20 HAZİRAN 2019 PERŞEMBE

Altan Çetin

YUSUF’UN ŞEHRİNDE İBN HALDUN ZAVİYESİ

Altan Çetin

Büyük metropollerin “gökdelen kuyularında” Yusuf'u da, gölgemizi de kaybederek yaşıyoruz. Kenardan köşeden bize göz kırpan yeşillikler bize bir şeyleri hatırlatır gibi olsa da betondan vakum nihayetinde bizi kendi kuyusunda şekillendirmeye devam ediyor. Çevremiz nasılsa, coğrafyamız neyle teşekkül ederse İbn Haldun kavlince kaderimiz olan coğrafya ve çevremizce fiziki ve ruhi içeriğimiz teşekkül ettiriyor. Peki, düşünemiyor muyuz? Geleneksel motiflerle paketlenen betonlar ruhumuzu da buralar gibi ikiyüzlü ve içi dışı başka bir hale getirmiyor mu? Modern zamanlarda kendi sazlığını hatırlayıp inleyen ney gibi bırakın metafizik esasımızı düşünmeyi, eski şehirlerimizin enkazları arasında insanlığımızın izlerini nargilelerimizi fokurdatırken yol bulmaya çalışıyoruz.

Çalabım bir şâr yaratmış  iki cihân âresinde derken Hacı Bayram, bizim şehirlerimizde çoktandır aldırılmayan, boş verilen, unutulmak istenen, nereden gelip nereye gittiğimizin hesabının verildiği yer olarak şehri tespit eder. İki cihan aresindeki şehrin manası, yalnızca İbn Haldun umran ilminde tespit edildiği üzere, temel ihtiyaçları gidermek cümlesinden beslenme ihtiyacı ve barınma zaruretimizi görmek midir? İstenilen ölçüde refaha ve bolluğa ulaşmış ve artık rahat ve huzurlu bir hayatı tercih eden toplumların edinmiş oldukları bir istikrar ve yerleşim yeri olarak şehri tanımlayan İbn Haldun şehrin refah ve bolluktan öte yerini de gösterir. Kifayetsiz ihtiraslarımızın arenası mıdır şehirler? İnsanın toplum içinde yaşaması ve insanların öncelikle kendi cinslerine karşı korunma ve aynı zamanda kendi cinsleriyle yani diğer insanlarla işbirliği ile yaşaması gereğini ortaya koyarken İbn Haldun nazariyesinde devlet, hukuk ve düzen kavramlarını ortaya koyar. Kadınların ve çocukların azgın öfkelerden ve şehvetlerden korunamadığı yerler şehir denmek haysiyeti taşır mı?

Bunların ötesinden O'nun şehir mefhumu içinde düşünen insan ve bilim kavramları da vardır.  İbn Haldun, insan olmamızın esas emarelerinden olan bilimlerin ortaya çıkmasının temel insiyakının insandaki düşünme kabiliyeti nedeniyle olduğunu tespit eder. Hülasa insan düşünebilen, akıl sahibi bir varlık olarak bilim denen kavram üzerinden var olanı ve kendini düşünme yeteneği ile mücehhezdir. Peki, bu yeteneğin neşv ü nema bulacağı ortam neresidir? İnsan dağ başlarında mı bulacaktır yolunu, potansiyel olarak var olan imkânını nasıl aşikâr edecektir?  İnsanî toplanmanın yegâne nedeni ihtiyaç görmek, bu babdaki hacetleri görmeye dair bir nevi menfaat duygusu mudur?

İnsanda bilkuvve yani potansiyel mevcut olan bu kabiliyetin bilim ve sanat var etmesi toplum formundaki hayatın ve bilim için ihtiyaç duyulan zeminin bulunması sayesinde açığa çıkacağını ortaya koyarken İbn Haldun şehir kavramına kendi kavramı içinde başka bir mefhum ekler. İnsanın medeni yaratılışlı olması, toplum kurarak yardımlaşması ve dayanışma ile zaruri ihtiyaçlarını gidermenin ötesinde şehir çok daha temel bir imkânımızın mümküne dönüştüğü mekânı temsil eder.

Ben dahî bile yapıldım taş ü toprak âresinde tespitiyle Hacı Bayram taş ü toprak yani beton ve mühendislik olan şehrin iskeletinin ötesinde yapıldım fiili ile anlattığı bir başka şeyi gösterir. Burada İbn Haldun'un bahsedilen şehir mefhumu devreye girer. Şehir teşekkülünün yani medenî ortam insani düşünme yeteneğimize dair ilim ve sanat gibi zuhurat açısından fevkalade önem taşır. İbn Haldun'a göre medenî çerçevenin oluşmadığı yerlerde kişinin kendi doğasındaki imkânları geliştirecek bilimleri elde etmesi imkânsızdır. Hayatın temel işleyişinin ötesinde bilim elde etmek isteyenler medenî bir hayat ve bunu öngören bir şehir kurması gerekmektedir. Bilgi ve değer üretilen yerler olarak şehir insan yığınlarının sürüleşerek çoğaldığı bir nüfus kalabalığından fazlasını ifade eder.

İbn Haldun bu çerçevede sanatın gelişmesini de şehirleşmeyle alakalı görür. Sanatın terakkisi umran manasında hadari yerleşik kültürlerle doğru orantılıdır. Bu zaviyeden göçebe zihniyeti her ne kadar kendi umranına haiz olmakla birlikte, bu düzendeki toplum yapısı sanattan cihanşumül, medeni manasından uzaktır. Lakin bedevi hadari meselesinin İbn Haldun düşüncesinde sınıfa dair bir ayrım olmayıp asabiye bağlamında bir değişim ve dönüşümün bedeviliğin/göçerliğin gelişimin zemini, ilk aşaması olduğunu unutmadan bu tespiti yapmak gerekir. Değilse sömürgenin gelişmiş-gelişmemiş kategorileriyle düşünme hatasına düşülebilir. Burada esas mesele şehirde kuvvelerin insan lehine gelişmesini fiili zemine, insanın faydası dâhilinde, çıkarcı bencillikten, ikiyüzlü kurnazlıklardan koparak bilgece bir derinlikte ortaya çıkmasıdır. İbn Haldun, tam bu sebeple hadari umrandan uzak bedevi Arapların sanat faaliyetlerde geriliğine işaret ederken bir altta kalmışlığı değil potansiyelin ortaya çıkmamışlığını vurgular. Buna karşın Çin, Hint, İran, Rum ve Avrupa bölgelerinde hadari umran sebebiyle sanat da ilerlemiştir. İşte tüm taassuplardan arınmış medeniyetçi bakış açısı İbn Haldun'u uygarlık tarihinde ile eşsiz bir yerde tutar. Bunu başarmış insanlar, Türkistanlılar ve cümlemiz, bugün, binlerce kilometrede onlarca devlet, milyar insan ama şehirsiz bir yığın; düşündükçe gelişeceğiz.  

Milli Eğitim, üniversiteler ve şehir irtibatı bu noktadan düşünülürse eğitim ve öğretimin arızi ve lüks bir etkinlik olmanın ötesinden şehre borçlu olduğumuz ve doğamızın bizi götürdüğü bir gereklilik olduğu göz ardı edilmemelidir. Şehirde yapılmak; düşünmek ve bilim üretmek mefhumunda düşünülmelidir. Türkiye'de şehirlerin merkezinde bilkuvvelerimizin ortaya çıkıp olgunlaşacağı müesseseleşmiş mefkûrelerimizin yer alacağı şehirler, mazide Bağdad, Şam, Kahire, İstanbul, Semerkand ve Buhara gibi cihanşumül mefkûrelerimizin milli çerçeveden insani seviyeye sunulduğu misallerde olduğu üzere, milli asabiyemizin hadari tezahürü olarak fiziki mekânların ötesinde insan merkezli organik birer hayat alanı olarak iki cihan aresinde yapıldığımız yerler olmalıdır.

İnsan yeryüzünde neye halife olduğunu düşünmelidir!

Vesselam

 

ALTAN ÇETİN - TERCÜMEİHÂL

ALTAN ÇETİN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  391333

-