28 ŞUBAT 2020 CUMA

Ayşe Yıldız

“YEK KATRE-İ HÛNEST, SÂD HEZÂRÂN ENDÎŞE”

Ayşe Yıldız

İnsan artık yeryüzündedir, diğer tüm yaratılmışlar gibi yerini almıştır evrende. Kendini ve yeryüzünü tanıma seyrine durmuştur.

Yapması gereken nedir, nelerdir? Bulması gereken nedir, nelerdir? Olması gereken nedir, nelerdir?

Tüm bu kalabalık bilinmezlikler içinde kendine en yakın bilinmezi çözmesi gerekti insanın, diğer varlıklar ile arasındaki ayrım. Kendisini çekmeli idi varlık âleminde yaşayan diğer canlılardan, belki de bu kendini çekme bu ayrım insan için en büyük tanım idi.

İnsanı diğer mahlûkattan ayıran en bariz vasfı natık olmasıdır. Aklını kullanamayanın üzerine pislik bulaşacağı kesin bir hükümdür. (Yunus-100) Bu ilahi nida seyir halindeki insan için yol tabelası, aklını kullanmaması durumunda olacakları bildiren bir ihtar.

İnsan hem kalbe hem akla sahip iken, akleden bir kalp ile hareket etmeli idi. Ve kalp yeryüzünün halifesi kılınan insanın yaratıcısına yakın olma hali. Kalbe istiva edenin Rahman ve Rahim olması kalbin hususi bir menzil oluşundandır.

Yaratan olan Allah, insana birçok kapılar ve kaplar verdi. Bazen kendini kapladı insan bu kapılar ile bazen dokundu kapılara, aradı ve içeri girdi. Bazen evrenin içine, bazen kendinin içine... Bazen doldurdu kapları kendini doyurdu, bazen sadece dokundu, kaplarda okundu. Kendi içine yolculuğa girişenler kapılardan birinde dili, kaplardan birinde dîli buldu. Adem'e tövbeyi kap olan dîle ilham eden İlah, kapı olan dile gelen kelimeler ile af ihsan eyledi. Dil ile kelime bulan insan dîl ile sevda oldu, sevda doldu…

İnsan sever, öfke duyar, acı çeker, endişe eder, estetik kaygısı taşır. Hiç biri diğer mahlûkattan ayıran bariz bir vasıf değildir.

Bülbülün yaptığı yuva estetik şahikasıdır. Bir kuzgunun parıltılı taşları toplayıp yuvasına yığması erkeğini celbedecek bir sevgi rayihasıdır. Bir anne ceylanın aslana yavrusunu koruma içgüdüsü ile saldırması şefkatin tezahürüdür.

Platon'dan beri sevdasını tanımlama gereği duymuştur insanlık. Platonik aşk, mecazi aşk, marazi aşk gerçek aşk, bencil aşk, karşılıksız aşk; hasılı insan mahlukatın şereflisi olarak gönlün akışını yek diğerine göre vasıflandırmıştır. Yâr ile agyare kıymet biçmiş, kendini kıymetlendirmemiştir, olması gereken budur zira.

Mecnun'u çöllerin kumlarını alevlendirecek kadar sevdaya iten Leyla olsa ufuk çizgisine Mevlâ'yı bulması mümkün kılınmazdı. Leyla'ya giden yol dîlin seyrü seferidir. Mecnun ummanın sefinesi yerine sahranın definesini seçmiştir. Kutlu bir yürüyüş mesrur bir vuslata avdet etmiştir.

İnsan âlemde iptidai bir varlık iken; Şiraz'lı Sadî'nin söylemi ile “bir damla kan, bin bir endişe” iken, kemâlatı ile; Sofu Zade Mehmet Tevfik'in arifane tarifi ile; “insan, hava gibi hafif, su gibi latif, ateş gibi nazif” bir varlığa dönüşür.

Hâsılı İnsan kendine meçhul âleme aşınadır. Aşiyana yolu düşenlere selam ile...

AYŞE YILDIZ - TERCÜMEİHÂL

AYŞE YILDIZ DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  849046

-