Lütfi Bergen

ZEHİR ÜRETEN SANAYİLEŞMEYE TALİP MİYİZ?

Lütfi Bergen

Mikail Bayram Hoca, Ahî Evren'in “Letaif-i Hikmet” eserinden naklediyor:

“Allah insanı medeni tabiatlı yaratmıştır. Bunun manası şudur: Allah insanları yemek, içmek, giymek, evlendirmek, mesken edinmek gibi çok şeylere muhtaç olarak yaratmıştır. Hiç kimse, kendi başına bu ihtiyaçları karşılayamaz. Bu yüzden demircilik, marangozluk gibi çeşitli meslekleri yürütmek için çok insan gerekli olduğu gibi, demircilik ve marangozluk da bir takım âlet ve edevatla yapılabileceği için bu âlet ve edevatı tedarik için de çok sayıda insana ihtiyaç vardır. Böylece insanın (toplumun) ihtiyaç duyacağı bütün san'at kollarını yaşatması gerekir. O halde, toplumun bir kesiminin san'atlara yönlendirilmesi ve her birinin belli bir san'atla meşgul olması gerekir ki, toplumun ihtiyaçları görülebilsin” (Mikail Bayram, Ahî Evren ve Ahî Teşkilatı'nın Kuruluşu, Damla Matbaacılık, 1991: 137).

“Toplum, çeşitli san'at kollarını yürüten insanlara muhtaç olduğuna göre, bu san'atların her birini yürüten çok sayıda insanların belli bir yere toplanmaları ve her biri kendi san'atıyla meşgul olmaları gerekir ki, toplumun bütün ihtiyaçları görülmüş olsun” (Bayram, 1991: 152).

Mikail Bayram Hoca, bu nakilleri verdikten sonra şu değerlendirmeyi yağmaktadır: “Görüldüğü üzere, İbn Haldun nasıl san'atı ve san'at kollarını uygarlığın gereği olarak görmüşse, Ahî Evren de toplumun mutluluk ve refahı için bütün san'at kollarının yaşatılmasının gerekli olduğunu savunmuştur” (Bayram, 1991: 137 ); “Ahî Evren, bütün san'at erbabının belli bir yerde toplanmalarını ve orada san'atlarını icra etmelerini, yani kooperatifleşmelerini de öğütlüyor (…) Zira, Ahî Evren'in ilk yerleştiği yer olan Kayseri'de böyle bir sanayi sitesi kurulmuş olduğunu bazı kaynaklardan öğrenmekteyiz” (Bayram, 1991: 152).

Yukarıda aktardığımız metin parçalarından da anlaşılacağı üzere Osmanlı'nın Bizans-Roma karşısında varlık göstermesine iktisadî-içtimaî zemin hazırlayan Ahîlik, müellif tarafından Batı'nın kavramları içinden anlamlandırılmaktadır. Mikail Bayram Hocamız, Anadolu'da Batı'nın bilmediği ve baş edemediği iktisadî yapılanmayı “kooperatifleşme”; “sanayi sitesi” gibi kavramlarla anlamlandırmayı teklif ediyor. Oysa “Letaif-i Hikmet”te vurgu “meslek=suluk” ve “san'at” kavramlarına dairdir. Kavramlarımızda yaşadığımız bu zemin kaybı nedeniyle “yerli sanayi kuralım” kaygısıyla hareket eden siyasetçiler de çözümü başka yerlerde aradılar.

Ahîlik, “Yerli sanayi” hareketi değildir; çünkü bir “manifaktür” hareketidir. Ahîlerin imalat, eşya, tasarruf (sarf) kavramları ile küresel emperyalist endüstriyel seri üretimin, meta arzının, tüketim ideolojisinin arasındaki farkı görmek gerekmektedir. Ahîler, insan-toprak-kâinat için hayr olan malları ve eşyaları üretip, helal ve hayr olan mahsullerin hasadını yapmayı şiar edinmiştir. Buna göre örneğin “yerli sanayi” adı altında tütün-sigara üretim ve tüketimini Batı-dışı toplumlara dayatan zihniyete “yerli” ve “millî” diyecek miyiz?

“Sigara fabrikalarının özelleştirilmesi ve tütün üretiminin azaltılması ile bu sektördeki çiftçi ve işçilerin işsiz kalması” meselesini dile getiren söylemi nasıl değerlendireceğiz? Ahîlik açısından nazar edildiğinde tütün ister Türk şirketlerince üretilsin, isterse ithal edilerek tüketime arz edilsin bir fark bulunmamaktadır. Ahîlik, insanları, zehiri “gıda” ve/veya “ihtiyaç” olarak algılatan “esirlikten” kurtarmak için gelmiştir. Tütün içmek, “insanın yavaş intiharı”ndan başka ne anlama gelir?

02 Mayıs 2015 tarihli haberde, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurulu (TAPDK) verilerine göre, Türkiye'de tüketilen sigara miktarı 2013 yılında 4,5 milyar paket olduğu bildiriliyor. Bu rakam 2014 yılında 150 milyon paket adet artarak 94 milyar 680 adet sigaraya ulaşmış.  Ülkemizde 2014 yılında dumana 34 milyar 624 milyon 817 bin 146 lira para harcanmış.

“Eşyada aslolan, ibahadır.” Bu kaideye uyarak hükmü bildirilmeyen şeyler helal kabul edilmiştir. Buna karşılık her gün bir paket sigara içen (bir paket sigarayı 10 TL'ye sabitleyerek) kişinin 10 yılda 36.000 TL parayı havaya savurmasını israf kavramı dairesinde “haram” kabul eden ulemayı hatırlamak gerekir.

Ahmed er-Rûmî el-Akhisârî, “Er-Risâletü'd Duhâniyye” adlı eserinde şöyle yazdı: “Tütünde dinî açıdan bir yarar olmadığı gibi, dünyevî bir yararı da söz konusu değildir. Çünkü bu ne bir gıda, ne de bir ilaçtır. Kaldı ki, doktorların ittifakıyla her türlü duman mutlak anlamda insan sağlığına zararlıdır. Mesela İbn-i Sina, “Şayet toz ve duman olmasaydı, Âdemoğlu bin yıl yaşardı” demiştir (…) Bundan başka, dûhan kullanımı, insanın servetini harcamasına sebep olmaktadır. Bu da dinen haram olan israfa girmektedir.” (Akhisârî, Tütün İçmek Haram mıdır?, Kitap Yayınları, 2015: 52, 57).

Bu izahtan sonra yazımın başlığı olan “Zehir üreten sanayileşmeye talip miyiz?” sorusunun sahihliği umarım ortaya çıkmıştır.

Görüleceği üzere makinelerin kontrolünde seri üretime geçen toplumlarda meslek=suluk bilinci çökmektedir.

Müslümanlar tütün dışında rafine şeker hakkında da üretim seferberliği yaptılar ve kalkınma düşlerinin kanıtı olarak kurdukları şeker fabrikalarını model gösterdiler. Şimdi geldiğimiz noktada ülkemizdeki obezitenin, kanserin, diyabetin, damar tıkanıklığı hastalığının kaynağının tüketilen rafine şekerden kaynaklandığı sıklıkla ifade edilmektedir.

İnsanlar “şeker kullanmama” iradesi gösterdiği takdirde doğal şekere dönülerek ve bal, pekmez, meyve kurusu, stevia bitkisi (şeker otu) gibi nimetlerin tedariki arayışına geçilecek ve tarıma dönüş kaçınılmaz olacaktır.

Rafine tuz/şeker/(beyaz) un, fıtrata/tabiata aykırı, gıda olmayan (“gıdamsı”) mamullerdir.

Rafine yağı (margarini) karıncalar yemiyor. Bu yağ-mamul ölüdür. Dolayısıyla “yağ görünümlü yumuşak plastik”ten yapılan yiyeceklerde hayat aramamız beyhudedir.

Ahîliğin fıtrata aykırı mamul madde imalatıyla uğraşacağını kim iddia edebilir?

Endüstriyel üretime geçerek Ahîliğin değerlerini kaybetmiş bulunuyoruz. Nurettin Topçu'nun dediği gibi “teknik, bohçalar halinde” Batı'dan alınabilecek bir bilgi, kalkınma enstrümanı değildir.

Batı kapitalizmini yeneceğiz. Fakat bunun için önce “tüketici kimliği”ni reddetmek ve Anadolu'da Bizans-Roma'yı yenen Ahîlerin üretim biçimine dönmek gerekmektedir. “Yeni bir dünya” inşa edebilmek için zehir üreten endüstriyel akıl reddedilmelidir.

 

LÜTFİ BERGEN - TERCÜMEİHÂL

2009’dan itibaren değişik internet sitelerinde ve Hece, Hece, Öykü, İdeal Kent, Düşünen Siyaset, Opus, Değirmen, Hak-İş Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi, Kün Edebiyat, İtibar, Granada, İştirakî, Anadolu Gençlik, Çilingir, Diyanet Dergisi, Yolcu gibi dergilerde; Yeni Şafak ve Star gazetelerinin kitap eklerinde, Star Gazetesi Açık Görüş, Al Jazeera Türk, Arkitera Mimarlık gibi mecralarda makaleleri yayınlandı. 2012’de Eleştirel edebiyat- din- iktisat ilişkilerini temel alarak yöneldiği erken dönem Cumhuriyet hikâyesi incelemelerini “Edebî Metinde Din – İktisat” başlığı ile yayınladı. “Edebi Metinde Din- İktisat” başlıklı kitap 2012 TYB Edebi Tenkit Ödülü almıştır. Basılmış Eserleri: Azgelişmişlik Üstünlüktür (1996- 2012); Ahlâk Ayaklanması (1999- 2012); İsyandan Dirliğe: Anadolu’da Yerli Olmak (2011); Edebî Metinde Din – İktisat (2012) - TYB Edebi Tenkit Ödülü (2012); Kozmosta Yerlilik- Evlerimizi Kaybediyoruz (2013); Kenti Durduran Şehir (2013); Kent-İslâm ve Kapitalizm –Şehre Yürüyelim Batı Yıkılacak- (2014); İslâmcılık Söylem ve Eylem –Bir Şiddet Eleştirisi- (2014); Medeniyet – Müslüman Toplumsallığın İnşâsı- (2014); Devlet ve Allah –AnadoluSol Bakış- (2014); İnsanın Beşinci Zindanı (2015); Bilginin Kaynağı Nedir (2015); Kalın Anadoluculuk- İsmet Özel’e Bir Cuma Mektubu (2015).

LÜTFİ BERGEN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  287205

-