HABER HATTI

YERLEŞİM YERLERİ YA DA ‘OUTPOST’LAR DİĞER İNSANLAR İÇİN TEHDİT

Temelini Tevrat’tan aldığı gerekçesi ile Yahudi toplumunca, Filistinlilere karşı bir ‘’Sonsuz Savaş ‘’ sürdürülmektedir. Bu savaşın nihayetinde idealize ettikleri ‘’ Yahudi ‘’ devletini o topraklarda kurmaları için doğal olarak orada yaşayan diğer milletlerden arındırılması gerektiğine inanılmaktadır. Hatta kendi dinlerinde olmayan insanlar ile olan tüm iletişimlerin kesilmesi gerektiğine inanan aşırı dindarların da olduğu bir gerçektir.


YERLEŞİM YERLERİ YA DA ‘OUTPOST’LAR DİĞER İNSANLAR İÇİN TEHDİT

Bu psikoloji içerisinde olan Yahudi yerleşimcilerinin hal ve hareketlerinde herhangi bir barışçıl yaklaşım mümkün görünmemektedir. Örneğin 25 Şubat 1994'te, Siyonist İsrail askerlerinin gözetiminde sabah namazını kılan müslümanlara yönelik düzenlenen el-Halil katliamını gerçekleştiren Baruch Goldstein adlı Yahudi, Kiryat Arba adı verilen Yahudi yerleşim merkezinin sakinlerindendir.

Bu ve benzeri saldırıların sonu da bulunmamaktadır. Daha önceki tarihlerde Hz. İbrahim Camisi'ne ve diğer mabetlere daha önce de çeşitli saldırılar düzenlenmiş olduğu bilinmektedir.

Yerleşimcilerin ve outpost üyelerinin güya kendilerini koruma amacı ile silahlanmalarında kanuni bir sakınca bulunmamaktadır. Hatta devlet tarafından kendilerinin silahlandırılmaları özendirilmekte ve silah temini sağlanmaktadır. Bu halde binlerce yahudi yerleşimcinin oturduğu bu yerleşim merkezlerinin her an patlayabilecek durumda birer bomba niteliği taşıdığı bir kez daha ortaya çıktı.

Son zamanlarda Müslüman çocuklarının yerleşim bölgelerine kaçırılarak işkence ile öldürülmeleri gibi vakıaların sayısının arttığına dair iddialar mevcuttur. Bu tarz durumlarda suç işleyen yerleşimcilerin herhangi bir cezai işleme tabi tutulmaması ya da olması gerekenden daha az cezalar ile ödüllendirilmeleri nedeni ile herhangi bir yaptırımın olmaması özendiricilik taşımaktadır. Aynı zamanda Filistin halkının da devlete ve adalete gücen duymamalarının ana nedenlerindendir.

İsrail Yönetiminin koruması altında olan yerleşim alanları ve outpostların bulunduğu mahaller özellikle Kudüs içerisinde Filistin halkının yaşam alanları ile iç içedir. Kendi güvenliklerini sağlama amacı ile teslim edilen silahlar Filistin halkı üzerinde rahatlıkla kullanılabilmektedir. Özellikle tehdit ve tacizler vakayı adiyedendir.

Silahları ile sokaklarda rahatlıkla gezen bu şahıslar, özellikle yalnız yakaladıkları çocuklara karşı darp, taciz ve tehditlerde bulunduğu yine kadınlara karşı da aynı eylemlerin mevzu olduğu beyan edilmektedir.

Bizzat gördüğümüz hali ile şehir içerisinde herhangi bir resmi görev ve giysiye sahip olmayan bu şahısların ellerinde silahlar ile Kudüs gibi tüm dünyanın gözbebeği bir şehirde keyfi şekilde dolaşmaları tedirginlik vermektedir. En temel gelirlerinden biri olan Turizm geliri, özellikle bu tarz durum ve olayların yaşanma riskinin azalması halinde daha da artacağını söylemek mümkündür.

Buna rağmen, yönetimin bu tarz bir hassasiyeti olmadığını görmekteyiz. Geceleyin dünyanın incisi bir şehirde gezebilmenin zor olduğu, turistlerin özellikle gece gezmeleri tavsiye edilmediği Kudüs için ekonomik bir sorun olarak da karşımıza çıkmaktadır.

Silahı ellerinde olan insanların yaşlarının ne olduğunu da bilememekteyiz. Normal olarak çocuk olarak adlandıracağımız kişilerin ellerinde silah olmasının bir izahı bulunmamaktadır. Aynı şekilde birbirine girmiş bir yaşam alanı içerisinde bir kesimi diğer kesime karşı korumak için aşırı bir denetim kurmakta diğer tarafın nefretini artırmaktadır.

Normalde işgalci olması nedeni ile zaten sorunlu bir yönetim olan İsrail'in ayrıca çifte standart uygulamaları ve bir kesimi aşırı bir kontrol ile koruması ve bunu diğer kesime karşı şiddet şeklinde uygulaması nedeni ile toplumlar arasındaki kin ve nefretin azalması mümkün görünmemektedir. 

DEVAMLI GENİŞLEYEN BİR SİSTEM İLE İŞGAL BÖLGESİNİN ARTIRILMASI 

Devamlı surette işgal alanını genişleten İsrail Yönetimi, bunu da yerleşimler ile sabitleyerek geleceğe taşımak arzusundadır. 1967 den itibaren başlayan bu sistem öncelikle askeri bölgelerin inşaası için kullanılmış sonrasında ise siviller için yaşam alanları kurulmuştur. Stratejik yerlerin önce askeri alan olarak ilan edildiği ve el konulduğu sonrasında ise bu alanların Yahudi yerleşimcilere tahsis edildiği bilinmektedir. Yerleşim alanları, küçük bir site olarak başlayıp nihayetinde onbinlerce insanın yaşadığı bir kasaba ya da ilçe büyüklüğüne ulaşabilmektedir. Bu bölgelere yol, su ya da elektrik temini gayesi ile sağlanan ek bölge ve alanlar ile daire büyütülmekte ve işgal genişletilmektedir.

Ayrıca ‘'kestirme yol'' çalışması ile yerleşim bölgeleri arasındaki bağlantılar sağlanmıştır. Bu yolların Filistin köy ve evlerinin içinden geçmesi ve ayrıca yolun da güvenliği için tampon bölgeler kurulmaktadır. Yollardan geçişler için de izin müessesi getirilmiş olup, Filistin halkının evlerinden ziraat alanlarına geçişlerinin önü kesilmiş ya da su alanlarına ulaşımı engellenmiştir. Her şekli ile amacın işgal altındaki halka zarar vermek amacı olduğu alenidir. Sistemli ve uzun yıllara yayılmış bir politika ile bir halkın yavaş yavaş yok edilmeye çalışıldığını gözlerimiz ile müşahade etmekteyiz.Untitled-2_5

 

 

İsrail'in su sorunu olduğu herkesçe bilinen bir gerçektir. Deniz suyu üzerinde çalışma yapıldığı bilinmektedir. Hatta Manavgat çayının İsrail'e taşınması projesi nedeni ile Türkiye ile de ilgili bir konudur.

İsrail'in bu yerleşim alanlarının stratejik bölgelere yapıldığından bahsederken bu noktaya da dikkat çekmeden edemeyiz. Zira özellikle su havzaları etrafı İsrail yönetimlerince Yahudi yerleşim alanlarına dönüştürülmekte ve Şeria Bölgesindeki suya el konularak İsrail yönetimi altındaki şehirlere kaynak olarak aktarılmaktadır. Bahsettiğimiz husus İsrail Yönetimine yaklaşık 1 milyar dolarlık bir fayda sağlamaktadır. Bu da tüketimin 1/3 üne tekabül etmektedir.

(http://www.usak.org.tr/dosyalar/rapor/SB8ZHHrk6tsu5eh5sSdViyUSBvGNig.pdf )

Yorum Yaz