15 ARALIK 2019 PAZAR

Elif Sönmezışık

ZAMANDAN VE İHTİYAÇTAN GERİ KALMAMAK

Elif Sönmezışık

“Modern zamanlar” sanayileşmenin ardından artan konforla insanlığın geçirdiği en hızlı değişimin tarih sayfalarındaki adı. Bilhassa Kuzey Avrupa'da kısa zamanda bir salgın gibi yayılan “bunalımlı insan” manzaralarının da müsebibi sayılır. Psikolji ve psikiyatrinin de mecburi bir bilim ve tıp alanı olarak kabul gördüğü zamanların da adıdır bu yüzden. Yani “yaparken yıkma” düsturunun yeşerdiği ilk devirdir.

Televizyon tarihimizin erken devirlerinde Charlie Chaplin filmleri daha sık yayınlanırdı. Modern Zamanlar'ı birçoğumuz bu sebeple izlemiştir. Chaplin bu filmle sessiz film devrini de tamamen kapatmış olur, çünkü bu alandaki son örnektir.

Aslında filmin yapım tarihi olan 1936'dan çok önce “sessiz film” tarihe karışmıştır. Ama o dönem Amerikan yöneticilerini epey rahatsız ettiği bilinen Chaplin, sinema alanında sesli yapımlara geçişe de kafa tutmuş ve pandomim sanatını yaşatacak bir mecranın kalmayışından dem vurmuştur. Zira Modern Zamanlar, insanî olan her şeyi makineleşmeye feda eden zihniyeti eleştiren bol göndermeli bir film olduğu kadar, sesli sinemaya da meydan okuyan bir manifesto gibidir. Çünkü sesli sinema “konfor”un yayılımı için en tipik gelişmelerden biridir. Ve sinemadaki tiyatral anlatımı neredeyse silip süpürür.

Filmdeki “Şarlo” karakteri bir şarkı söyler ve “sesli filme” nazik bir gönderme yapar Chaplin. Filmin sesli olan tek kısmı da bu şarkıdır zaten. Dolayısıyla yapım, birçok ilk ve sonu barındırır içinde. Şarlo'nun devasa makineler arasındaki beceriksizliği, hiçbir akışa ayak uyduramaması, kendiyle bile sakarlık yarışındaki abartılı halleri ve bir ara koca bir makinenin dişlisi arasına küçük bir dişli gibi sıkışıp kalması, filmin ilk çeyreğinde henüz iyi niyetlerini ve erdemini yitirmemiş, doğayla bağını koparmamış ve hayatın akışındaki tüm acımasızlığa rağmen tüketim tercih hakkını terk etmiş çoğunluğun dışında kalabilmiş -belki de itilmiş ve horlanmış- bireyin bir karikatür olarak tezahürüdür.

80'lerde çocuk olanların birçoğu TRT'de ekranlarında yayınlanması iple çekilen, eğlendiren bir film olarak seyretmiştir Modern Zamanlar'ı. Sonraki yıllarda patronun yüzüne makine yağı fışkırttığı sahneyi görünce,  inançları, duyguları ve gerçeği öğüten ve insanı yakıt olarak kullanan Batı kökenli sistemleri örgütleyenlerin yüzüne, katran karası yağ püskürtmek isteyenler olduğunu tahmin etmek zor değil.

Elbette modern ve postmoderm zamanları insanî değerleri azaltan ve tüketen bir temsil olması itibariyle kıyasıya eleştirmenin ve algıları devamlı “toplumsal gerçekçilik” kıvamında çalıştırmanın, gidişatın zaruretlerini kabullenmeyen romantik itirazlara dönüştüğünü hiç bu kadar net görmemiştik. İmar faaliyetlerinin doğayı her bakımdan tüketişine rağmen bir mecburiyet olduğunu inkâr etmemek, bu zamanda yaşamanın ne tür bir denge üzerine oturduğunu anlatır bir misal olabilir. Çünkü hızla başa çıkamayan insan, imar konforundaki olası ve mevcut her tür eksikten şikâyetçidir. Zaten sıradan yaşamların hız dışında kalır hiçbir da yanı yoktur. Yani konforu talep edip bunu sağlayanları reddetmek yalnızca romantik bir itirazdır.

Teknoloji ile algısı genişleyen ama mekân ve insan sathında bir o kadar da daralan hayatlarımız var. Kronik acıların, sürgünlerin, açlığın kol gezdiği memleketlerle tanıştığımız anda ve yüzümüze vurulan bu hakikatlere ne tür tepkiler verdiğimiz, bizi toplumda duyarlı ve duyarsız olmak konusunda “sınıflar”a ayırıyor.  Duyarlılar görüp duyduklarından afallamış, çoğu zaman ne yapacağını bilemez hâldeyken ve bolca sabrederken; duyarsızlar kendini sıkmayıp her şeye boş veriyor. İşte hayatlarımız birbirinden bu tür zihniyet çeşitlemesiyle ayrılan küçücük arşivler gibi.

Artık, dünyayı daha muhteşem, daha az tüketilen bir yer yapmaya hiçbirimizin gücü yetmez. Ancak elimizden gelen bireysel anti-israf çabası ile bir nebze içimizi rahatlatabiliriz. Ancak gelişim ve kalkınmayı öteleme ve geriye çekme prensibinin bugüne faydası ve gerçekçi hiçbir karşılığı yok.

Modern Zamanlar, komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle Amerika'da gösterimi yasaklanmış filmlerden. Aslında tümüyle alışkanlıklara ve insanı kendi tabiatından ayıran dış baskılara kafa tutan bir yapım olarak popüler satıhta cesur bir çıkış olarak hafızalara kazındı. Bilhassa bütün aykırılığına rağmen Şarlo'nun şarkı söylediği bölümde daha net hissedilebiliyor sistem eleştirisi. Çünkü Şarlo'nun bizzat kendi hâli, şarkı söylediği kulüpte bir eğlence malzemesi olarak hırpalanıyor. Tıpkı kapitalizme uyak hayatların, mecburi olmayan tercihsizliği gibi. Mecburi olan, zamandan ve ihtiyaçtan geri kalmamak.

Onun için, arka arkaya açılan metro hatlarını, peşpeşe bitirilen ve yapımı devam eden köprüleri, Marmaray'ı ve yeni kavuştuğumuz Avrasya Tüneli'ni sevmek ve varlığından memnun olmak, bu zamanın ihtiyaç gerçekliğiyle doğal bir barışmadır. Ve hiç şüphesiz her şehir sakini için bu türevdeki katkılar birer nimettir. Mecburi olmayan, kapitalizmin sömürgen tercihsizliğinde boğulup “doğacı imaj”la anti-gelenekçi kanadın moda söylemlerinde ısrarcı olmaktır. Bu zamanda, cebelleşen insanlığın tam ortasında, gereksiz romantizm, sağlam bir başağrısına gebedir.

Çocukken Modern Zamanlar ne güzeldi. Ama şimdi her şeyin yoran bir arkaplanı var.

Zaten, yüreğinizi sıkmaya geldim, diyor “yeni zaman”. Epey kalacak, epey yoracak besbelli...

 

ELİF SÖNMEZIŞIK - TERCÜMEİHÂL

Yazar Elif Sönmez Işık, Türkiye Yazarlar Birliği 2017 yılı 'basın fıkrada' ödülü sahibi

ELİF SÖNMEZIŞIK DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  212378

-