24 EYLÜL 2020 PERŞEMBE

ZENGİN MADEN REZERVLERİNİN ORTASINDAKİ FAKİR ÜLKE!


ZENGİN MADEN REZERVLERİNİN ORTASINDAKİ FAKİR ÜLKE!

ORTA AFRİKA CUMHURİYETİ

Seleka adlı silahlı hareket tarafından Orta Afrika'da François Bozize'nin idaresindeki hükümetin Mart 2013'te düşürülmesinin ardından geçici bir hükümet kurulmuş, devlet başkanlığına hareketin komutanlarından Michel Dijotodia getirilmiş ve ülkenin 18 ay içerisinde seçime götürülmesi, Djotodia ve Seleka üyelerinin seçimde aday olmaması konusunda mutabakat sağlanmıştı. Geçici hükümette Müslüman ve Hristiyan bakanlar yer alırken başbakanlık görevi de Hristiyan dinine mensup Nicolas Tiangaye'ye verilmişti. Bu süreçten sonra da Seleka tasfiye edilmişti.

Ancak devrik başkan Bozize'ye bağlı Balaka adlı çete tarafından 2013 yılı Aralık ayında ülkede şiddet eylemleri gerçekleştirilmeye başlandı ve önce tasfiye edilen Seleka örgütünün üyelerini ardından Müslüman halkı hedef alan infazlar gerçekleştirilmeye başlandı.
Ülkede tırmanan şiddet olaylarını bahane eden Fransa ise hızlı bir şekilde BM Güvenlik Konseyi'nden karar çıkartarak ülkede bulunan askerlerinin sayısını arttırmaya başladı. Afrika Birliği Askerleri de BM ve Fransa askerlerine eşlik etti. Bu süreçte tek taraflı bir silahsızlandırma uygulaması başlatılarak, daha önce bir örneği Srebrenica'da sergilenen senaryo sahneye konuldu. Silah-sızlandırılarak savunmasız bırakılan Müslüman topluluklar, Balaka üyelerini cesaretlendirirken, katliamların sayısı da her geçen gün arttı.

Ülkede yaşanan çatışma ortamı siyaset ve medya organlarının da yanlı yaklaşımlarıyla gün geçtikçe dini bir hüviyete büründü. Bugüne kadar bir arada yaşan Hristiyan ve Müslüman topluluklar arasında suni bir gerilim oluşturularak ülkedeki Müslüman nüfus baskı altına alındı. Batılı siyasetçilerin demeçleri ve uluslararası medya organlarının yayınlarında, ülkedeki Müslümanların komşu ülkelerden gelen yabancılar olduğu, ülkenin asıl sahibinin Hristiyanlar olduğu ve şiddet olaylarını tırmandıranların Müslümanlar olduğu gibi gerçeği yansıtmayan söylemler sürekli olarak vurgulandı.

Öte yandan geçici hükümette her iki dine mensup bakanlar da bulunmasına ve başbakanın Hristiyan dinine mensup olmasına karşın, devlet başkanının Müslüman olması üzerinden bir söylem geliştirildi ve Hristiyan bir ülkenin Müslümanlar tarafından yönetildiği öne sürüldü.

2014 yılının ilk aylarında tüm dünyanın görmezden geldiği insani bir krize dönüşen olaylar, maalesef kamuoyuna da yansıtılmıyor. Ceset dolu camiler, ölülerini gömecek yer bulamayan Müslümanlar, kapanan okul, banka ve kamu kurumları, Orta Afrika Cumhuriyeti'nde 4.5 milyonluk nüfusun yaklaşık yarısına mensup olan Müslümanlar açısından derin bir krize işaret ediyor. Kitleler halinde gerçekleşen Müslüman göçleri de üstü örtüü bir politikaya işaret ediyor.

Zira özellikle uluslararası kuruluşların oyalayıcı yaklaşımı sebebiyle göçler hızla artarken, bugün ülkesini terkeden Müs-lüman nüfusun ilerleyen dönemlerde tekrar geri dönmesi ihtimali son derece zayıf gözüküyor. Böylece demografik yapı ile oynanarak ülkedeki nüfus dengesinin Müslümanlar aleyhine bozulması öngörülüyor.

Son yıllarda Afrika politikasını güncelleyen Fransa, önce Mali'ye ardından Orta Afrika Cumhuriyetine müdahale etti. Silah lobisi ve iş dünyasının da etkisiyle Afrika'da daha agresif bir tutum içerisine giren Fransa, İngiltere'nin Afrika'daki başa-rısını yakalamak adına hamleler yapıyor. Zira Afrika'nın genel GSMH'sinin %19'u eski Fransız kolonilerinden çıkarken, %47'si (Güney Afrika hariç) eski İngiliz kolonilerinden çıkıyor. Bu sebeple Fransa eski kolonilerindeki varlığını koruyarak güçlendirmek ve bir taraftan da Afrika'da yeni pazarlara açılmak adına politikalar geliştiriyor. Nitekim Fransa Borsası'nda (CAC 40) işlem gören küresel şirketlerden 300 kadarının Afrika ile bağlantılı olması Fransa ekonomisinin Afrika'ya ne kadar büyük bir ihtiyaç duyduğunu kanıtlamaya yetiyor.

Öte yandan ülkede son yıllarda tesbit edilen zengin maden rezervleri, küresel güçlerin iştahını kabartıyor. ABD'nin özellikle uranyum yataklarının keşfinden sonra büyükelçiliğini büyüterek diplomatik temaslarını hızlandırması, Çin'in Orta Afrika ile ticari ilişkilerini güçlendirmesi ve ülkeye ABD'nin yaptığı gibi bazı krediler vermesi, İngiltere ve Kanada menşeli şirketlerin yatırımları ve buna benzer gelişmeler Fransa'yı Orta Afrika konusunda daha agresif bir tavır sergilemeye itiyor. 2010 yılında başlatılan ve bugüne kadar 200 milyon Euro'nun üzerinde yatırım yapılan nükleer tesisin tamamlanması durumunda Fransa'nın Orta Afrika Cumhuriyeti ekonomi-sindeki payı %17'den %74'e çıkacak. Bu da Orta Afrika Cumhuriyeti ekonomisini tamamen Fransa'ya bağlayacak.

Ülkede 1965 yılından bu yana çıkartılan altın madeninden elde edilen gelir halka yansımıyor. Geçici hükümetin öncelikle hedeflerinden birinin maden gelirlerinin halka paylaştırılması olduğu düşünülecek olursa, son dönemde yaşanan kriz ve Fransız müdahalesine dair daha sağlıklı bir okuma yapma imkanı olacaktır.

  1. Bu nasıl haber.

Yorum Yaz

  579787

-