20 NİSAN 2019 CUMARTESİ

Serhat Efe Demir

YAŞAMIN ANLAMI-5

Serhat Efe Demir

Daha çocukluğun ilk günlerinden başlayarak "yaşamın anlamını" saptama yönünde bir arayışın başladığını görürüz. Henüz bocalayarak, el yordamıyla bir arayıştır bu. Bebekler bile kendi olanaklarını ve kendilerini çevreleyen yaşamda oynayacakları rolü ölçüp biçerek belirlemeye çalışır. Beş yaşının sonuna doğru bir çocuk, davranışları için tutarlı ve sağlam bir örnek, problem ve etkenlere yaklaşımda kendine özgü bir üslup geliştirmiş olur. Dünyadan ve kendi kendisinden beklentileri konusunda derinlere kök salmış kalıcı bir düşüncenin sahibidir artık. Bundan böyle, kolayca değişmeyecek olan bir kavrayış modelinin perspektifinden bakar dünyaya.

 Yaşantı ve deneyimleri kendine mal etmeden önce yorumlar, bu yorum da yaşama başlangıçta verdiği anlamla her zaman uyum içindedir. İsterse yaşama verdiğimiz anlam, içerisinde çok ağır hataları barındırsın, isterse problemlere ve etkenlere yaklaşım tarzımız bizi durmadan başarısızlıklara sürükleyip sıkıntılara soksun, davranış tarzımızdan kolayca vazgeçmek istemeyiz. Yaşama verilen anlamdaki hataları gidermenin tek yolu, yanlış anlamlandırmanın gerçekleştiği koşulları yeni baştan ele alıp üzerlerinde enine boyuna düşünmek, yapılmış yanlışı görmek ve kavrayış şemasında düzeltmeye gitmektir. Belki nadiren de olsa birey, başlangıçtaki başarısız değerlendirmenin olumsuz sonuçlarının zoruyla, yaşama verdiği anlam üzerinde yeniden kafa yorup yapılması gereken değişikliği kendi gücüyle gerçekleştirebilir.

Ne var ki, söz konusu birey için başlangıçtaki hatalı yorumunun, kendisini yolun sonuna getirip bıraktığını anlamadan ve belli bir toplumsal baskı olmadan böyle bir şeyin gerçekleşmesi düşünülemez. Başlangıçta yaşama verilen anlamdaki yanlışlığın düzeltilmesi, çoğunlukla bir uzmanın yardımını zorunlu kılar ve yaşamı anlamlandırma sorununu çok iyi bilen biz koçlar, temeldeki yanlışın aranıp bulunmasına yardım eder ve daha uygun bir anlamı söz konusu bireyin bulabilmesine olanak sağlarız.

Bu konuyu, gençlik yaşantılarının değişik şekillerde değerlendirilmesi örneğiyle ele alalım. Gençlik yaşantıları birçok olumsuz değerlendirmelerle karşımıza çıkmaktadır. En acı durum ise, bu konuyu çok önemsemeyen, söz konusu yaşantılarına gelecekte müdahale edilebilecek şeyler gözüyle bakan kimselerin var olmasıdır. Bu kimseler durumu şöyle yorumlar; "Hayat çok adaletsiz. Başkalarının durumu benimkin den daha iyi. Madem dünya bana böyle kötü davranıyor, ben ne diye ona iyi davranayım." Bazı ebeveynler de çocuklarıyla ilgili şöyle der: "Ben de çocukken onlardan daha az sıkıntı çekmedim. Ama başardım sonunda. Onlar ne diye başaramasın?" Bir üçüncü kişi de şöyle düşünebilir: "Gençliğim mutsuzluk ve sefalet içinde geçti, bu yüzden bütün hatalı davranışlarım için yargılanmamam gerekir."

Bu üç insanın sergiledikleri davranıştan, kader yazgılarını nasıl yorumladıkları anlaşılmaktadır. Yorumlarını değiştirmedikleri sürece davranış biçimlerini asla değiştirmeyeceklerdir. Avusturyalı ünlü psikolog Alfred Adler, bu durumla alakalı olarak şöyle demiştir; “Bireysel psikolojinin gerekircilik kuramında bir gedik açtığı yer burasıdır. Yaşantılar, başarı ve başarısızlığın kaçınılmaz nedeni değildir.”

“Bizi sıkıntıya sokan konu şu ki, sahip olduğumuz yaşantımızın istediğimiz gibi olmayışı değil, aksine bizim yaşamsal amaçlarımıza hizmet edecek bir yaşam biçimini keşfedememiş olmamızdır. Bizler, yaşantılarımıza verdiğimiz anlamla kendimizi belli bir yazgıya yükümlü kılarız. Belli bir durum, yaşantılara vereceğimiz anlamı belirlemez, biz durumlara vereceğimiz anlamla yaşam kavramında ki kendimizi belirleriz(Serhat Efe Demir)”

Öte yandan, çocukluk çağlarında yaşanmış olan öyle olaylar vardır ki, bizi çok hatalı anlamlandırmalara götürebilmektedir. Bu olayları yaşayan çocuklardan büyük çoğunluğu, gençlik çağlarından sonra hayatta dikiş tutturamayan kimseler olup çıkarlar. Yetersiz organlarla dünyaya gelen, bebeklik döneminde çeşitli hastalıklar geçiren, değişik nedenlerle güçsüz kalan çocukları özellikle buna örnek gösterebiliriz. Böylesi gençler sırtlarında fazlasıyla ağır bir yük taşırlar. Bu insanlardan, yaşamın anlamının başkaları için yararlı işler yapmak olduğunu kavramaları kolaylıkla beklenemez. Hatta günümüz uygarlığında öyle olabilir ki arkadaşlarının acıması, alay etmesi ya da yadırgaması içlerindeki aşağılık duygusunu daha da güçlendirir. Bu etkenler, onların kendi içlerine kapanıp, toplumumuzda faydalı bireyler olabilme umutlarını elden çıkarmalarına ve bizzat dünya tarafından kendilerini dışlanmış hissetmelerine neden olabilir.

Devam Edecek….

SERHAT EFE DEMİR - TERCÜMEİHÂL

SERHAT EFE DEMİR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  389993

-