21 EKİM 2019 PAZARTESİ

Hasret Yıldırım

ÜSTAD KADİR MISIROĞLU’NA SALDIRAN EKREM ŞAMA’YA CEVAP-2

Hasret Yıldırım

Tarihçi? Yazar? Şair? Ekrem Şama'nın Hezeyânları

Sosyal medya üzerinden, vâkıf olmadığı bir mevzuu sadece parti militanlığı yaparak, farklı garazlar üzerinden şekillendirip; Üstad Kadir Mısıroğlu'na saldıran, Ekrem Şama isimli şahsa cevabımdır… Üstadım “Olgunluğun en bâriz göstergesi, dedikodu ve iftiraya tahammüldür.” buyursa da, haddim olmayarak, “biz sustukça saldıranların” ağzının payını vermeye devam edeceğiz inşaallah…

TDV İstanbul Kitap ve Kültür Fuarı'nda yaşanan “gereksiz” bir mevzu sonrası; Araştırmacı(?), Tarihçi(?), Yazar(?), Şair(?), gibi bilumum sıfatı resmî internet sitesine yazan Ekrem Şama, kitap satmak için yol ortasına kurduğu masada bir yazı kaleme almıştı. Biz de mevzuu bizzat yaşayan biri olarak kendisine cevap mâhiyetinde bir makâle yazdık ve hâdisenin teferruâtını naklettik. Ekrem Şama menfî veya müsbet bir açıklama yapmadan, yazısını kaldırdı ve kısa bir süre sonra “sosyal medya hesabını dondurarak, kardeşlerine veda etti.” Bir anlık heyecanla alınan bu kararın “boş muhabbet” olduğunu, 3 gün sonra yaptığı paylaşımdan anladık. Hâlâ kardeşleriyle beraber “Recep Tayyip Erdoğan'a nasıl saldırırım” seanslarına devam ediyorlar. “Nasıl saldırırım”ın küçük bir misâlini makaleme ilâve ediyorum ki, ibret olsun!. 19 Haziran'da Tayyip bey ve bir grup Milli Görüşçü ile çekildiği eski bir fotoğrafı profiline koyup “Keşke bu karede olmasaydım derim zaman zaman” yazan şahsa ne diyelim? Senin bir omurgan, duruşun, şahsiyetin varsa; yırtar atarsın fotoğrafı, bu şekil şov malzemesi olarak kullanmazsın… (Zaten karede de “simsiyah” çıkmışsın, siyah duvar panosu ile bir ahenk oluşturmuşsun. Yani fotoyu kullanıp kullanmaman da çok mühim değil, belli bile olmuyorsun, çöpe at!.)

 2_6

Ekrem Şama'nın Kadir mi, Sıroğlu mu Makâlesi Ne Anlatıyor?

Ekrem Şama'nın resmî internet sitesinde, “Kadir mi, Sıroğlu mu?” (9 Ocak 2013) serlevhasıyla neşredilen bir makâlesi var. Defalarca bu gürûh tarafından önümüze konuldu ve sanki resmî vesikaymış gibi, bunun üzerinden Üstad vurulmaya çalışıldı. Makâleyi hulâsa edersek, ilk bölüm Ekrem Şama'nın Üstad'a duyduğu hayranlık ve MSP yılları ile alâkalı bilgilere ayrılmış. İkinci bölümde, Üstad'ın yurtdışından geldikten sonra, Ekrem Şama'yı hüsrâna uğrattığına dair “iddiâlar” ile süslenmiş. Üçüncü bölümde ise Üstad Kadir Mısıroğlu, Recep Tayyip Erdoğan, Ak Parti üçgeninde, klasik “saadetizm militanlığı” yapılmış. Hele makâlenin bir sonu var ki, “felaket!.” Ekrem Şama gûyâ bir arkadaşı ile aralarında geçen konuşmayı şöyle nakletmiş:

“Geçen gün bir arkadaşımla aramızda şöyle bir konuşma geçti: -Üstad Mısıroğlu yeni bir kitap çıkarmış! -Bilmek istemiyorum! -Hani hiçbir kitabını, hiçbir makalesini kaçırmazdın, okumayacak mısın? -Aman kalsın, okumayacağım! -Satın almayacak mısın? -Hayır almayacağım! Sana bir şey daha söyleyeyim mi? Azrail ikimizin etrafında da kol geziyor. Hangimizi erken haklayacak bilinmez. Şayet Üstad'ı erken ziyaret ederse, şuraya yazıyorum, cenazesine de katılmayacağım.-Aaaa! -Yeter be! Mecbur muyum?”

Eğer Üstad senden evvel vefât ederse, ben sana küçük bir ipucu vereyim Ekrem Şama, senin gibilerin de cenazesine gelmemesini vasiyet etti!. Boşuna kapris yapmana gerek yok yani!. Üstad Kadir Mısıroğlu, 25 Mayıs 2013 tarihli Cumartesi sohbetinde, cenazesi ile alâkalı şunları söyledi: “Burdan ilân ediyorum!. Ben yaşadığım kadar yaşayacak değilim, 80'den gidiyorum!. M.Kemal'e zerre muhabbeti olan, cenazeme gelmesin!. Vasiyetimdir!. O'na zerre muhabbeti olanla, benim dünyada ve ahirette bir alâkam olamaz!. Kabul etmiyorum!. Haydar Baş'a da bu haberi gönderdim. Ondan evvel ölürüm, sakın cenazeme gelmesin!.”

Ekrem Şama'ya Göre “Çözüm”, Atatürk ve Atatürkçülük'te!.

Haa, “bu işin benle ne alâkası var” diyeceksin… Olmaz mı? Senin ve militan zihniyetinin gözünü Recep Tayyip Erdoğan düşmanlığı öyle kör etti ki, sen resmî internet sitende hâlâ yayında olan, “Kürt Açılımı ve Atatürkçülük” (2 Aralık 2010) serlevhalı makâlende; saf Müslümanların reylerini çalmak için, yıllarca arka planda söverek prim yaptığınız M.Kemal'i medhetmekle kalmadığın gibi, çözümün “Atatürkçülüğe dönmekle” olacağını iddiâ ettin. Yazıklar olsun!. Partiniz de, pırtınız da, siyâsetiniz de yerin dibine batsın!. Yıllarca Müslümanlarla oynamak yetmedi, şimdi de Kemalistlerin reylerine mi tâlip oldunuz?!. Hâlbuki onlar size rey vermeyeceği gibi, kedinin fareyle oynaması gibi oynar ve işiniz bitince sokağa atar. (Attı da!.) Vicdan sahipleri için harfine dokunmadan, alâkalı kısmı makâlenden iktibâs ediyorum:

“Siz Türk ve İslam diyarlarının nihai birliğini mi arzuluyorsunuz? O zaman ATATÜRK'çülüğe dönmekten başka çareniz yok. Cumhuriyet'in kurucusu bunun da yollarını göstermiş. Açın okuyun nasıl olacağını. Federasyon, konfederasyon ve ülkelerin birliği nasıl sağlanacak öğrenin. Uzağa gitmenize gerek yok. TBMM nin açılışını takip eden günlerde Atatürk'ün Meclis'in gizli oturumlarında yaptığı konuşmaları ve hazırladığı planları okuyun, öğrenin. Ders çalışın biraz. Bu gizli tutanaklar yayınlandı, gizliliği kalmadı. Atatürk İslam ülkelerinin kurtuluş savaşlarının neticelenip bağımsızlıklarını kazandıklarını görecek kadar yaşasaydı, onları nasıl birleştirip, Ortadoğu'yu nasıl şekillendireceğini hep TBMM de gizli oturumlarda anlatmıştı. İyi tetkik edin O'nun sözlerini. Göreceksiniz ki, Atatürk bugün yaşasaydı, Türk İslam birliğini kurmak ister ve başarırdı. Sayın Necmettin Erbakan'ın öncülüğünde kurulan, ama şu anda neredeyse pasifize edilmiş olan D-8 gibi birlikleri bizzat O yapar ve yaptırırdı. O tutanakları okuyun da siz de görün.

Siz ey yetkililer, çözümü dışarda aramayın. Çözüm gerçek Atatürkçülüğe dönüştedir. Lütfen aklınızı başınıza alın, bir oyuna gelmeyin!”

Şu kelimelere kargalar güler!. Herif, senin Şeriatını kaldırmış, senin Hilâfetini yok etmiş; Türk-İslâm Birliği kuracak, Ortadoğu'daki İslâm Devletlerini şekillendirecek!. Hattâ (burada mevzuu Erbakan'a getirmek için fazla gaza gelmişsin) D-8'leri kuracak!. Siz bu yazıları kaleme alırken ne içiyorsunuz Allah aşkına!. Normal bir kafayla bunları yazmak mümkün değil…

 

Üstad Kadir Mısıroğlu İçin Para Topladık “Çıkmazı!.”

Tekrar dönelim “Kadir mi, Sıroğlu mu?” makâlene… Burada, (Erbakan, N.U. ve İ.E.'nin şâhidliğiyle) başından geçtiğini iddiâ ettiğin bir “para” mevzuu var. Evvelâ okuyalım bakalım neler anlatmışsın: “1983-84 yıllarındayız. Başta Liderimiz Erbakan olmak üzere birçok ileri gelenimiz ya hapiste, ya namlunun ucunda, ya da yakın takipte. Çile çekiyorlar. Üstad Mısıroğlu da yurt dışında gurbette. İstanbul'da RP teşkilatı kurulmuş. Kurulmuş diyorum, birkaç nüfus cüzdanı ile ancak kurulabilmiş. Mühür kazıtmaya bile para yok. Tam yokluk dönemi. Cuntacılar siyasetçileri neredeyse bulduğunuz yerde linç edin, dercesine halkın nazarında kötülüyorlar. Halkın çoğu onlara kanmış, bizi “çorba yediği çanağa eden” kişiler olarak görüyor. Erbakan Hocamdan gizli bir mesaj geldi. İstanbul'da N.U ve İ.E öncülüğünde en az şu kadar lira para toplanacak. Bu paralar yurt dışında gurbete mahkum bulunan Üstad Kadir Mısıroğlu'na gönderilecek. Gün bu gündür, o insanımıza sahip çıkılacak.

Teşkilatlarımızda ısınacak yakıt parası olmadığı için titreyerek çalışmalar yapıyorduk ama, söz konusu Üstad ise ailemizin nafakası ya da cep harçlığı ayırımı yapılabilir mi? Hemen kampanyalar başlatıldı. Fedakar Milli Görüşçüler nafakalarını paylaştı. Toplanan paralar Üstad'ın buradaki yakınları vasıtası ile yerine ulaştırıldı. Çok para mıydı, belki değildi ama candan koparırcasına, zorlama ile değil ama zorlukla toparlanmıştı. Bize bu emri veren Liderimizi Rahmet'e uğurladık ama, N.U ve İ.E halen hayattadırlar. Üstad da hayattadır.”

Yazdığın gibi “Üstad hayatta” Elhamdülillah… Ben bu mevzuu kendisine harfi harfine nakledip, yaşanılanların doğru olup olmadığını sordum. Tabii aldığım cevap beni hiç şaşırtmadı. Her zamanki üslûbunuz ile yazılmış, “dâvâ adamlığı, acındırma, yokluklardan bu günlere gelme” silahlarıyla prim yapma!. (Ya da kendi içinizde para buhar oldu, Allahû Âlem…) Üstadım, “kat'iyyen böyle bir paranın kendisine ulaşmadığını, toplandığı ile alâkalı bir bilgisi olmadığını, bahse konu olan şahıslarla yüzleşebileceğini” söyledi. Hattâ yurtdışındayken kendisine, Bayburtlu Dede Paşa'nın halefi Abdürrahim Reyhan Efendi'nin müridlerinden bir kuyumcunun On Bin Dolar verdiğini, bunun dışında herhangi bir yerden, herhangi bir şekilde para almadığını söyledi.

 

Tüccar Sabri Özpala'nın, Üstad Kadir Mısıroğlu'na Vefâsı???

Mevzu esnasında “acı” bir hatırasını da anlattı… “Vatandaşlıktan atılınca, babadan kalan malları satışa çıkarılmış. Tabii bu manzaraya hiçbir yürek dayanmaz. Bu malları kurtarmak için, tüccar Sabri Özpala'dan “borç” istemiş. Karşılığında da “Ne kıymeti var, dünya malının?” tavsiyesini alarak reddedilmiş. Bu duygu yoğunluğuyla bir şiir kaleme almış: “Akıyorken bağrımdan, sıcacık taze kanlar, onu gonca gül sandı, dost sandığım nâdanlar!. Şâyed küçük bir diken batsa kendi eline, feryadı arşa çıkar, ağlatırdı hâline…” [Cemre (Hikâye-i Hal-III/Londra-1985), Sebil Yayınevi, Haziran-2007, Sayfa: 37]

Ekrem Şama, bu işler böyle; tek taraflı atıp tutmayla olmuyor. Nasılsa Üstad cevap vermiyor ya, meydan boş!. İnan, Üstad'ın seni taktığı filan da yok. Hattâ tanımıyor bile!. Bizlere de, “şunun hakkında yazın, buna cevap verin” filan dediği de yok!. Kadir Mısıroğlu mektebinin “üç ayakla seken topal köpeği” olarak; bir vefâ bab'ında, hakikâtlerin ortaya çıkmasını istediğimiz için, senin gibileri muhâtab alıyoruz. Cevap yazmak için araştırma yapıyoruz hâliyle...

 3_6

Ekrem Şama'nın Kitaplarının Kaynağı “Kadir Mısıroğlu”

Bir de kafa patlatıyoruz ve ne görüyoruz biliyor musun? Yazılarının tamamında, (bir yere kadar) öve öve bitiremediğin, lâkin seninle aynı siyâsi görüşü paylaşmadığı için ağzına ne gelirse yazdığın (televizyonlarda aleyhine konuştuğun) Kadir Mısıroğlu var ya, senin kitaplarında “kaynak” arkadaş ya!. Çıldırmamak elde değil!. “Metaller ağır yüklere uzun müddet maruz bırakılırlarsa, moleküllerinde bozulmalar olurmuş. Buna “metal yorulması” denirmiş. Bence Üstad'ın beyni de benzer bir şekilde “beyin yorulması” na uğramıştır.” dediğin, yani Kemalistlerin Üstad'a saldırma sloganı olan “Deli” yâftasını yapıştırdığın Adamı, neden kitaplarında kaynak gösteriyorsun? İnsanlarla alay mı ediyorsun? “Deli”yi kitaplarında kaynak gösteren adam da “Veli” olmaz herhalde!. Okuyucularına hiç mi hürmetin yok?!. Zaten seni okuyanlar “biat” kültürü ile zirvelerde “uçanlar” olmasaydı; künyesinde “Temmuz-2012 yazan, Şu Boğaz Harbi” isimli kitaba o tarihte 25.baskıyı yaptırmazlardı. (Enteresan olan, onlarca nüshasını tetkik ettiğim kitabın, o baskıdan sonra baskısına rastlamadım. Ya nazar değdi, ya da okuyucular kaynakta bir “Deli” olduğu için almaktan vazgeçtiler. Baskı sayısının (az adet üzerinden) “şişirme” olma ihtimâli de var.)

Komik olan, Hilelerle Çanakkale, Osmanlı Düşünüyordu, İnsanlar ve Mallar isimli kitaplarında da “kaynak” Deli Kadir?!. Hattâ kaynak demeyelim, “kaynaklar.” İlk baskısını, 2012'nin Şubat ayında yapan “Osmanlı Düşünüyordu” isimli kitabının kaynaklarında, Üstad Kadir Mısıroğlu'nun kaleminden çıkan; Lozan Zafer mi Hezimet mi?, Osmanoğullarının Dramı, Hilâfet, Sultan Abdülaziz, Sultan Abdülhamid, Sultan Vahideddin, Barbaros Hayreddin Paşa bulunuyor. Aga, sen piyasayı tımarhaneye çevirmişsin!. Artık “metal yorulması” mı, “beyin yorulması” mı bilmiyorum; bu denli nefret kustuğun birini de kaynak olarak gösterme!. Üstad senin kitaplarında, “kaynak” olmaktan zûl duyar, eminim… Bu vesileyle “sağlam” reklamını da yaptık haa!. Reklamın iyisi, kötüsü olmaz!. Siz prim yapmayı çok seversiniz!. Büyük ihtimalle kitap satışına da yansır bu “reklam.” Zaten umumiyetle “kitap satmak” için reklam yapan yazar-çizer takımı, evvelâ Üstad Kadir Mısıroğlu'na saldırıyor. Adam “marka” arkadaş!. Ne kadar saldırırsan, o kadar “cebellezi.”

Reklam: Ekrem Şama'nın “Allah Dostu Erbakan” Kitabı

Son olarak, “Allah Dostu Erbakan” isimli kitabının da reklamını yapalım hadi!. Kitabın 437. sayfasındaki “Hikmet Önsezi ve Rüya Alemleri” serlevhalı 16.bölüm “manyak” olmuş. İnsan hep “beşinci boyutta” geziyor okuyunca… Allah Dostu Erbakan'a iftira eden birinin, cehenneme atıldıktan sonra, meleklerin “Allah bunu affetmez” demesi, gözlerimi yaşarttı… Buradan Erbakan'a bulaşmanın tehlikesini anlıyoruz da, sana bulaşmanın tehlikesi yoktur inşaallah. Ne olur, ne olmaz; siz başka âlemlerde yaşıyorsunuz çünkü…

Not: Bir dahaki müdâfaa yazım; askere gitmemek için yüz elli çeşit fırıldak çeviren “dalaksız” Ahmet Hakan Coşkun, 15 Temmuz Destânı sonrası FETÖ'yü satan Taha Akyol, ağzı lağım çukurundan farksız olan Yılmaz Özdil ile alâkalı olacaktır. Ağalar, “köpeksiz köyde, değneksiz geziyorlar” bakalım…  Bir de, Serdengeçti'nin tezgâhın da hesaplaşalım; Üstad Kadir Mısıroğlu'na “fütursuzca saldırmak” ne demekmiş görelim, vesselâm…

 

1_7

HASRET YILDIRIM - TERCÜMEİHÂL

HASRET YILDIRIM DİĞER YAZILARI

  1. Allah razı olsun söylemek istediğimiz herşeyi sizin ağzinızdan duyunca yüreğime su serpiliyor. Bizim gibi düşunenler var ve hatta bu yolda mesai sarfediyorlar. Bu Allahın izniyle umutlarımızi artiriyor. Kadir Mısıroğluna çok büyük bir sevgim var onu görmeyi çok arzu ediyorum. Hem size hem üstadımıza duacıyım..

Yorum Yaz

  091887

-