HABER HATTI

Abbas Pirimoğlu

ZAMAN VE COĞRAFYA

Abbas Pirimoğlu

Modern paradigma, toplumları ve devletleri değerlendirirken “zaman” zaviyesinden ele alır. Yaklaşım tamamen kendinden menkul bir Batı icadı olması yanında, Batı-dışı toplumlara ihraç hedefli olması bakımından da dikkate değerdir. Diğer bir ifadeyle doğduğu yerde değil her yerde uygulanması için düşünülen “ilerleme” eksenli bu yaklaşım, dünyada kendisine rakip olabilecek kadim medeniyetlere havzalarını unutturmayı amaçlar.

Uluslar arası Avrasya hareketinin öncü simalarından olan Rus düşünür Aleksandr Dugin “Rus Jeopolitiği Avrasyacı Yaklaşım” ismi ile dilimize tercüme edilen kitabına yazmış olduğu “Türkçe Baskıya Önsöz”üne yukarıdaki fikir tashihi ile başlar ve ülkeler için “zaman” değil “coğrafya”nın temel alınması gerektiğinin üzerinde durur.

Dugin'in kastı jeopolitik yani insanlığı mekân faktörüyle karşılıklı ilişkisi içerisinde inceleyen disiplindir. Hassasiyetinde de hiç haksız değildir. Zira Batı “ilerleme” söyleminin prizmasından toplumları geçirerek en tepeye kendisini oturtur. Çünkü en ilerlemiş olan ve bütün insanlığa örnek ve önder olacak olan Avrupa'dır. Diğerleri ancak Avrupa'nın “zaman”ına yaklaşabildiği oranda ilerlemiş dolayısıyla muteber toplumlar sınıfına girmiş olacaktır. Zaman ile insan arasında kurulan bu irtibat Batılı bir ideoloji olan “tarihselcilik” vasıtasıyla insanların yahut toplumların tevarüs edecekleri veya etmiş oldukları hiçbir hakikat ve misyonunun olmadığını zihinlere aşılar. Dolayısıyla coğrafya ile üzerinde yaşayan toplum birbirlerine yabancılaşır ve birliktelikleriyle hiçbir anlam ifade etmez hale gelirler.

Daha sonra Dugin lafı Türkiye'nin jeopolitiğine getirir. Üç temel katmanın varlığından hareketle ilkinin kadim Türklerin göçebe imparatorluk kültürü olduğunu söyler. Ve göçebe imparatorlukların Avrasya tarihinin kaynaştırıcı unsuru olduğunu vurgulamayı da ihmal etmez:

Bu anlamda çağdaş Türkiye'nin ve hatta Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşunun kökleri saf Avrasyacılık muhitine inmektedir” (XIV)

Avrasyacılık muhiti! Şimdi bunu nasıl anlayacağız? Unutmayalım ki Dugin ve onun gibi düşünenler için Avrasyacılık Rus merkezli bir dünya kurmanın adıdır. “Avrasya” kapsayıcı olan, “Türkiye” muhitinde yer alan. Merkez mi? Elbette ki Rusya! Rus strateji uzmanının böyle düşünüp ifade etmesi sebepsiz değil. Zira AleksandrDugin büyük bir Rusya'nın gerçekleşmesi amacında. Bunun için de Avrasyacılık sadece kullanılması gereken bir söylemsel imkân. Türkiye'ye düşen Rusya'nın periferisinde yer kapmak. Zaten kendisi de bunu Türkiye'nin önce jeopolitik müttefik olarak Almanya'ya yöneldiğini, II. Dünya Savaşından sonrada “harici akciğer” olarak ABD'ye yaslandığından söz ederek ima eder.

İma edilen hatta açıkça ifade edilen diğer bir husus ise Türkiye'nin büyük jeopolitikten küçük Jeopolitiğe geçtiği hususuna değinmesidir(XVI) Bunu yazar Türkiye'nin Jeopolitiğinin temel faktörlerini sayarken değinir. İlki yukarıda belirtildiği üzere göçebe imparatorluğu dönemiydi. Sonrası ise “Osmanlı Jeopolitiği”dir. Burada Dugin“İslam” faktörünün kurucu unsur olduğunu belirtir.

Lakin son aşama ise post-emperyal aşamadır. Dar bir ulus-devlete gerileme dönemi. Dugin modern Türkiye'nin laiklik ve ulusçuluk ilkeleriyle ve katı bir askeri irade ile kurulduğunu belirttikten sonra bu ulus-devletin yeni bir jeopolitik çizgiyi takip ettiğini belirtir; hatta buna zorunlu olduğunu söyler: “Fakat askeri-siyasi yapıyla böylece perçinlenen ulus-devlet oluşumu artık büsbütün yeni bir jeopolitik çizgiyi dikte etmektedir. O andan itibaren Türkiye İslam âleminde liderlik iddiasında bulunamazdı”(XV) diye de ekler. Çünkü diğer Müslüman toplulukların İngiltere'nin de desteği ile Türkiye karşıtı ulusal politikalar neticesinde yeniden oluştuklarını belirtir ve şu önemli yargı cümlesini kurar:

Türkler emperyal fonksiyonlarını da kaybetmişlerdi” (XIV)

İşte bugüne kadar söylene söylene zihinlerimize kazınmak istenen de bu meşum telkin değil miydi? Dugin'de aynısını yapıyor ve emperyal iddialarını kaybettiğini söylediği Türkiye'ye jeopolitik olarak “büyük” değil “küçük” olanını salık veriyordu. Küçüklüğün devamında bir beis görülmemesi isteniyordu.

Fakat iş bununla da bitmez. Dugin NATO üyesi Türkiye'nin dikkatini büyük bir tehdidin varlına çeker. “Atlantikçi imparatorluğun kuruluşu eşiğinde” bulunulduğu uyarısında bulunur. Kendi ifadesiyle bu imparatorluk “Amerikan kontrolünde ve Anglo-Sakson siyasi, iktisadi ve dini değerlerin hakimiyetinde” bulunan küresel bir tehlikedir.

Çağrının adresi açıktır: Yeni Avrasyacılık.

Yazara göre Türkler ve Ruslar yakınlaşmalıdır. Ona göre doğal olanda budur. “Türkiye'nin jeopolitik kökünün asıl Avrasyacılıkta aranması icap ettiğini yukarıda ifade ettim” diyerek iddiasını müdellel hale getirir.

Yani şu “göçebe imparatorluk” vaziyeti.

Peki, bu bağlamda Rusya'nın konumu ne olacaktır?

Dugin kitabının geri kalan sayfalarında buna uzun uzun değinecektir.

 

ABBAS PİRİMOĞLU DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz