Hüseyin Yağmur

YETER SÖZ CUMHURUN

Hüseyin Yağmur

 

 

 

Tek Parti Dönemi aydınlarından Sabiha Sertel, ‘Roman Gibi' isimli Hatıralarında dönemin CHP'li kurmaylarından Mazhar Müfit Kansu'nun kendisine ‘Demokrasi, iktidarın hacıya, hocaya verilmesidir' dediğini naklederek neden Demokrasi istemediklerini anlatmaya çalışmıştır.

Ülkemizde yaklaşık yüz yıldır cari olan bürokratik oligarşik sistemin demokrasi algısı bundan ibarettir.

Zaman zaman ortaya çıkan ‘fecr-i kazip'ler bu derin algıdan habersiz olanlar için daima hayal kırıklıklarına vesile olmuştur.

27 Mayıs 1960 Darbesini yapanlar, aynı zihniyetin temsilcileri olarak, çoğunluk iktidarını bir ‘sapkınlık' olarak görürler. Milli Damat Metin Toker bu bakış açısını 27 Mayısçılardan nakille eserlerinde anlatır.

O yıllarda Harp Akademileri tarafından yayınlanan bir kitapta; ‘meşru iktidarın oy çoğunluğu ile değil, ancak kurumlar arası mutabakat ile oluşabileceği' yazılmıştı.

2007 Darbe kalkışması günlerinde Erkan Mumcu, Genelkurmay Başkanı Karadayı'nın kendisine Cumhurbaşkanlığı oylamasına katılmamasını telkin ettiğini söylemişti.

Karadayı'nın bu anlamdaki sicili kabarık. Daha önce Erbakan ile Mesut Yılmaz koalisyon yapmak üzereyken son anda devreye girerek Mesut Yılmaz'ı bu koalisyondan vazgeçirdiğini Mustafa Kalemli'nin Hatıralarında yazılmıştı.

İşte bu Karadayı, aynı diyalog sırasında Mumcu'ya “Halkın cumhurbaşkanını seçmesi doğru değil. Eğer cumhurbaşkanını halk seçerse sürekli onların adamı seçilir' demiş.

Bu sözün sahibi cumhurun başkanlığı anlamına gelen cumhurbaşkanlığı makamını sürekli tekellerinde bulunduran bir sınıfın temsilcilerinden biri. O kadar ki 1961 yılında Adalet Partisi'nin Cumhurbaşkanı adayı Ali Fuat Başgil, iki general tarafından silahla tehdit edilerek cumhurbaşkanlığı adaylığından vazgeçirilmiş, onun yerine Darbe lideri cumhurbaşkanı yapılmıştı.

Ondan sonra birçok general toplumsal ve siyasi sıkışıklıklardan istifadeyle cumhurbaşkanlığı makamına gelmişlerdi.

General Karadayı'nın küçümseyerek ‘Eğer cumhurbaşkanını halk seçerse sürekli onların adamını seçerler' endişesinin gerisinde aslında bu sınıf çatışmasının yansıması var.

Bir ülkede eğer Demokrasi varsa, halk serbest iradeyle oy kullanıyor ve kendi sınıfından birini yönetime getiriyor.

Eğer demokrasi çeşitli bahanelerle perdelenmişse (ki bu çoğu zaman yapılıyor) o zaman bürokratik oligarşik sınıfın temsilcileri yönetime geliyorlar.

Sonra da yapılan, ‘Bize özgü demokrasi' olarak kutsal bir kılıf içinde topluma sunuluyor.

İşte Demokrat Parti'nin 1950'de gündeme getirdiği ‘Yeter, söz milletin!'sloganı böylesine bir baskıya karşı halkın isyanının sembolik ifadesiydi.

Devlet aygıtını eline geçirmiş aslında çok küçük bir azınlık olan makinistler her türlü yanlış yönetimi devlet adına, devlet iktidarı adı altında icra ediyor, yapılan eleştirilere ‘Kutsal Devleti eleştiremezsiniz' dayatmasıyla karşı çıkıyorlardı.

Korudukları aslında devlet değil, kutsallaştırdıkları kendi şahsi çıkarlarıydı

Halbuki milletin, devletiyle bir sorunu yoktu. Sorun, devleti eline geçirmiş ve halka karşı kullanan bir grup imtiyazlı azınlığın tutum ve davranışlarıydı. Onlar ustaca kendi hırs ve emellerini devlet adına gerçekleştiriyorlar, yapılan yanlışlara milletin bir ‘kınalı kuzu sükunetiyle' katlanmasını istiyorlardı.

Demokrat Parti millete karşı kurulmuş bu tuzağı kısa bir dönem de olsa devre dışı bırakmayı başardı. Ne var ki ülke kaynaklarını devlet iktidarının maskesiyle hoyratça tüketmiş imtiyazlı azınlık bu yeni düzenden hoşlanmamıştı.

27 Mayıs 1960'da bazı subayları emellerine alet ederek bir darbeyle milletin iktidarını tasfiye ettiler ve aynı oyunları tekrar sahneye koydular.

Daha sonra Adalet Partisi millet adına iktidara geldi. Derin devlet odakları onlara da kan kusturdular ve bir darbeyle devirdiler.

Daha sonra Refah Partisi iktidara geldi. Bir imtiyazlı sınıf adına gerçek  iktidarı elinde tutan derin devlet odakları onlara da kan kusturdular ve bir darbeyle devirdiler.

Daha sonra Refah Partisi iktidara geldi. Bir imtiyazlı sınıf adına gerçek  iktidarı elinde tutan derin devlet odakları onlara da kan kusturdular ve bir darbeyle devirdiler.

Daha sonra Ak Parti iktidara geldi. Derin devlet odakları gün gün, dakika  dakika Ak Parti iktidarını devirmek için uğraştı, uğraşmaya da devem ediyor.

Ak Parti, Allah'ın lütfuyla kurulan tuzakları boşa çıkardı. “Muhtar bile olamaz” dedikleri kişi şimdi “cumhurun başkanı” oldu.

Millet artık bu oyunlardan bıktı. Kendi iktidarının sahibi olmak istiyor.

Millet artık,  “Yeter, söz cumhurun!” diyor.

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  049821

-