23 TEMMUZ 2018 PAZARTESİ

YUNANİSTAN’DAN İSLAM’A SAVAŞ

Almanlar ve küresel baronların içini boşalttığı için iflas eden ve sefalet içinde çırpınan Yunanistan, iç huzursuzluklarını tehir etmek için cirmine bakmadan dalavere çevirmeye devam ediyor. FETÖ’cü teröristlere siyasi sığınma hakkı konusunda bir ileri bir geri yapan, adalar konusunda kriz çıkararak konuyu örtbas etmeye çalışan Yunan yönetimi, şimdi de AİHM ile el ele vererek Batı Trakya’daki Müslüman azınlığın haklarını gasp edip, İslam hukukunu ikinci plana itti. Türkiye’nin tepkisinden çekindiği için de FETÖ’cüleri iade edebileceklerini ima etti.


YUNANİSTAN’DAN İSLAM’A SAVAŞ

MÜFTÜLERİN YETKİLERİ SINIRLANIYOR

Yunan Meclisi'nce yapılan yeni düzenleme ile Batı Trakya'da yaşayan Müslümanların hukuki işlerine bakan müftülerin yetkileri sınırlandırılıyor. Artık medeni kanunu ilgilendiren konularda, “davanın tüm taraflarının kabul etmesi halinde” İslam Hukuku uygulanabilecek. Taraflardan birinin itiraz etmesi veya ihtilaf durumunda, konu Yunanistan Mahkemelerine taşınarak, Hıristiyan inancı temeline dayalı kanunlarla görülecek. Böylece Yunanistan mahkemelerine, ilk kez diğer yargı kurumlarına göre öncelik tanınmış oluyor.

AİHM İLE EL ELE OYUN OYNADILAR

Yunan hükümeti, bu oyunu oynamak için önce Türk ancak seküler hayatı benimsemiş bazı kişileri, yadıkları hukuki ihtilaf nedeniyle Yunan mahkemelerine yönlendirdi. Yetkili olmadıkları halde mahkemeler birbirine aykırı kararlar verdi. Davacılar ise konuyu AİHM'e taşıdı. AİHM, yetkisini aşarak Yunanistan'ın elini güçlendirecek bir karara imza attı. Yunan hükümeti de kurguladığı oyunu nihayete erdirmek için Müftülerin yetkisini ortadan kaldıracak bir kanun hazırlayıp meclisten geçirdi. Batı Trakya'da şeriat hukukunun uygulanmasıyla alınan kararlar, son dönemde bazı tartışmalara neden olmuştu.

MEVCUT DURUM NEYDİ?

Osmanlı'dan kalan ve Lozan'da da hüküm altına alınan Müslüman azınlıklar, Batı Trakya'da aile hukukunu ilgilendiren miras, evlenme ve boşanma gibi konularda Yunan mahkemelerine değil, müftülere müracaat ediyordu. Müftüler ise konuları İslam hukuku çerçevesinde karar bağlıyordu. Müftünün kararı ise Yunan mahkemeleri tarafından esasa girilmeksizin şekil ve usul yönünden incelenerek onaylanıyordu. Yunan ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) oyunu ile, özel bir anlaşmaya dayalı bu hak gasp edildi.

BATI TRAKYALI MÜSLÜMANLAR NE DİYOR?

“Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığını bir türlü hazmedemeyen Yunanistan,  şimdi de başka bir temel hakkımızı gasp etmeye çalışıyor” diyen Müslümanlar ise Yunanistan'ın AİHM ile birlikte hareket edip kendilerine tuzak kurduğu görüşünde. “İngiltere`de giderek artan sayıda İngiliz'in, resmi mahkemelerin hantallığı nedeniyle ihtilaflarını çözmek için şeriat mahkemelerine başvurduklarını belirten Batı Trakyalılar, “Bir kuruşa bile muhtaç Yunanistan'ın, yükünü artıracak böyle bir düzenleme yapması iyi niyetle bağdaşmıyor. Aksine temel bir hak gasp ediliyor” diyor.

YUNAN BAKAN: FETÖ'CÜLER DARBECİ OLABİLİR!

Yunan Skai televizyonuna konuşan Yunanistan Göç Politikaları Bakanı Yannis Mouzalas, 15 Temmuz iş savaş ve işgal girişimi sonrası Yunanistan'a kaçarak siyasi sığınma talebinde bulunan 8 eski askerin darbeci olduklarına ilişkin geçerli sağlam bulgular bulunduğunu söyledi.

YUNAN HÜKÜMETİ HANGİ GÖRÜŞTE?

Yunan Başbakanı solcu ateist Aleksis Çipras, bu yasanın bugüne kadar devletin yapmış olduğu hataların düzeltilmesini ve Müslümanlar-Hristiyan ayrımı gözetmeksizin tüm Yunan vatandaşlarının kanunlar karşısında eşitliğinin güvence altına alınmasını amaçladığını iddia etti.

LOZAN MUAHEDESİ ÇİĞNENİYOR

Lozan Antlaşması, özerk bir statü verdiği Batı Trakya Türk Azınlığının evlilik, aile ve şahıs hukuku ile ilgili konularda İslâm Hukuku'na tabi olmasını hükme bağlıyor. Yunanistan hükümeti ve Yunan hukukçuları ise bunun Avrupa Birliği (AB) normlarına aykırı olduğu gerekçesiyle karşı çıkıyorlar. Taraf devletlerin imzası, bugüne kadarki başarılı uygulama ve İngiltere tecrübesi, Yunan tarafının iyi niyetli olmadığını, asimilasyon politikasının bir gereği olarak temel bir hakkın yok edilmesi için çalıştıkları görülüyor.

GAYRİMÜSLİMLER BİLE MAHKEMELERE GÜVENMİYOR

İngiliz basınında yer alan habere göre resmi hukuk sisteminin hantallığı ve mevzuattaki karmaşıklık nedeniyle gayrı Müslimler de, ihtilaflarını daha kısa sürede çözebildikleri şeriat mahkemelerine yöneliyor. İngiltere`de gönüllülük esasına göre çalışan ancak verdiği hükümler yürürlükteki sistem nezdinde de bağlayıcı olan Müslüman Tahkim Mahkemesi (MAT), bakılan davaların yüzde 5`inin gayrımüslimlerle ilgili olduğunu, yılbaşından bu yana İngilizlerle ilgili 20 davaya bakıldığını belirtti. MAT Sözcüsü Freed Chedie, İngiliz mahkemelerinin aksine şifahi anlaşmalara ağırlık vermelerinin de tercih nedeni olduğuna dikkat çekti.

GAYRİMÜSLİM ŞİKAYET ETTİ MÜSLÜMAN HAKSIZ BULUNDU

Müslüman olmayan bir İngiliz'in, araç filosunun kârıyla ilgili ihtilaf nedeniyle Müslüman ortağını mahkemeye şikâyet ettiğini anlatan Chedie, müştekinin daha önce yaptıkları sözlü anlaşmaya dayanan iddialarını mahkemenin haklı bulduğunu ve Müslüman ortağı 48 bin sterlin tazminata mahkûm ettiğini belirtti. Daha önce evlilik ve aileyle ilgili davalara bakan mahkemelerin, artık ticari ihtilafları da ele almaya başladığına dikkat çekiliyor.

MAHKEMELERİN SAYISI ARTACAK

İngiltere`de 1996 tarihli Tahkim Yasası kapsamında hukuki statüsü bulunan MAT, Londra, Bradford, Birmingham, Coventry ve Manchester`da faaliyet gösteriyor. Talep üzerine 10 kentte daha mahkeme açmayı planlayan MAT yetkililerinin, gayrı resmi faaliyet gösteren diğer `şeriat mahkemelerine` uzanarak, dava süreci ve hükümlerle ilgili bütünlük sağlamayı amaçladığı belirtiliyor. Civitas adlı kurumun araştırmasına göre camilerdekiler de dahil olmak üzere İngiltere`de halen 85 şeriat mahkemesi faaliyet gösteriyor. Resmi kurumlar, İngiliz yasalarına aykırı olmadıkça, ihtilafların mahkeme dışında hakemler aracılığıyla çözülmesine ses çıkarmıyor.

YUNANİSTAN: İSLÂM HUKUKU AB NORMLARINA AYKIRIDIR

Batı Trakya Türkleri'ne Lozan Antlaşması'yla verilen özerklik statüsü gereği hukukî alanda da tanınan özerkliğin, Yunanistan tarafından hukuka aykırı bir şekilde ortadan kaldırılmaya çalışılmakta olduğu bilinmektedir. Uzmanların tespitlerine göre, Yunanistan idaresinin hukuk dışı bu uygulamalarıyla asimile etmeye çalıştığı Batı Trakya Türk Azınlığı'nın özerk yapısını tamamen ortadan kaldırmak istediği anlaşılmaktadır. Zaman-zaman gerek İskeçe ve Rodop illerinde gerçekleştirilen çeşitli hukuk panelleri ve konferanslarda Yunanistan'ın çeşitli illerinden katılan baro başkanları ve hukukçular, gerekse hükümet yetkilileri Batı Trakya Türk Azınlığı'nın kısmî olarak (Evlilik-boşanma, velâyet, veraset, vekâlet) İslâm Hukuku'na tâbi olmasını AB normlarına ve hukuk anlayışına aykırı olduğu gerekçesiyle şiddetle karşı çıkıyorlar. Yunan hükümetinin izlemiş olduğu sert Azınlık siyaseti gereği baskı altına aldığı Yunan hukukçularına da “AB'de çok hukukluluk olamaz” söylemini tekrarlatmakta olduğu müşahede edilmektedir.

YUNANİSTAN'DA ÇİFTE STANDART

Bir AB üyesi ülke olan ve dünyanın en ileri demokrasilerinden biri olarak gösterilen İngiltere'de ise Yunan idaresinin ve hukuk adamlarının tam tersine bir anlayışın ve uygulamaların hakim olduğu görülmektedir. Dünyanın en çağdaş hukuk sistemlerinden biri olarak adlandırılan İngiliz Hukuku'nun bu uygulamalarından Yunanistan'da hiç söz edilmemesi dikkat çekmektedir.

AZINLIK VE UZMANLAR NE DİYOR?

Azınlık ileri gelenleri ve bilim adamları, “Yunan hükümeti Batı Trakya Türk Azınlığı'nın Lozan Antlaşması'ndan doğan dinî ve hukukî özerklik statüsünden rahatsız değilse ve bu statüye sadece AB normlarına aykırı olduğu gerekçesiyle karşı çıkıyorsa, o zaman İngiltere'yi örnek alması gerektiğini ve bu örnekten hareketle mutlaka bir çıkış yolunun bulunabilir”liğine işaret etmektedirler. Uzmanlar, İngilizlerin, İslâm Hukuk Usulü'nün çağın icaplarına uygun bir şekilde yorumlandığında, günün ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde sorunlara çözüm getirdiğini gördükleri için bu hukuka başvurmakta olduklarını belirtiyorlar. Uzmanlar, İslâm Hukuku'nun çağın icaplarına göre uygulandığında faydalı olabileceğine, ancak sadece eski içtihatların bugünkü meselelere tatbikinin çağ dışılık ve hukuka aykırılık olacağının altını çiziyorlar.

SORUNUN KAYNAĞI VE ÇAĞ DIŞILIK İDDİALARINA CEVAP

Bu değerlendirmeler ışığında söylenebilir ki, Yunanistan'daki sorun “AB'de çok hukukluluk” veya “AB normlarına aykırılık ve çağ dışılık” değildir. Burada asıl sorun meselenin ilmin ışığında ve iyi niyetle ele alınmamasıdır. Meseleye vâkıf bilirkişilerin araştırmalarına göre, Batı Trakya'daki Müftülüklerden çıkan fetvaların iddia edildiği gibi kadınları ve özellikle kız çocuklarını mağdur etmesi İslâm'ın kesin hükümlerinden değil, İslâm Hukuku uzmanı olmayan ve genel anlamda hukuk bilgisine malik olmayan sözde müftülerin sözde “içtihat”larından kaynaklanmaktadır. Azınlığın aydınları ve ileri gelenleri Yunanistan'ın, asimilâsyon plânlarına uyduğu için halkın kabul etmediği cahil kişileri müftülük makamına atayarak, bu sorunu bilinçli ve kasıtlı olarak körüklediğini iddia etmektedirler.

MESELE NASIL ÇÖZÜLÜR?

Uzmanlar, Batı Trakya'daki “İslâm Hukuku Uygulaması”ndan kaynaklanan sorununun Müftülüklere ehil kişilerin yerleştirilmesiyle çözülebileceğini söylemektedirler. İslâm Hukuku konusunda uzman; hem İslâm Hukuku'nu ve hem de beşerî hukuku bilen, en azından bunlarla işbirliği yapabilecek veya onlara danışabilecek donanımlı kişilerden oluşacak bir dairenin oluşturulmasıyla sorun kalmayacağı ilimden ve bilimden nasibini almış sağduyulu insanların ortak görüşüdür.

BALKANLARDAKİ MÜSLÜMAN AZINLIKLAR İÇİN İSLÂM HUKUKU “AZINLIK STATÜLERİ” GEREĞİ ŞARTTIR

Bazıları meseleyi Türkiye ve diğer İslâm ülkeleriyle karşılaştırarak karşı çıkmaktadırlar. Ancak uzmanlara göre bu da yanlış bir yaklaşım biçimidir. İkisinin çok farklı olaylar olduğunu belirtiyorlar. Aslında Batı Trakya veya Balkanlar'da yaşayan Azınlıkların “İslâm hukukuna” tâbi olmalarının, tamamen Azınlık olmaktan kaynaklanan özerk bir statüye sahip olmalarından kaynaklanmaktadır. Onlara göre, İslâm Hukuku'nun çeşitli bahanelerle ortadan kaldırılması, uluslar arası sözleşmelerle kazanılmış ve “Özerklik” sağlayan “Azınlık Statüsü”nün kaybedilmesi anlamına gelir. “Azınlık Statüsü”nün ortadan kaldırılması, Batı Trakya Türkleri'nin tarih sahnesinden kaybolması anlamına gelmektedir. Batı Trakya Türk Azınlığı'nın ise böyle bir gelişmeye onay vermesine ihtimal dahi verilmemektedir. Bu onlar için asla kabul edilemez bir olaydır. Böyle bir girişimin Azınlık toplumu içerisinde büyük infiallere sebebiyet vermesi beklenmektedir.

“İLERİCİ-GERİCİ” SÖYLEMLİ BÖLÜCÜ OYUNLARA DİKKAT

Yunanistan'ın, kendi sinsi emellerine ulaşabilmesi için Batı Trakya Türk Azınlık toplumu içerisinde yapay bir ilerici-gerici, lâik-anti laik sürtüşmesi ortaya çıkarmaya çalıştığı görülmektedir. Genel olarak Türkler'in dindar veya dine saygının belirgin olduğu bilinen Batı Trakya'da dinî duyarlılıkları biraz daha ön plânda olan insanlarımızın dinî duyguları istismar edilerek, imanları yerinde fakat dinî amelleri daha az olanlarla aleyhine kışkırtılmaya çalışılmaktadır. Aynı şekilde kendilerini lâik olarak adlandıranlar da çağ dışılık söylemiyle kışkırtılarak, dindar kesimle çatıştırılmaya çalışılmaktadır. Yunanistan idaresince bu şekilde bölücülük yapıldığı ve durumdan vazife çıkarılmaya çalışıldığı, Yunan basınında çıkan yazı ve haberlerden ve devlet yetkililerinin söylemlerinden anlaşılmaktadır. Batı Trakya Türkleri'nin bu tür çirkin ve bölücü oyunlara alet olmadıkları, günümüze kadar sergiledikleri sağduyulu tutum ve açıklamalardan, birlik ve beraberlikten anlaşılmaktadır. Batı Trakya Türkleri'nin gerek Rodop ve özellikle İskeçe İlinde rekor oyla Azınlık milletvekili seçmiş olmaları, gerekse camilere akın ederek dinî liderlerini seçme başarısını ortaya koyabilmiş olmaları, bundan böyle de bölücü oyunlara asla geçit vermeyeceklerinin en büyük kanıtı olarak gösterilmektedir.

Yorum Yaz

  477306

-