UÇURUMUN EŞİĞİNDEYİZ

Nüfus kayıtlarına göre “yüzde 99’u Müslüman” olan Türkiye’de, son dönemde atılan adımlara rağmen, özellikle son yüzyılda İslam üzerinde yapılan tahrip ve tahrif çalışmalarının toplumun dini değerlerini zayıflattığı ortaya çıktı. MAK Danışmanlığın milletin dini değerlere bakışını ölçmek için yaptığı araştırmanın sonuçları çok vahim.


UÇURUMUN EŞİĞİNDEYİZ

Nüfus kayıtlarına göre “yüzde 99'u Müslüman” olan Türkiye'de, son dönemde atılan adımlara rağmen, özellikle son yüzyılda İslam üzerinde yapılan tahrip ve tahrif çalışmalarının toplumun dini değerlerini zayıflattığı ortaya çıktı. MAK Danışmanlığın milletin dini değerlere bakışını ölçmek için yaptığı araştırmaya göre, “Allah'a ve dine” inananların oranı yüzde 86 iken, imanın şartları sorulduğunda ise bu oran düşüyor. Her üç kişiden birinin evinde Kur'an-ı Kerim dahi olmadığı belirlenen araştırmada Hz. Muhammed'i (sav) örnek alanların oranı yüzde 63; hayatını okuyanların oranı yüzde 23; namazı beş vakit kılanların oranı da yüzde 22 gibi korkunç seviyeye inmiş görüldü. Hilafetin tesisini arzu edenlerin yüzde 54 civarında çıktığı araştırmada umut verici nokta ise, inananların ve ibadet edenlerin oranının önceki araştırmalara göre yüksek çıkması.

ALLAH'A İNANIYOR, DİNİNİ İNKÂR EDİYOR!

MAK Danışmanlık 12 Haziran - 18 Haziran 2017 tarihleri arasında, 53 şehri kapsayan “Türkiye'de Toplumun Dine ve Dini Değerlere Bakışı” başlıklı bir araştırma yaptı. Araştırmaya göre Türkiye'de “Allah'ın varlığına, birliğine ve bizi yaratıp yaşattığına” inananların oranı yüzde 86 çıkarken, “Allah'ın varlığına inanıp, gerisine karışmadığına” inanan deistlerin oranı yüzde 6, tümüyle inkar edip “Allah'a inanmıyorum” diyen ateistlerin oranı yüzde 4, inancını gizleyenlerin oranı da yüzde 4 çıktı.

‘İMANIN ŞARTLARI'NDA ORAN DÜŞÜYOR

Araştırmaya göre meleklere inananların oranı yüzde 75'te kalmış. Yüzde 15 “Gözümle görmediğim varlıklara inanmam” derken, yüzde 10 ise kararsız. Yine benzer bir şekilde mukaddes kitabımız Kur'an-ı Kerim'in vahiyle geldiğine inananların oranı da % 76'da kaldı. Buna karşılık “hayır” diyenler yüzde 14, cevap vermeyen veya kararsızlar ise yüzde 10'luk bir dilimi kapsıyor.

‘ALLAH'IN İPİNE TUTUNANLAR'IN ORANI DÜŞÜK

Araştırmaya göre evinde Kur'an bulundurup, okuyanlar yüzde 25; evinde Kur'an olmasına rağmen okumayanlar yüzde 32; evinde hiç Kur'an bulunmayanlar yüzde 33; cevap vermeyenler ise yüzde 10 oranında. Birkaç yıldır okullarda seçmeli ders haline getirilen Kur'an-ı Kerim dersi Kur'an'ı orjinal hattıyla okumada artış sağlasa da okuma oranı yüzde 32 seviyesinde. Kur'an'ın Türkçe mealini okuma oranı bile yüzde 17'de kalmış.

‘ÂLEMLERE RAHMET'TEN UZAKLAŞILMIŞ

Hz. Muhammed (sav)'i her anlamda örnek görenlerin oranı yüzde 63 çıkarken; yüzde 20'lik bir kesim peygamberlere inanmasına rağmen, Hz. Muhammed (sav)'i örnek olarak görmüyor. Dehşete düşüren bir sonuç ise Hz. Muhammed'in (sav) hayatını okuyanların sadece yüzde 23 olması. Toplumun yüzde 73'ü ise her şeye rağmen öldükten sonra dirileceğinin ve hesaba çekileceğinin farkında.

BÜYÜK BİR KESİM ‘DİNİN DİREĞİ'Nİ KIRMIŞ

Araştırmaya göre 5 vakit namazı kılanlar yüzde 22; vakit namazlarını bazen, cuma, teravih ve bayram namazlarını tam kılanlar yüzde 26; arada cuma,  teravih ve bayramı kılanlar ise yüzde 24 seviyesinde. Hiç namaz kılmayanlar ise yüzde 22 civarında. 11 ayın sultanı Ramazan'ın tümünde oruç tutanlar yüzde 45, İslam ülkelerinin “halifelik” benzeri bir dini liderliğe ihtiyacı olduğunu düşünenler ise yüzde 54 seviyesinde.

MAK Danışmanlığın milletin dini değerlere bakışını ölçmek için yaptığı araştırmanın görselleri:

foto galeri png ile ilgili görsel sonucu

 

 

MAK Danışmanlık 12 Haziran - 18 Haziran  2017 tarihleri arasında, 53 şehirde, 5 bin 400 kişi ile Türkiye'de Toplumun Dine ve Dini Değerlere Bakışı başlıklı bir araştırma yaptı. Nüfus kayıtlarına göre “yüzde 99'u Müslüman” olan Türkiye'de, son dönemde atılan adımlara rağmen, özellikle son yüzyılda İslam üzerinde yapılan tahrip ve tahrif çalışmalarının toplumun dini değerlerini zayıflattığı ortaya çıktı. MAK Danışmanlığın milletin dini değerlere bakışını ölçmek için  yaptığı araştırmaya göre, “Allah'ın varlığına ve dine” inananların oranı yüzde 86 iken, imanın şartları sorulduğunda oran daha da düşüyor. Her üç kişiden birinin evinde Kur'an-i Kerim'in dahi olmadığını ortaya koyan araştırmaya göre; Hz. Muhamned'i (sav) örnek alanların oranı yüzde 63'e; hayatını okuyanların oranı yüzde 23'e; namazı beş vakit kılanların oranı ise yüzde 22 gibi korkunç bir seviyeye inmiş. Araştırma hilafetin tesisini arzu edenlerin ise yüzde 54 civarında olduğunu gösteriyor. Umut verici nokta ise , inananların ve ibadet edenlerin oranının önceki araştırmalara göre yüksek çıkması.

                  Allah'ın varlığına, birliğine bizi yaratıp yaşattığına inanıyor musunuz? Şeklindeki sorumuza yıllardır %99 u Müslüman diye ifade ettiğimiz toplumun % 86 sı Evet, Allah'ın varlığına, birliğine bizi yaratıp yaşattığına inanıyorum, derken aynı soruya; Evet, Allah'ın sadece varlığına bizi yarattığına inanıyorum ama her şeye karıştığını karışacağını düşünmüyorum diyen literal anlamda DEİST diye ifade edilebileceklerin oranı % 6, Hayır, Allah'a inanmıyorum diyerek ATEİST olduğunu ifade edebileceklerimizin oranı % 4, farklı çekincelerle bu soruya Cevap yok / Kararsız diyenlerin oranı % 4 olarak değerlendirilmiştir.

            Deist ve Ateistlerin ağırlıklı olarak büyükşehirlerde yoğunlaştığı, taşrada bu oranın % 1 lerin altına indiği görülmektedir. Ortaya çıkan sonuç; toplumun inanç erozyonuna karşı ivedilikle bir manevi kalkınma seferberliğine ihtiyaç olduğunu göstermektedir.

            İmanın temel şartlarından olan meleklere iman konusunda toplumsal bilgisizliğin İslami anlamda insanların küfre düşme boyutunda inhirafına sebep olmaktadır. Gözüyle görmediğine inanmama hastalığı materyalizmin insanımızın inanç dünyasını nasıl törpülediğini göstermesi bakımından çok önemlidir. Kaldı ki dine ait değerlerin pek çoğu beş duyu ile algılanamayan aşkın alana ait değerlerdir.

            Gayba ve uhrevi aleme inanma Müslümanlığın temelini teşkil eder. Bu anlamda dinin pek çok değeri, melekler, cinler, ruh, cennet, cehennem vd. kavramlar imani değer itibarıyla çok önemlidir. Toplumun bu değerlerle techiz edilmesi, kimsenin görmediği yerde dahi bir gören var şuurunun kalp ve kafalara nakşedilmesi toplumsal ahlaki motivasyon içinde önemlidir.

                     Kur'an-ı Kerim'e inanmak bir bütün olarak inanmaktır. İçindeki hükümleri parçalayıp bölmeden, kavramların anlamlarını bozmadan, bağlamlarını koparmadan onu hayatın merkezinde değerlendirmektir aslolan. Yaptığımız kamuoyu araştırması toplumun bir kısmında; Kur'an-ı Kerim'in vahye dayalı ilahi  bir mesaj olgusunun yıprandığını göstermektedir. Bunun sebep analizi ayrıca daha kapsamlı araştırmalarla incelenebilir ancak bu noktada dikkat çekmek istediğimiz konu bu oranlar bundan sonraki Kur'an eğitimi içeren sorularla bir bütün olarak değerlendirildiğinde yeterince Kur'an eğitimi verilmemiştir.

            Evinde inanç kaynağı kitabı bulundurmayan yada var olanı okumayan ya da okuduğunu anlamayan bir toplumun onu anlaması, doğru anlaması ve yaşamasını beklemek zaten sağlıklı bir beklenti olmaz.

Peygamberlere inanıyor musunuz? Hz. Muhammed (SAV) sizin için her anlamda örnek alınacak rol model / örnek insan mıdır? sorusuna katılımcıların % 63'i  Evet, Peygamberlere inanıyorum ve ama  benim için her anlamda rol modeldir. derken % 20 si Evet, Peygamberlere inanıyorum ama bazı konularda örnek alsam da her konuda Hz. Muhammed (SAV) örnek alınacak rol model / örnek değildir. cevabını veriyor. Hayır, Peygamberlere inanmıyorum. diyenlerin oranı % 9. Cevap yok / Kararsız oranı ise % 8

                        Bir araştırma firması olarak durum tespiti yaparken toplumsal inanç değerlerine o inanç değerleri bizim inanç değerlerimizden farklı da olsa elbette saygılıyız. Eleştirilerimiz sadece inanç erozyonu ve yozlaşmaya dikkat çekmek içindir.

            Ahiret inancında inanma oranı yaşa bağlı olarak artarken, kırsaldan kent merkezlerine doğru azalma dikkat çekmektedir.

            Son bir kaç yıldır okullarda seçmeli ders haline getirilen Kur'an-ı Kerim dersi Kur'an-ı Kerim'i orjinal hattıyla okumada artış sağlasa bile araştırmamıza katılanların yaş grafiği itibarıyla okuma oranı halen düşük görülmektedir.

                        Bu soruya verilen cevapların içinde yaz dönemlerinde camilerde verilen Kur'an dersleri dahildir. Ancak özellikle cami hocalarının eğitimci formasyonlarının yeterince olmaması, özellikle geçmişte bu kurslara katılan pek çok kişinin "kötü hatıralarını" anlatması durumunu karşımıza çıkarmaktadır. Bu anlamda hocalara yönelik hizmet içi formasyon kazandırıcı eğitimler ve çok sıkı bir denetim mekanizmasına ihtiyaç önemli görülmektedir.

            Müslüman olduğunu söyleyen bir kişinin o dinin temel kaynağı kitapta ne yazdığını bilmemesi kadar hayret verici bir şey olamaz. Elbette meal o ilahi kaynağı mutlak anlamda anlamak için yeterli olmasa da içerik konusunda bir fikir vereceği de muhakkaktır. Maalesef günde 5 vakit namaz kılan insanlarında her gün 5 vakit namazda ortalama 40 defa okudukları ve bunu yıllarca fasılasız tekrarladıkları halde fatiha'nın anlamını bilmedikleri bir toplumda yaşıyoruz. 

                        Allah'ın istediği, Peygamber'in gösterdiği istikamette, düzgün bir yaşayışın ödülü olmanın ötesinde Allah'ın lütfu olan cennet hayatı her Müslüman'ın hedefidir. Ancak dünya cezp ediciliği ile insanı kendine meftun eder.

            İslam inancına göre O'na imanın Allah'a iman, O'na uymanın Allah'a uymak olduğu Hz. Peygamberin hayatını ve mesajını bilmek şüphesiz çok önemlidir. Son bir kaç yıldır okullarda seçmeli ders haline getirilen Siyer-i Nebi (Hz. Peygamber'in Hayatı) dersi Peygamber'i, hayatını ve mesajını anlama oranında artış sağlasa bile araştırmamıza katılanların yaş grafiği itibarıyla okuma oranı halen düşük görülmektedir.

            Türkiye'de 84 bin 684 cami bulunuyor. Bu camilerin pek çoğu maalesef sadece Cuma, Bayram ve kandil gecelerinde dolmakta sair zamanlarda pek çoğunda 1 saf bile cemaat olmuyor. Camilerin yeniden fonksiyonel hale getirilmesi gerekmektedir. Bu amaçla son yıllarda başta DİB nın bir gayreti olsa da bu konunun özellikle bir çalıştayla değerlendirilmesi faydalı olabilir.    

            Bilgiye ulaşmanın çok kolaylaştığı günümüzde her konuda olduğu gibi din konusunda da bilgiye en hızlı ve en kolay ulaşım aracı internet haline gelmiş durumdadır. Ancak kolay ulaşılan bu bilginin doğruluğu kadar internet üzerinden sapkın fikirlerde din kisvesi altında karşımıza çıkabilmektedir. Doğru bir analiz için temel dini bilginin mutlaka doğru kanallardan elde edilmesi gerekir. Halk arasında meşhur bir atasözünü unutmamak gerekir. Yarım doktor candan, yarım hoca dinden eder.  

            DİB bünyesinde kurulabilecek bir araştırma ve değerlendirme kurulu başta sosyal medya olmak üzere, dini içerikli her türlü yayını çoklu takibe alarak toplumu bilgilendirmeli ve gerektiğinde uyarmalıdır.

            Araştırmamızı yürüten saha ekiplerimizin aktardığı bilgi özellikle bu soruya cevap verirken katılımcıların çok çekingen ve tereddütlü yaklaştıkları, bir kısmının bir tarikat yada cemaat bağlantısı olmasına karşılık bunu ifadeden çekindikleri şeklinde olmuştur. Bunun muhtemel sebebi 15 Temmuz darbe girişimi sonrası toplumun cemaat ve tarikatlara kuşkuyla baktığı yönündeki algı olmuş olabilir.

            Toplumun dini ritüel olarak en çok yaptığını ifade ettiği davranış biçimi dua etmektir. Zaten Kur'an-ı Kerim'de insanın kıymet ölçüsü dua (Furkan Suresi 77) olarak ifade edilmektedir. Kendisini inançsız olarak ifade eden kişilerin bile özellikle dara düştüğünde dua ediyor olması ibretliktir.

            İnsanlar eş seçimlerinde kendilerinden daha dindar birini tercih etmekle dinin ahlaki değerlere katkısını ifade etmektedirler. Böylece hayatlarını daha güven içinde yaşayabileceklerini düşünüyorlar.

            Özellikle yaşı 30 üstünde olan toplum geleneksel ve dini literal anlamda selamları tercih ettiğini ifade etmektedir. Selamı aranızda yayın diyen Hz. Peygamber'in mesajı da bu yöndedir. Ancak sanal alemin hızla tükettiği kavramsal değerlerimizden birinin de selam olduğunu özellikle gençler arasında selamun aleykum şeklinde selamlaşmanın hızla tükendiğini belirtmek gerekir.

Bu soru din siyaset ilişkisinin özellikle reel politik bağlamda değerlendirilmesi bakımından çok önemli bir kriter olarak incelenmelidir.

            Buradan çıkan en önemli sonuç; inanç olarak dindar olduğunu ifade etmeyen yada İslami anlamda inancı zayıf kişilerinde bir kısmı itibarıyla günah işleme sonrasında pişmanlıklarını göstermesidir.

                       

Yorum Yaz

  027289

-