YAHUDİ KOLONYALİZMİNİN MEŞRÛİYET ZEMİNİ: BM’NİN TAKSİM PLANI

İngiltere gerek Yahudilerin bölgedeki faaliyetleri, gerek 2. Dünya Savaşı yıllarında yaşadığı sıkıntılar neticesinde, Filistin ile ilgili durumu BM’ye taşımaya karar verdi.


YAHUDİ KOLONYALİZMİNİN MEŞRÛİYET ZEMİNİ: BM’NİN TAKSİM PLANI

Birleşmiş Milletler'de yapılan görüşmelerde pek çok görüş öne sürülmekle birlikte, Filistin topraklarının Araplar ve Yahudiler arasında taksim edilmesi; 29 Kasım 1947'de yapılan görüşmede 33'e karşı 13 oyla kabul edildi. Bu karar Filistin topraklarında kurulacak Yahudi devletinin de meşrûiyet zeminini hazırlayan en önemli faktör oldu.

BM'nin ‘Taksim Planı'; Yahudi nüfus toplam nüfusun %31'ini teşkil etmesine rağmen, tüm Filistin'in %56'sının Yahudilere bırakılmasını öngörüyordu. Daha da ilginci, Yahudilere ayrılan toprakların %90'ının ve bu topraklardaki narenciye ağaçlarının %87.5'inin resmen Filistinlilere ait olmasıydı. Bu durum Araplar için siyasî olduğu kadar, ekonomik açıdan da kabul edilemez bir tablo sunuyordu. Siyonist liderler ise kararı kabul ederek kendileri için öngörülen toprakları genişletmek için çalışmalara başladılar.

bm_1
1947 yılında BM, Filistin topraklarının Araplar ve Yahudiler arasında paylaşılmasına karar verdi

İngiltere'nin Ocak 1948'de, aynı yılın Mayıs ayında manda yönetimini sona erdireceklerini açıklamaları üzerine, Siyonist terör örgütleri Haganah ve İrgun harekete geçti. İlerleyen yıllarda İsrail başbakanlığı da yapacak olan İzak Şamir ve Menahem Begin'in komuta ettiği terör örgütleri 1949 yılına kadar onlarca katliam gerçekleştirdi. Bu katliamlardan en çok bilineni, 9 Nisan 1948'de, silahsız olduğu ve saldırmazlık antlaşması imzalamış oldukları halde tamamı sivil 254 kişinin katledildiği Dir Yasin Katliamı'dır.
İsrail'in kuruluş sürecindeki bu katliamlarda 340 köy ve 14 şehir yıkılırken, Filistin nüfusunun %70'ine tekabül eden yaklaşık 1 milyon kişi de vatanlarından sürüldü. O gün olduğu gibi bugün de, dünya genelinde 5 milyona ulaşan sayılarıyla Filistinli mülteciler, dünyanın en büyük mülteci topluluklarından birini oluşturmaktadır.

İSRAİL DEVLETİNİN İLANI

İngiltere'nin Filistin topraklarını terk ettiği gün olan 15 Mayıs 1948'de Tel Aviv'de toplanan Yahudi Milli Konseyi (Vaad Deumi), İsrail Devleti'nin kurulduğunu ilan etti. ABD, David Ben-Gurion tarafından yapılan bu açıklamadan 11 dakika, Rusya ise 1 gün sonra, yeni kurulan bu devleti tanıdıklarını ilan ettiler.

İŞGAL VE KATLİAMLARDAN BESLENEN BİR DEVLET

Bu ilanı takip eden günlerde Arap Birliği ülkeleri ile İsrail arasında yaşanan ilk Arap-İsrail Savaşı'ndan galip çıkan İsrail; BM taksimatıyla kendisine bırakılan toprakları da önemli ölçüde genişletmiş oldu. Bu gelişmeleri takip eden bir buçuk yıl içerisinde vatanlarını terk etmek zorunda bırakılan Filistin halkının yerine yaklaşık 650 bin Yahudi yerleştirildi. Vatanlarına geri dönmeye çalışan mültecilere karşı, sınırları ‘serbest atış alanı' olarak belirleyen ve bu bölgelere binlerce mayın döşeyen İsrail, 1948-1956 yılları arasında yaklaşık 5 bin kişinin memleketine dönmeye çalışırken sınırlarda hayatını kaybetmesine sebep oldu. 1956 yılında Mısır'a saldırma kararı alan üç ülkeden İsrail 29 Ekim'de, Fransa ve İngiltere de 5 Kasım'da Mısır topraklarına saldırdılar. Ancak BM, ABD ve Sovyetler Birliği'nin tepkileri üzerine, üç ülke de yavaş yavaş işgali geri çekti.

Arap-İsrail ilişkilerindeki en önemli dönüm noktalarından biri ise; 1967'deki ‘Altı Gün Savaşı' oldu. 5 Haziran 1967'de Mısır'a ait 280 uçağın yerde imha edilmesiyle başlayan savaşta; Mısır, Ürdün ve Suriye ağır kayıplar verirken, İsrail; Sina Yarımadası, Golan Tepeleri, Batı Şeria ve Gazze Şeridi'ni işgal ederek topraklarını yaklaşık 3 kat arttırdı. Altı Gün Savaşı'ndan sonra, o güne kadar İsrail'i ortadan kaldırmayı hedefleyen Arap ülkeleri, bu tarihten sonra İsrail'in işgal ettiği yerleri geri almayı temel amaç olarak belirlemek zorunda kaldı. 22 Kasım 1967'de BM Güvenlik Konseyi, İsrail'in işgal ettiği bütün topraklardan çekilmesi kararı aldı, ancak bu karar uygulanamadı. Altı Gün Savaşı bölgede yeni ve büyük bir mülteci dalgasına sebep oldu. İsrail de bu savaştan sonra silah sanayine daha fazla ağırlık vermeye başladı. Böylece ABD'nin de önemli katkılarıyla, bölgede gerek konvansiyonel silahlardaki üstünlüğü, gerek nükleer alanda elinde bulundurduğu güçle, bölge için büyük bir tehdit unsuru olmaya başladı.

İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki dördüncü savaş Yom Kippur Savaşı oldu. 6 Ekim 1973'te başlayan savaşın ilk günlerinde Arap kuvvetleri bazı başarılar elde ettilerse de, daha sonra İsrail duruma hakim oldu ve Sina Yarımadası ve Golan Tepeleri'ndeki topraklarını genişletti. Uzun yıllar süren barış görüşmeleri neticesinde ABD Başkanı Jimmy Carter'ın girişimiyle, İsrail Başbakanı Menahem Begin ile Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat arasında Camp David Antlaşmaları adı verilen iki çerçeve antlaşma 17 Eylül 1978'de imzalandı. Daha sonra Washington'da devam eden barış görüşmeleri sonucunda 26 Mart 1979'da imzalanan antlaşmasıyla, İsrail ile bir Arap ülkesi arasındaki ilk kez bir barış antlaşması imzalanmış oldu. İsrail bu antlaşmayla birlikte hem en büyük düşmanını safdışı bırakmış, hem de enerjisini yeni işgal ve katliamlara yönlendirme imkânını yakalamış oluyordu.

Devamı yarın...

Yorum Yaz

  044844