22 OCAK 2020 ÇARŞAMBA

YABANCI KÖKENLİLERE HER ALANDA AYRIMCILIK UYGULANIYOR

UHİM heyetinin Almanya’daki temasları çerçevesinde edinilen bilgiler, yabancı kökenlilerin ev kiralama, satın alma, apartman ve komşuluk ilişkileri gibi konularda da ayrımcılığa maruz kaldıklarını doğrulamaktadır.


YABANCI KÖKENLİLERE HER ALANDA AYRIMCILIK UYGULANIYOR

IGMG'den Av. Naci Hüseyin Türk, barınma ihtiyacını karşılamak için ev arayan Müslüman ailelerin sıkıntı yaşadığını söylerken, UETD Yönetim Kurulu Üyesi Av. Dr. Hayrullah Özcan, kültürel farklılıklar üzerinden bir söylem geliştirildiğini ve bunun ciddi bir sorun olarak lanse edildiğini ifade etmiş ve şu örneği vermiştir:

“Örneğin bizim kültürümüzde eve girerken ayakkabı çıkartılır ve evde ayakkabı ile gezilmez. Ancak Almanlarda böyle değildir. Bu durum dahi apartman hayatında Almanlar açısından sorun teşkil ediyor, bir sorun olarak algılanıyor.”

UHİM heyetinin görüştüğü kurumlardan Anti-Rassismus Informations-Centrum (Aric) ise yabancı kökenlilerin yaşadığı sıkıntılar ve kendilerine gelen şikayetlerden hareketle konu ile ilgili bir rehber kitap hazırlamıştır. “Ev Ararken Eşit Haklar-Göçmenlere Öneriler” başlıklı kitapçık, göçmenlere ev ararken maruz kaldıkları olumsuz muameleler karşısında nasıl hareket etmeleri gerektiği konusunda yol göstermektedir.

YAŞAM HAKKINA MÜDAHALE: IRKÇI ŞİDDET VE NEONAZİ CİNAYETLERİ

Almanya'da yabancı düşmanlığının 70'li yıllarda tırmanışa geçmesi ile şiddet içeren ırkçı saldırılar yaşanmaya başlamış ve Neonazi örgütleri oluşmaya başlamıştır. Yeraltı örgütlerinin şiddet eylemlerinin hukuka uygun biçimde karşılık görmemesi ve siyasî mercilerin olayları görmezden gelen tavırları sebebiyle başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerindeki ırkçı faaliyetler zamanla yerüstüne çıkmaya, toplumsal taban bulmaya, kamuoyunu etkilemeye ve siyasî arenada boy göstermeye başlamıştır. Daha önce temelleri atılan ırkçı saldırılar, iki Almanya'nın birleşmesi ile 90'lı yıllarda giderek yaygınlaşmış ve 2000'li yıllarda Avrupa'nın ve özelde Almanya'nın bir gerçeği haline gelmiştir. Neonazi faaliyetleri şiddet eylemleri şeklinde kendini gösterirken, söylem ve etkinliklerinin kamusal ve toplumsal alanda karşılık bulmasıyla ırkçılık ve yabancı düşmanlığı yabancı kökenlilerin tüm yaşam alanlarını içine alacak şekilde etkinlik alanını genişletmiştir. Siyasî temsilden barınmaya, inanç hürriyetinden eğitime kadar çok geniş bir sahada görülen yabancı düşmanlığı medyanın da etkisiyle toplumsal meşruiyet kazanmıştır.

Başta Alman medyası olmak üzere, Avrupa medyası, kendi topraklarında gerçekleşen hukuk ve in­sanlık dışı olaylara karşı gerekli duruşu sergilememektedir. Kendi coğrafyası dışındaki gelişmelerde insan haklarını koruma gerekçesiyle müdahil olan, başka ülkeler için demokrasi karneleri ve gelişme raporları hazırlayan siyasî merciler ve sivil toplum kuruluşları da Almanya'daki ırkçı şiddeti görmezden gelmektedir.

1975-85 yılları arasında Almanya'da bulunan gazeteci yazar Murat Çulcu'nun Hürriyet gazetesinin Avrupa baskısında yayımlanan yazı dizisi daha sonra Türkiye'de “Neonazizmin Suçüstü Tutanakları” adıyla yayımlanmıştır. Çulcu Almanya'da bulunduğu yıllarda, Türkiye'den Almanya'ya göç eden ve farklı alanlarda çalışan pek çok kişi ile görüşmeler gerçekleştirmiş ve ülkede olup biten hadiseleri kayda almıştır. Bugün tarihsel bir belge niteliği taşıyan bu çalışmada yer alan tanıklıklar, yabancı düşmanlığı ve Neonazi terörünün daha o yıllarda yaşandığını ortaya koymaktadır. Aradan geçen 30 yılı aşkın zaman zarfına karşın, Almanya'da yaşayan özellikle Türk göçmenlerin yaşamın her alanında ayrımcılığa maruz kaldığı gerçeği değişmemiştir.

Almanya'da 1990 ile 2011 yılları arasında işlenen ırkçı cinayetlerin sayısı ile ilgili farklı rakamlar telaffuz edilmekle birlikte, Aralık 2013'te emniyet birimlerinin şüpheli dosyaları yeniden incelemesinden sonra bu rakamlar güncellenmiştir. Aralık 2013'e kadar resmî olarak açıklanan 60 rakamının gerçeği yansıtmadığı, 1990-2011 yılları arasında işlenen ırkçı cinayetlerin sayısının aslında 746 olduğu belirtilmiştir.

Neue Osnabrücker Zeitung adlı yerel gazetenin haberine göre, Federal Kriminal Dairesi ve Eyalet Kriminal Daireleri, ülkede 1990-2011 yılları arasında “şüpheli” olarak kayıtlara geçen 3 bin 300 cinayeti yeniden mercek altına almıştır. Gazeteye konuşan İçişleri Bakanlığı'nın bir sözcüsü, elde edilen bulgulara göre 746 cinayette ırkçı ve yabancı düşmanı motif tespit ettiklerini duyurmuştur.

Sivil toplum örgütleri ve göçmen teşkilatları uzun yıllardır; Almanya'da işlenen ırkçı cinayetlerin sayısının resmî kurumlar tarafından düşük gösterilmeye çalışıldığını belirtmişlerdir. STK'lar, “Alman emniyet birimlerinin sağ gözü kör” diyerek, polisin ırkçıları görmezden geldiğini ileri sürmüş ve eleştirmiştir. Sayının yukarı yönde düzeltilmesi bu şüpheleri kuvvetlendirmiştir.

Untitled-2_160

Almanya'da 2000'li yıllarda işlenen ve 8'i Türk 10 kişinin hayatını kaybettiği failimeçhul cinayetleri işlediği iddia edilen Nationalsozialistischer Untergrund–NSU (Nasyonal Sosyalist Yeraltı Teşkilatı)'nun hayatta kalan kadın üyesi Beate Zschaepe'nin Kasım 2011'de bir banka soygunundan sonra yakalanmıştır. Diğer iki üye Uwe Mundlos ve Uwe Böhnhardt'ın polis tarafından kıstırılmaları üzerine intihar etmeleri, Beate Zschaepe'nin olaydan dört gün sonra teslim olması ve bu süre zarfında örgüte ait evin yakılması, örgüt evinde yıllar önce işlenmiş failimeçhullere ait delillerin bulunması, uzun yıllar boyunca pek çok cinayet, bombalama ve banka soygunu olayına karıştığı iddia edilen örgütün bu kadar uzun bir süre boyunca yakalanamamış olması akıllarda soru işaretleri bırakmıştır. Öte yandan Anayasa Koruma Dairesi'nin, örgütün faaliyetlerine devam etmesi ve bu kadar uzun bir süre boyunca yakalanmamış olmasında ihmalinin bulunduğu konusundaki şüpheler çok kuvvetlidir.

Devamı yarın...

Yorum Yaz

  019971

-