12 ARALIK 2017 SALI

Lütfi Bergen

VARLIĞIN HAKKI

Lütfi Bergen

Müfredat'a göre “Hikmetin gereğine uygun olarak yaratılan şeye” ve “Gerektiği yerde, gerektiği kadar, gerektiği zaman ortaya çıkan fiil/hareket/söze” hak denir. Her hakkın bir hakikati vardır. (Rağıp el-İsfâhani, Müfredat, Çıra Yayınları, c: 1, 2006: 327-328). Yaratılan her şeyin hakkı vardır.

Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi,“Hak” kavramını doğumla başlatarak özgürlük, mülkiyet, güvenlik, direnme haklarını verdi:

Madde 1: İnsanlar, haklar bakımından özgür ve eşit doğar ve yaşarlar. Sosyal farklılıklar ancak ortak faydaya dayanabilir.

Madde 2: Her bir politik birleşmenin amacı; doğal ve dokunulamaz insan haklarını korumaktır. Bunlar; özgürlük hakkı, mülkiyet hakkı, güvenlik hakkı ve baskıya karşı direnme hakkıdır.

Madde 4: Özgürlük başkalarına zarar vermeden istediğini yapabilmektir: Her bir insanın doğal haklarını kullanması da toplumun diğer üyelerinin de aynı hakları kullanmasını garanti altına alacak sınırlar içindedir.

 Bildiri “İnsan Hakkı”nı doğumla ve bireyden başlatmaktadır. Bu durumda soru şudur: Fetus için “Doğma Hakkı” tanınacak mıdır? Bu soruyu ceninin ana-babası açısından sormuyorum, Allah'ın yarattığı varlığın hakkı açısından soruyorum.

 Felsefeciler (İoanna Kuçuradi) konuyu etikle ilişkili görmektedir: “Acaba fetus'un, normal olarak onu taşıyan insanın (annenin) varlığından ayrı bir varlığı var mıdır? Fetus, bir insan mıdır, yoksa bir insan olanağı mıdır? Bu konuda (…) bir insan hakları sorusundan çok, bir etik sorunla karşı karşıyayız: Bir insanın (annenin) kendi kendisiyle ilişkisinde bir sorunla.” Fetus, anneye ait mi?

 Türk Medeni Kanunu'nda ceninle ilgili şu hüküm vardır:

 TMK Madde 28- (1) Kişilik, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlar ve ölümle sona erer. (2) Çocuk hak ehliyetini, sağ doğmak koşuluyla, ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde eder.  

 Türk Ceza Kanunu'nda ceninle ilgili hüküm ise şudur:

 TCK Madde 99– (1) Rızası olmaksızın bir kadı­nın çocuğunu düşürten kişi, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Tıbbî zorunluluk bulunmadığı hâlde, rızaya dayalı olsa bile, gebe­lik süresi on haftadan fazla olan bir kadının çocuğunu düşürten kişi, iki yıl­dan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu durumda, çocuğunun düşürtülmesine rıza gösteren kadın hak­kında bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.

 Nüfus Planlaması Hakkında Kanun'unda ise şu hükümlere yer verilmiştir:

NPHK Madde 5- Gebeliğin onuncu haftası doluncaya kadar annenin sağlığı açısından tıbbi sakınca olmadığı takdirde istek üzerine rahim tahliye edilir.

NPHK Madde 6- 5 inci maddede belirtilen müdahale, gebe kadının iznine, küçükler de küçüğün rızası ile velinin iznine, vesayet altında bulunup da reşit veya mümeyyiz olmayan kişilerde reşit olmayan kişinin ve vasinin rızası ile birlikte sulh hâkiminin izin vermesine bağlıdır. 5 inci maddenin birinci fıkralarında belirtilen ve rızaları aranılacak kişiler evli iseler, sterilizasyon veya rahim tahliyesi için eşin de rızası gerekir.

TCK ile NPHK ceninin “Doğma Hakkı”nı ilk on haftaya kadar korumamakta, ceninin yaşamına son vermeyi “yasal” saymaktadır. TMK ise cenin yaşarsa ve doğarsa hak ehliyetini rahme düştüğü andan itibaren kabul etmektedir.

 Türkiye'de feminist STK'lar “Mevzuatla kadınlar istemediği gebeliği sürdürmek zorunda bırakılmaktadır. Kadının kendi bedeninde olan bir şey için kendi özerkliğine, iradesine saygı duyulması insan haklarına saygının gereğidir. Kadın kendi bedeni hakkında karar vermede özgürdür, bu haktır ve özgürlük ile hakkın güvence altına alınması gerekir. Patriyarkinin (devlet veya erkeğin) kadının bedeni üzerinde yetkisi yoktur” şeklinde izah ettikleri fikri savunmaktadır.

 Bu konularda çalışan bir STK'nın tüzüğünde insan hakları tanımı yapılmadığı gibi, insan hakları listesine de yer verilmemişti. Tüzüğünde kuruluş amacı şöyle ifade edildi: “İnsan haklarını, insan haysiyetiyle ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan, bu sebeple de zulüm niteliği taşıyan; ekonomik, sosyal, hukuki, psikolojik, kültürel ve fiili her türlü engelin kaldırılması, zulme uğrayan başta insan olmak üzere bütün varlıkların doğalarının korunması amacıyla her türlü mücadeleyi vermektir.” 10 haftadan küçük cenin, varlık değil midir?

 İoanna Kuçuradi, “İnsan hakları dediğimiz bu haklar nelerdir? (…) Çeşitli uluslararası belgelerde ve çeşitli anayasalarda “temel haklar” başlığı altında kişi hakları, yurttaş hakları, sosyal-ekonomik-kültürel-siyasal haklar gibi hak türlerini (…) görürüz (…) Bir temel hak sayılması gereken bazı istemler (…) bu belgelerde yer almamaktadır. Elimizdeki insan hakları listelerini gözden geçirmek ve “yeni haklar” saptayabilmek için, ölçüt olarak ne kullanılabilir?” sorusunu yöneltir (İoanna Kuçuradi, Felsefe ve İnsan Hakları, İnsan Haklarının Felsefi Temelleri-kitabının içinde, Yayına Hazırlayan: İoanna Kuçuradi, Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları, 2016: 74). İoanna Kuçuradi, bir başka kitabında “İnsan hakları kavramlarının içeriğini bilgisel olarak belirlemek felsefenin işidir” der (İoanna Kuçuradi, İnsan Hakları-Kavramları ve Sorunları, Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları, 2016: 114).    “İnsan Hakları” konusunda neyin hak olup-olmadığı hususu hâlâ netlik kazanmış değildir. Bu alanın “felsefe”ye bırakılması, “adalet hukuku”nu tahkim etmeyecektir.

 “İnsan Hakkı”, “Mazlum Hakkı” kavramlaştırmaları mefhum-u muhalifinden okunduğunda, kavram koyucunun egemen konumuna boyun eğmektedir. Örneğin, “Yaşama Hakkı”, ceninin “Doğma Hakkı”nı yok etmektedir. Cenin kadın bedeninin dokusu/uru/tümörü/organı değildir. Cenine müdahale bir apandisit ameliyatı da değildir. Bedene ait olmayan cenin vücuda misafirdir. Kürtaj, ceninin parçalanarak rahimden tahliyesidir.

 Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi'ndeki “Hak doğumla başlar” (1. Madde) hükmü ile “Özgürlük, her bir bireyin başkalarına zarar vermeden istediğini yapabilmesidir” (4. Madde) hükmü el/göz/kulak/dil/burun tarafından algılanamayan âlemdeki varlık'ı yok saymaktadır. Oysa kalb, beş duyu için gayb olan âlemi bilmektedir. Ol âlemin/varlığın hakkı kalbdeki vicdanı silkelemektedir.

 

LÜTFİ BERGEN - ÖZGEÇMİŞ

2009’dan itibaren değişik internet sitelerinde ve Hece, Hece, Öykü, İdeal Kent, Düşünen Siyaset, Opus, Değirmen, Hak-İş Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi, Kün Edebiyat, İtibar, Granada, İştirakî, Anadolu Gençlik, Çilingir, Diyanet Dergisi, Yolcu gibi dergilerde; Yeni Şafak ve Star gazetelerinin kitap eklerinde, Star Gazetesi Açık Görüş, Al Jazeera Türk, Arkitera Mimarlık gibi mecralarda makaleleri yayınlandı. 2012’de Eleştirel edebiyat- din- iktisat ilişkilerini temel alarak yöneldiği erken dönem Cumhuriyet hikâyesi incelemelerini “Edebî Metinde Din – İktisat” başlığı ile yayınladı. “Edebi Metinde Din- İktisat” başlıklı kitap 2012 TYB Edebi Tenkit Ödülü almıştır. Basılmış Eserleri: Azgelişmişlik Üstünlüktür (1996- 2012); Ahlâk Ayaklanması (1999- 2012); İsyandan Dirliğe: Anadolu’da Yerli Olmak (2011); Edebî Metinde Din – İktisat (2012) - TYB Edebi Tenkit Ödülü (2012); Kozmosta Yerlilik- Evlerimizi Kaybediyoruz (2013); Kenti Durduran Şehir (2013); Kent-İslâm ve Kapitalizm –Şehre Yürüyelim Batı Yıkılacak- (2014); İslâmcılık Söylem ve Eylem –Bir Şiddet Eleştirisi- (2014); Medeniyet – Müslüman Toplumsallığın İnşâsı- (2014); Devlet ve Allah –AnadoluSol Bakış- (2014); İnsanın Beşinci Zindanı (2015); Bilginin Kaynağı Nedir (2015); Kalın Anadoluculuk- İsmet Özel’e Bir Cuma Mektubu (2015).

LÜTFİ BERGEN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  117835

-