31 MAYIS 2020 PAZAR

Hüseyin Yağmur

YÖNETİMDE YÜKSEK TEKNOLOJİYE NEDEN GEÇMİYORUZ?

Hüseyin Yağmur

Batılılar  Ortaçağın karanlıklarından kendilerini kurtarma ızdırabıyla yeni yollar yeni yöntemler aradılar ve Sünnetullah'ı keşfettiler. Böylece içine düştükleri kısır döngüden kurtuldular.

O kadar ki Osmanlı Devlet Yönetimini eleştiren ve bir analize tabi tutan Koçi Bey Risalesi, 1725'de Fransızca'ya ve Almancaya; 1896'da Macarca'ya,1973'de Rusça'ya, tercüme edilmiştir. (Koçibey,1998:7)

Sünnetullah, yeryüzünde başarıya ulaşmak için ne yapılması gerekiyorsa hangi kurala uyulması gerekiyorsa işte o kurallara düzgün bir şekilde uyulması halidir. Bir toplantıya vaktinde başlanılması, bir toplantının vaktinde bitirilmesi, bir fabrikada gereken kalitede insanlarla çalışılması,bir devletin “emanet-ehliyet-liyakat” vasıflarına sahip insanlar tarafından yönetilmesi ve donatılması gibi ilkelerden oluşan bir sistemden bahsediyorum.

İslam toplumları aldıkları büyük yenilgilere rağmen Sünnetullaha uyarak kalkınmak projesini bir türlü hayatlarını hakim kılamıyorlar. Bizde hala dededen kalma yöntemlerle, tarım toplumu usulleri ile devlet yönetiliyor.Yüksek yönetim teknolojisine hala maalesef geçemedik.Yüksek yönetim teknolojisine geçemediğimiz için işlerimiz bir türlü rayına girmiyor. Gerekli sıçramayı olması gerektiği gibi yapamıyoruz.

……………..

1904 yılındaki Japon-Rus Savaşı'nda Japonlar ilk defa “hesap yaparak hedefini vuran topları” kullandılar. Dolayısıyla yeni kullanılan bu top teknolojisi rakip devlete karşı çok büyük bir üstünlük sağladı.

Nitekim 1912 yılındaki Balkan Savaşı'nda bu topları kullanan Bulgarlar, Osmanlı Ordusunu darmadağın ettiler. Türk topçusunun attığı hiçbir hedef doğru dürüst isabet almazken Bulgar topçuları Osmanlı ordusuna çok büyük zayiatlar verdiler. Çünkü Osmanlı Ordusu 1912'de başlayan Balkan Savaşında hala “iki bıyık bükümü sağa, üç boyut bükümü sola” teknolojisini kullanıyordu.Nitekim savaş sırasında Osmanlı topçu bataryalarının yeteneksizliği açıkça gözler önüne serilir.Osmanlı ordusunun topçu menzili düşman hedeflerine dahi erişemezken, Bulgar topçusu attığını vurmaktadır. (Koçak,2012:103)

Osmanlı Devleti bu çöküş ve çürümeyi sadece askeri alanda değil  bütün azalarıyla an be an yaşamıştı. Rumeli topraklarındaki Dedeağaç'ı  iki parçaya ayıran Hamidiye Caddesi'nin deniz tarafındaki arazi Şark Demiryolları Kumpanyası'na ödünç olarak tahsis olunmuş; böylece kasabanın, çarşı, pazar ve otellerinin bulunduğu mühim bir kısmı belediye kanunları hükümlerinden müstesna bir Avusturya müstemlekesi haline gelmişti.  Kumpanya istasyondan bu mendireğe kadar hattı uzatıp sahilde birçok araziye tasarrufunu sağladığı halde buna kanaat etmeyerek limanın ilerisini de almıştı. Bu yüzden Osmanlı Dedeağaç'ın deniz kenarında bir karış yeri yoktu (Tepeyran, 1998: 299).

Anadolu topraklarında da durum daha farklı değildi. Akşehir Kaymakamı Bereketzade  (1997: 253-254) yaşananları şöyle anlatıyor: “Köyleri biraz dolaştık. Sefalet içinde yüzüyor, gençlerden eser yok gibi, askere gitmişler. Bir ailenin babası, oğlu, dayısı, amcası, eniştesi, kayını her ne varsa hep asker. Gelinlik kızlar, yalın ayak tarla sürüyor, çocuklar hayvanlarla meralarda. Murabahacılar (tefeciler) köylere dağılmışlar. Evdeki herhangi biri değil, hane sahibi makamını tutmuşlar, emir ve hüküm ellerinde. Bize aldıran bile yok, onlar bir köye geldiği zaman çoluk çocuk karşılamaya seğirtiyorlar. Hatta biz bir köydeyken bir de baktık, bir murabahacı geldi, muhtarın emriyle köyün imamı murabahacının atını gezdirmeye başladı. Bunu, imamın sıfatıyla bağdaştıramadığımdan derhal kendisini meneyledim. Bu münasebetsiz şeyler, hep köy ahalisinin, altından kalkamayacağı ağır borçlarla murabahacıların adeta esirleri olmuş bir raddeye gelmelerinden neşet diyordu.”

Bütün bu sembolik örnekler Osmanlı Kamu Yönetiminin son dönemde geldiği konumu göstermektedir. Örnekler dikkatlice analiz edildiğinde esasen devletin bir çok anlamda yönetme yeteneğini kaybettiğini bu yetkiyi yerel mütegallibenin ve ehliyetsiz idarecilerin kullandığı ve halka yönelik zulmün iyice katmerleştiği anlaşılmaktadır.

………………….

Yönetimde bir kere zafiyet ortaya çıkınca artık onu toparlaması kolay olmuyor.

Devlet yönetiminde yüksek teknolojiye geçmeden, insan yetiştirmede yüksek teknolojiye geçmeden bu ıssız çöl yürüyüşünden kurtulamayız. İsrailoğullarının çölde dolaşması gibi çıkış yolu arar dururuz.

Son 6 ay içerisinde iki defa tren kazası yaşayan, (bunlardan birinde 25,  birinde 10 kişinin vefat ettiği, 100'e yakın kişinin yaralandığı) bir işletmenin yöneticisi hala görevine devam edebiliyorsa bu kişinin kendisini düzeltmesi, işlerini daha iyi yapması için bir sebep yok demektir.

Ankara Büyükşehir Belediyesi'ne vekaleten göreve devam eden Mustafa Tuna Başkan ‘yeni büyükşehir başkan adayı olurum' diye son iki üç ay büyük bir motivasyonla çalıştı. Hatta su fiyatlarını bile indirdi. Ancak açıklanan başkan olmayınca Mustafa Tuna Başkan geriye çekildi. Şu anda Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin aktif görevde olan bir Büyükşehir Belediye Başkanı yok maalesef. Büyükşehir Belediyesi'nin kontrolünde olan yollar, köprüler parklar tamamen bakımsız ve sahipsiz durumda gibi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi bir uygulama başlatmış. Vapurlarda iki müzisyen sahne alıp gitar ve klarnet çalıp şarkı söylüyor.

Daha önce bir hacı amcanın bu müzisyenlerle tartıştığını müzisyenlerin bu hacı amcaya saldırdığını sosyal medyada görmüştüm. Geçen hafta müzisyenler yine sahne alıp fasıla başlayınca sakallı bir şahıs güvenlik görevlisinin yanına gidip “Başım ağrıyor, hastayım, bu müzisyenleri susturun” dedi. Güvenlik görevlisi omuz silkerek “Onlar Belediyeden izinli. Eğer rahatsız olduysanız ikinci kata çıkın” dedi. Bir belediye yetkilisi bir başkasının özgürlük alanı ile ilgili nasıl tasarrufta bulunabilir? Tam bir akıl tutulması….

İstanbul Büyükşehir Belediyesi bu uygulama ile binlerce seçmeninin ve yolcusunun oyunu ve hukukunu korumak yerine iki müzisyenin imtiyazın koruyor. Tam bir akıl ve vicdan tutulması.

Bunun üzerine o adam herkesin şaşkın bakışları altında ağır bir söz söyledi: Yahu siz benim oylarımla burada hüküm sürüyorsunuz. Ama benim için değil bir kaç mutlu azınlık için çalışıyorsunuz.31 Mart seçimlerde bu yaptıklarınızın bedelini açıkça ödeyeceksiniz. dedi.

Tarih tekerrür ediyor, çanlar çalıyor ancak kulak veren yok gibi……….

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  586521

-