ankara daha uygun bir alana kurulamaz mıydı? Herhalde hesapsızlık ve bilgisizlik, bugünkü onarımı olanaksız ve düzeltilmesi güç, nüfusu ile taban tabana zıt gitmiş anlamsız bir şehir ortaya çıkardı.

 1924 yılında Dışişleri Bakanı olan İsmet İnönü, dışarıdan gelen hemen her görevliye yada  yurttaşa “Ankara'yı nasıl görüyorsunuz?" diye sorar, görüşünü alırmış. Bunlar gibi bir gün bana da sormuştu. İsmet Paşa'ya çalışmaları beğendiğimi ancak, ‘ortada bir kent planının olmadığını anladığımı' söyledim. Geldiğim ‘Avrupa'da şehirlerin önce planı yapıldığından, sonra buna göre yollar açıldığından, önce su, elektrik, kanalizasyon gibi alt yapının tamamlandığından mahallelerin cinsine göre belirlenen katlarda ev, apartman villalar oluşturulduğundan' söz ettim. Benden öncekilerin övgüleri karşısında benim bu gerçekçi görüşlerimin  İsmet Paşa'nın pek de hoşuna gitmediğini gördüm. Zorunluluk karşısında çok sonraları Jansen, Holgmeister gibi mimar ve şehircilik uzmanlarına değişik planlar yaptırıldı. Sonunda Ankara; kanalizasyonsuz, köyle kent arasında biçimsiz, anlamsız, dağınık bir kent olmaktan kurtulamadı (Gerede- Önal,2003:264).

 Falih Rıfkı Atay, Ankara'da ilk gecekonduculuğun ne zaman ve nasıl başladığını başladığını yukarıda anlatmıştı.

 İstanbul eski şehreminilerinden Cemil Topuzlu Paşa da İstanbul'un ilk gecekondularının ne zaman, nasıl ve hangi dönemde yapıldığını şöyle anlatmaktadır: 1.6.1946'da Beyoğlu dairesinden büyük bir ekseriyetle Şehir Meclisi âzalığına seçildim. İlk toplantıdan itibaren bu mecliste şehrimizi ve belediyemizi alâkadar eden birçok işlerde tenkit ve teklifler yapmış ve elliye yakın takrir vermiştim. Bunlar arasında şehir dâhil ve haricinde birçok gecekondular yapılmakta olduğundan, bunların derhal önüne geçilmesi de vardı (Topuzlu,2017:240). 

 Yukarıdaki vesika İstanbul'un ilk gecekondularının da Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarı döneminde 1946 yılında başladığının vesikasıdır.

Kaynaklar:

 Atay F. Rıfkı,  (1998), Çankaya, İstanbul:Bateş Yay.

 Gerede Hüsrev-Önal Sami,(2003),Hüsrev Gerede'nin Anıları,İstanbul:Literatür Yay

 Topuzlu  Cemil,(2017),80 Yıllık Hatıralarım, İstanbul: İşaret Yayınevi

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  326332

-