12 ARALIK 2017 SALI

Kazım Sağlam

TÜRKİYE ‘İSLÂM CUMHURİYETİ’ OLSAYDI NE OLURDU?

Kazım Sağlam

Biri dese ki; Cumhuriyet ilan edildiğinde, laik, demokratik vs… yerine İslamî bir idare oluşsaydı ve devlet şer'i bir devlet olarak kurulsaydı bugün ülke, İslâm dünyası ve dünya nasıl bir şekil almış olacaktı? Acaba dünya, bugünkü durumdan farklı mı olacaktı? Ne demek icab eder.

Buna toptan cevap vermek eksik olur, bazı başlıklar halinde değerlendirmek daha uygun olur.

Birincisi, kültür açısından.

İkincisi, dünyadaki yeri açısından.

Üçüncüsü, ekonomik açıdan.

Dördüncüsü, toplumun gelişmişliği açısından.

Beşincisi, insanlık açısından.

Çoğaltmak mümkündür. 

Türkiye, kendi şartları içinde değerlendirilir ve ona göre bir yer biçilirse sahici olur. Yok, böyle yapılmaz, Osmanlı'yla kıyaslanırsa durum T.C. aleyhine olur. Çünkü üç kıta ve yedi iklimde hüküm sürmüş bir imparatorlukla ulus- devlete hapsolmuş bir cumhuriyeti kıyaslamak işi çıkmaza sokar.

Cumhuriyet perestler de yanlışlarını örtmek için Osmanlı'yı-İslâm'ı –İslâmî değerleri kötüleyerek kendilerine yer edinme huyunu bırakmalıdırlar, aksi halde gerçekler aydınlandıkça foyaları ortaya çıkacak ve mahcup olacaklar.

Kültürel açıdan bir seyahat ederek bir an düşünelim. Şu anda bu ülkede Arap-İslâm harfleri yasaklanmasaydı, Arapça-Farsça-Osmanlıca ve mevcut Türkçe çok yaygın ve biliniyor olacaktı. Bunun yanına bir de Latin harfleri ilave edilseydi insanımız dış dünyayla irtibatta ne kadar rahatlamış olacaktı.

Ticaret için, bilimsel toplantı için, siyasî çalışma için daha donanımlı ve kendine güven içerisinde bu işi yapacaktı.

Geçmişiyle irtibat kopmamış olacaktı ve koca bir imparatorluğun tecrübesinden yararlanmış olacaktık.

Şiirde, sanatta, edebiyatta, devlet tecrübesinde, tarihte neler olmuş ve hangi devlet bize karşı nasıl davranmış elimizin altında olacaktı. Sanki yeni devlet değil yedi yüzyıllık devletmişiz gibi davranacaktık. Bizimle diyaloga geçen herkes de öyle kabul edecek bu aynı zamanda psikolojik bir üstünlük sağlayacaktı.

Bunu devlet işine geldiği zaman istismar ediyor, mesela emniyetin bilmem kaçıncı yüzyılını kutluyor.

Mevlana'nın derinliğini, Ebu Suud Efendi'nin fıkhî inceliklerini, Fuzuli'nin şiir dehasını hem öğrenmiş hem de onlara özenerek daha kaliteli ürün çıkarmış olacaktık.

Hadis ilminde münkat'ı hadisler makbul sayılmaz çünkü senedinde bir kopukluk var ve bu bir boşluğa işaret ediyor, bu boşluğa işaret zayıflık vesilesi sayılıyor itibarını zedeliyor. Bir devlet ve medeniyet için de aynı şeyler daha da mühimdir. İnkıt'a zaafiyet sebebidir. Atasını anlayamayan kendi çocuğuna ne verebilir. Hâlbuki kişi babasının yanlışlarından ders alarak kendi çocuklarını eğitebilir, onları doğru yolu sevkedebilir. Bundan kaçınanlar sadece veled-i zina olanlardır.

Harf inkilabı, bizi Arap aleminden, Farsça konuşan ülkelerden kopardı. İslam tarihiyle aramıza mesafe koydu. Düşünün, bu ülkede İslâm tarihi dersini veren hocaların bir kısmı Arapça bilmiyor ve bunlar İslâm ve tarihi hakkında hüküm beyan ediyorlar.

Ayrıca bizi Kur'an'dan da uzaklaştırdılar. Dostoyevski'yi daha iyi anlamak için Rusça öğrenilir ve fakat Allah'ın Kitabı Kur'an öğrenmek için Arapça'ya barikat konulur ve bu da övünç vesilesi yapılır. Arapçadan kopmanın Kur'an'dan kopmak ve Kur'an'dan kopmanın da dinden kopmak olduğunu anlayamayanlar bunun farkına varamazlar. Tercümenin aslın yerini tutamayacağını dünya alem bilir. Kuran'dan kopmak aynı zamanda bin beş yüzyıllık İslam tarihinden kopmak olduğunu artık anlamamız lazım.

Arapça bilmeyen Ebu Suud Tefsirini okuyamaz ve bilemez, Ebu Suud Efendi'yi bilemeyen Osmanlıyı tam anlamıyla kavraması da mümkün değildir. O zaman hemen batıya koşulur ve batılı Ebu Suud'u nasıl tanıtırsa öyle kabul edilir, Ebu Suud nasıl anlaşılırsa Osmanlı da öyle anlaşılır. Bu neye benzer biliyor musunuz? Bu, babasını bir Almandan veya bir Fransızdan öğrenmeye benzer.

Bırakın Arapça yazılmış Ebu Suud Efendi tefsirini, 1920-30 yıllarında Latin harfleriyle yazılmış kitapları şunun şurasında kaç kişi anlayarak okuyabilir. Cumhuriyet'in dindarlığını(!) savunanların dillerine doladıkları Elmalılı Hamdi Yazır'ın tefsiri “Hak Dini Kur'ân Dili”  sadeleştirerek okunuyor.

Babanzade Ahmed Naim ve Kamil Miras'ın hazırladığı Buhari'nin muhtasarı “Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi” ni bu ülkede kaç kişi okuyabiliyor, okuyanların kaçta kaçı anlayabiliyor.

Kendi ceddini bilemeyen kendini ve içinde yaşadığı dünyayı nasıl bilecek ve dünyadaki mücadelesinde neye dayanarak ayakta kalabilecek.   Bu serüveni sürdüreceğiz…

KAZIM SAĞLAM - ÖZGEÇMİŞ

KAZIM SAĞLAM DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  151247

-