30 MAYIS 2020 CUMARTESİ

YUSUF BAHRİ EFENDİYİ ANARKEN

Mehmet Karayalman Bey tarafından hazırlanan ve Ünyeli Hacı Yusuf Bahri Efendi'yi anlatan kitabı incelerken, zihnimde Peygamber Efendimizin başlıkta yer alan hadisi şerifi yeniden canlandı.

Gerçekten de insan bir alimin hayatını, yaptıklarını, yetiştirdiği talebeleri, sadece bir ilçede değil Orta Karadeniz'de bıraktığı tesirleri okuyunca, Hacı Yusuf Bahri Efendi'nin misyonunu ve ondan doğan boşluğun büyüklüğünü yakından idrak etmiş oluyor.

Yaklaşık 650 sahifelik kitap, her yönüyle takdire şayan. Mehmet Karayalman, birçok akademisyenin yapamadığını yaparak kayıtlara geçecek tarihi bir başarıya imza atmış.

Onun sayesinde Hacı Yusuf Bahri Efendiyi, ve Orta Karadeni'zde bıraktığı derin tesirleri öğreniyoruz.

Hacı Yusuf Bahri Efendi'nin babasının aslen Yemen'den gelmiş bir şahıs olmasından Osmanlı Devleti'nin ve coğrafyasının ne kadar cihanşümul bir kapsama alanına sahip olduğunu görüyoruz. Yoksa Yemen neresi... Ünye neresi...?

İstanbul'da Cağaloğlu'nda valiliğin karşısında dergahı bulunan İslam alimi, mutasavvıf Ahmet Ziyauddin Gümüşhanevi'nin vizyonunun ve kapsama alanının genişliği de Hacı Yusuf Bahri Efendi örneğinden kolayca anlaşılıyor. Gümüşhanevi'nin İstanbul başta olmak üzere Anadolu'nun çeşitli yerlerinde, Kazan'dan Komor Adaları'na, Mısır'dan Medine'ye çin'den Afrika'ya kadar olan geniş bir saha içerisinde ismini, ilmini, tarikatini ve tasavvufi düşüncelerini halifeleri devam ettirmiştir. Gümüşhanevi'nin Hacı Yusuf Bahri Efendi gibi çok sayıda halifesi olduğu hatırlanırsa, son dönem Türkiye'sinin manevi çatısının Gümüşhanevi Hazretleri tarafından çatıldığı anlaşılır.

Karadenizli Gümüşhanevi'nin de Irak/Süleymaniyeli Halidi Bağdadi'nin halifesi olduğu hatırlandığında bir Kürt ile bir Karadenizlinin İslam ahlakının güzelliklerinin yayılmasında nasıl bir birliktelik içinde olduğu hayretle görülür.

Bu büyük zatlar İslam dünyasının manevi semasının büyük yıldızları olup yüzyıllar boyunca bizleri aydınlattılar, aydınlatmaya devam ediyorlar.

Hacı Yusuf Bahri Efendi'nin Bakırcılar Çarşısı'ndan geçerken Rumların ayağa kalkması, Hocaefendinin de onların tek tek hatırını sorması İslam medeniyet ve hoşgörüsünü gösteren canlı bir misaldir.

Hacı Yusuf Bahri Efendi bütün Osmanlı coğrafyasına ışık saçacak şekilde yüzlerce alim, hoca, hatip ve talebe yetiştirmiştir. Müderrisler, sayısız alimler, şeyhler, asayiş görevlileri, hatta Kudüs, Trablus ve Şam niyabetlerinde bulunan Mehmet Nuri efendi, Aydın kadısı Sabri efendi. Rodos, Milas, Malatya Naibi Osman Şükrü Efendi, Beyrut Merciuyun Kazası Naibi, Trabzon Kadısı Yusuf Efendi. Birçok Rüştiye Alimi ve sayısız müftü Hacı Yusuf Bahri Efendi'nin yetiştirdiği talebeler arasındadır.

Hacı Yusuf Bahri Efendi'nin misyonunu bu talebeleri aracılığıyla bölgede koruduğu ve etrafa yaydığını anlıyoruz. Hocaefendinin talebelerinin de kendisi gibi istikamet üzere, mutasavvıf ve manevi feyz ve dinamiklere sahip kişiler olduğu görülmektedir.

Hocaefendinin bir talebesiyle Ünye 'Midrebolu' mevkiinden geçerken 'Evladım, buranın adı metropolden gelir. Burada Roma döneminde bir metropolit varmış. Sonradan adı 'Midrebolu' kalmış' tespitinden eski dönem kültürlerine vakıf entelektüel bir şahıs olduğunu gösteriyor.

Hocaefendinin talebelerinden birinin tarladan tarlaya geçerken ayakkabısındaki çamurları her defasında tarla sınırında temizlemesinin sebebi sorulunca 'Adamın tarlasındaki toprağı başka bir tarlaya taşıyarak, kul hakkına girmemek için böyle yapıyorum' cevabındaki incelik İslam Medeniyetin tasavvufi akımlar aracılığıyla vardığı noktayı gösteren zirve bir örnektir.

Hacı Yusuf Bahri Efendinin bazı talebelerinin 1.Dünya Savaşına ve Kurtuluş Savaşına çeşitli cephelerde aktif bir şekilde katıldıkları ve yararlılıklar gösterdikleri anlaşılıyor.

………………

Hacı Yusuf Bahri Efendi'nin meşhur talebelerinden biri de Musa Kazım Efendidir. Yusuf Bahri Efendi'nin ailesi nasıl Yemen'den Ünye'ye gelmişse, Musa Kazım Efendi'nin büyük dedesi de Diyarbakır'dan Ünye'nin Tekkiraz kasabasına göç etmişlerdir.

Musa Kazım Efendi, Yusuf Bahri Efendinin mürşidi Ahmet Ziyaüddin Gümüşhanevi'den sonra Ona vekalet eden Hasan Hilmi Kastamoni ile tanışıp intisap etmiş, bilahare Onun halifelerinden biri olmuştur. Musa Kazım Efendiyi İstanbul'daki Hasan Hilmi Efendiye gönderen Hacı Yusuf Bahri Efendidir. Musa Kazım Efendi Ünye'de bir süre Nakşi dergahı mürşitliği yapmış, daha sonra Hacı Yusuf Bahri Efendi ile yaptığı bir halvette gördüğü rüya üzerine bu kez irşat göreviyle Kıbrıs'a yerleşmiştir. Larnaka'da bulunan Peygamberimizin Halasının türbesi yakınındaki dergaha giden Hacı Musa Efendi yıllarca buranın türbedarlığını yapmış, tebliğ ve irşat çalışmalarını sürdürmüştür. Böylece Hacı Yusuf Bahri Efendi'nin misyonu Karadeniz bölgesi sınırlarından taşarak Kıbrıs semalarına ulaşmıştır.

Şeyh Musa Kazım Efendi burada Şeyh Nazım Kıbrısi başta olmak üzere çok sayıda alim yetiştirmiştir.

Şeyh Musa Kazım Efendi ile ilgili Şeyh Nazım Kıbrısi'nin naklettikleri o günden bugüne ne çok şey kaybettiğimizin kısa ve hüzünlü hikayesidir aslında...

 (...) Efendim Şeyh Musa Kazım Efendi ile alakalı bir hatıranızdan bahseder misiniz?

 - 'Şöyle bir hatıram oldu. Pederimle beraber çocuk yaşlardayken Sultan'ın sohbetine giderdik. çok kalabalık olurdu. Oturacak yer bulamazdık. Sohbete biraz geç gitmiş olmalıyız ki oturmaya yer kalmamıştı. Şeyh Hazretleri bizi görünce 'çocuğa yer açın' deyip pederimle bizi oturttu. Sohbetini dinledik. Sohbetten sonra Hazretin elini öptük. Bana üç kuruş gümüş para verdiler. Camiden çıkan çocuklara ya da sohbetine gelenlere şeker dağıtırdı.” Şeyh Nazım Kıbrısi bu güzel adeti geleneksel hale getirip kendileri de aynı şekilde camiden çıkan çocuklara şeker dağıtmaktadır. (Shf. 531)

(...) Her sene Ramazan'ın üçünde geleneksel olarak yapmış olduğu davete bütün ada halkı gelir, Kıbrıs Türkleri sohbetlerine katılır, arabası olan arabasıyla, olmayanlar ise atlarıyla ya da yaya olarak sohbetinde bulunmak için büyük gayret sarf ederdi. Binlerce insan bu sohbetlere katılırdı.

Hatta Müstemleke Valisi hanımıyla müsteşarlarıyla gelir, askeri başkumandan ziyaretinde bulunurdu, ada halkını manen doyururdu. Kıbrıs Türklerini çocuk, genç, yaşlı, amir, memur, her kesimi eğitmiştir. Allah rahmet eylesin. (Shf. 533)

…………………

1872 yılında Ünye Sadullah Bey Medresesi başmüderrisliğine tayin edilen Hacı Yusuf Bahri Efendi'nin aynı zamanda 1883 yılında Ünye Müftülüğü görevine de tayin edildiği görülüyor.

Kitapta Hacı Yusuf Bahri Efendi'nin seferberlik sırasında Ünye'den Dönerçeşme Meydanından dualarla asker uğurladığı bilgisi yer alıyor.

Hacı Yusuf Bahri Efendi sayesinde Ünye bölgesindeki medrese sayısının ikiden on üçe çıktığını da eserden öğreniyoruz.

1922 yılında 89 yaşındayken vefat eden Hacı Yusuf Bahri Efendi'nin cenazesine Ünyeli Ermenilerin dahi katıldığı şahitler tarafından nakledilmektedir.

Durum onu gösteriyor ki Hacı Yusuf Bahri Efendi, Ünye semasında bir süreyya yıldızı gibi parlamış, etrafını ve bölgesini ilim ve fazilet ışığı ile aydınlatmıştır. Hocaefendi yetiştirdiği talebeler vesilesiyle bölgenin son 150 yılına damgasını vurmuştur. Hacı Yusuf Bahri Efendi ve Sadullah Bey Medresesi resmi tarih tezinde yer alan 'Medreseler misyonunu kaybetmiş, çalışmaz duruma gelmişti' tezini çürüten canlı bir örnektir.

Bu satırların yazarı da Hacı Yusuf Bahri Efendi'nin talebeleri Fizmeli Abdi Efendi ve Alivaralı Hafız Yakup Efendi'nin talebesi Hafız Seyfettin Hoca'nın mahdumudur.

Sözün özü, hepimiz O'nun paltosundan çıkmışız. Ne mutlu O'na...

 

- TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  715293

-