18 AĞUSTOS 2019 PAZAR

Altan Çetin

UZAYDAN İNSAN GÖRÜNÜYOR MU HÜSTIN?

Altan Çetin

Uzay çağını yakalamak, nano teknoloji, aya uzay gemisi yollamak, 21. yüzyılı yakalamak mottolarıyla kendimizi yargılıyor, hesaba çekiyor ve yollara düşüyoruz. Bu noktada çağ ile yüzleşmek ve aşmak noktasında her şey makul ve meşru lakin yol yine yanlış. Sonuçlara bakarak cevaplara yer bırakmayan bu sığ kafa bizi birkaç asırdır yolumuzdan ettiği gibi, bir mecra inşa etmekten de uzak bıraktı. Üretilmişler üzerinden kendinize don biçmek ama kendinize don biçecek bir aklımız ve aletimizin olamaması. Daha fenası bilmekle inanmak arasında uzlaşıyı savaşa dönüştürerek evrene ve kendisine yabancılaşıp, birliği bozup ideolojik makinelerin içinde etrafa savaş açan insan İsmet Özel'in tabiriyle “İnsanın gölgesiyle tanımlandığı bir çağda” yaşar. Yabancılaşmıştır özüne ve sözleri bir gölgeyi tarif etmektedir. Arar insan kendi arafında kendini ve yine İsmet Özelce “Belki ruhların gölgesi düşer de marşlara mümkün olur babamı varlık sancısıyla çağırmak” diyerek kendi uzağına düştüğü o yerde varoluşuyla  kendisini var kılanın mantığının birleştiği kendi olduğu o yeri bulmaya çabalar durur. İnsan tasavvurumuz ne ve insan neyle görünür varoluşta?

İnsan doğası icabı ferdi varlığıyla psikolojik yahut asabiyeye dair bir varoluşu temsil eder; karakteri, ahlakı ve mizacı onun ferdi yapısının temel taşları olarak bireyi inşa ederken bu aynı zamanda varoluşa doğru önünde açılan pencerelerindendir. Bu bakımdan asabiyesi onu doğasının diğer bir yanına taşır; içtimai bir varlıktır o, sosyolojik yanı asabiyesinin birleştirici gücü, düzen isteyen aklı ve toplum içinde var olan zihniyetiyle o içtimaî dayanışma duygusuyla toplum içinde var olarak, şahsiyetini ikame eder. Kültürümüz toplum içinde dayanışmayı, yardımlaşmayı ve kaynaşmayı öne çıkartan bir sosyolojiyle bizi inşa eder. Bunun ötesine de geçer insan ve düzen, hukuk düşüncesi onu kendi bencilliğinden ve çevreyi doğasının aşırılıklarından korumak için devlet fikrine taşır. Devlet fikri adalet düşüncesinin fert ve toplum düzeyindeki fikriyatının müesseleşmesidir. İnsan kavramlarla düşünür ve bunu muhtelif şekillerde çevresine kendi üslubunca aksettirir. İşte insanın burada kültür ve medeniyet olarak nitelenen nihai çerçevedeki yapısına ulaşırız. Asabiyesiyle toplumla birleşip devlete ulaşan insan kültürü ile kendi varlığını tespit ederken, medeniyet ile beşeriyetin müştereklerine dair nihai sözünü söyler. Bize bunu gösteren bilgi kaynağı nedir?

Bu makuleyi nereden bileceğiz? Elbette tecrübemizin ve varoluşumuzun şahidi olan tarihten. Tarih nedir? İnsan tasavvur ve tasdikleridir; Düşünür ve belgelendirir. İşte tarihin bilim ve bilgi olarak ana eksen kavramlar bunlardır. İnsan tasavvurlarıyla düşüncesini vaz' ederken, ortaya koyduğu delil, belge ve kanıtlarla tasavvurlarını bilir ve gösterir. İşte tarih bu yolda insana kendisini gösterecektir. Tarih tespit etmektir. Var olan tespit edilir; tarihçilik var olan şeyleri tespit ederek, var olanla temas ederek aklı düzenler; ispatla değil tespitle uğraşır. Savunmaz sergiler. Övmez yahut sövmez; anlar ve açıklar. Tespit edilebilen şey mümkündür; Tarihteki mümkünleri tespit akla yol açar, tarih tespit ederken imkânları da mümkünlerden okuyarak geleceğe söz söylemeyi mümkün kılar. Tespit etmek tenkit etmektir. Temyiz ve tefrik tam burada karşımıza çıkar. Tarihi tenkit bir temyiz ve tefrik usulüdür. Doğruyu yanlıştan ayırt edebilmek kültürünü kazanmaktır tarihle temyizi öğrenmek. Bilgi okyanusunda bu ayırt edebilmek imkânı ile gerçeği fark edebilmek yani tefrik karşımıza çıkar. Tarih tenkidi de budur. Yazarı, yazılanı ve onları yeniden yazanı içten ve dıştan ayırt ederek gereği fark edebilme sezgisine sahip olmak tarih tenkidinin tespitiyle mümkün olur. Tarihin tespiti bu yolla mümkünü görmeyi sağlar. Geçmiş “an”a bu sayede özü taşıyabilir. Nihayet tefekküre çıkar yolumuz. Tespit ve tenkitler bizi tefekküre taşır. Tam burada yolumuza tarih felsefesi çıkar; bu, tarihi ve tarihçiliği düşünmektir. Yapı ve yöntem makulesidir tarih felsefesi. İnsan kendisini düşünürken kendi gölgesiyle tanımlanmaktan çıkıp kendisini tarife girişecekse bu kısacık tarihi düşünme aşamalarına ve tarihle düşünme kültürüne haiz olmalıdır. Tarihi bakış açılarıyla düşünüp tarihle düşünemez olduğumuzdan beri aya gemi gönderenlerin ardından bakar dururuz da biz nereye ve neye yazgılıyız onu düşünemeyiz bir nicedir. Tarihin 3 tsi ile tespit, tenkit ve tefekkür ile bahsedilen kültüre haiz olarak aklımızı düzenleyerek kendimize yani tarihe bakmak bize aya doğru medeniyetin açacağı yolun çok ötesinde bilgeliğin, huzurun, adaletin ve mutluluğun açık ve seçik yolunu gösterecektir ki Türk milletinin yazgısı nizam-ı âlem mefkûresi de tam burada başlar. Burada teknolojiyi yok saymak, bilimi göz ardı etmek gibi ilkel bir çağrıda bulunduğumuz vehmine kapılanlar olması ihtimaline binaen asla öyle bir kastımız olamazı ifade edelim. Bu hayattan kopmak ve hezeyan olur. Lakin insanı tekdüzeleştirerek gölgesiyle tanımlayıp esasını ihmal etmek bugün yaşanan telafi edilmez insani ve çevre meseleleriyle karşı karşıya kalmamıza yol açmaktadır. Tekniğin o namütenahi ilerlemesi yanında insanın dönüp dönüp aradığı aslını da unutmamak lazımdır, denilen de budur.  

Son sözü var oluşumuzun temel esası kitabımızdan verelim: Onların kıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır. Kıssalar tarihin tespit ettikleridir; akıl sahibi olanlar ise tenkit ve tefekkürle düşünür, anlar ve açıklayarak ibret kavramını çok yönlü olarak ortaya koyarlar. İbret kelimesi abere kökünden geçmek manasında gelir ve ister geçmişe bakar, ister hali değerlendirir isterse de geleceğe geçer gider tarih düşüncesi ve tarihle düşünmeyi bilenlere yol açar. Lakin akıl sahipleri içindir bu imkân. Taklit edenler gölgesiyle tanımlanmaya mahkumdur.

Hüstın burası dünya uzaydan insan görünüyor mu?

Vesselam

ALTAN ÇETİN - TERCÜMEİHÂL

ALTAN ÇETİN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  913381

-