20 EYLÜL 2020 PAZAR

Hüseyin Yağmur

ZİNCİRİN 12 EYLÜL HALKASI: ZİNCİRBOZAN

Hüseyin Yağmur

31 Mayıs 1983 günü; 12 Eylül 1980 Darbesi'nin ardından tam üç yıl sonra bir grup siyasetçinin Çanakkale'de Zincirbozan isimli askeri kampta dört ay zorunlu ikamete tabi tutulmalarının 35. yılıydı.

Hatırlanacağı üzere 12 Eylül 1980'de yönetime bir darbeyle el koyan Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, parlamentoyu feshetmiş ve mevcut siyasetçilere de siyaset yasağı getirmişti. Darbeciler bilahare bir Anayasa yaptırıp bunu halka onaylattıktan sonra siyasi hayata yeniden izin vermişlerdi.

Anayasa referandumdan geçmiş ve Resmi Gazete'de yayınlanarak kesinlik kazanmıştı. Siyasi Partiler ve Seçim Kanunları çıkmış, siyasi faaliyetlere izin verilmişti. Artık Anayasa mer'i idi. Anayasa'nın 3. maddesine göre Meclis açılıp Başkanlık Divanı oluşuncaya kadar Milli Güvenlik Konseyi görevine devam edecekti. Bu yetki Anayasa dışında memlekette vuku bulacak hadiseleri önlemek içindi.

İşte bu aşamada, yasaklanan siyasetçiler doğal olarak kendileriyle irtibat halinde olan yeni yüzlerin kuracağı parti oluşumlarına destek vermeye başladılar.

Ne var ki Darbeciler hijyenik bir siyaset istiyorlar, yeni dönemi tamamen bir toplum mühendisliği çalışması ile kendileri inşa etmek istiyorlardı. Onların hedefi sağda ve solda danışıklı bir parti olmasıydı. Bunun dışında her türlü girişime karşıydılar.

Çok geçmeden bu düşünce doğrultusunda tavırlarını ortaya koyarak bir mıntıka temizliğine giriştiler. Konsey, Büyük Türkiye Partisi'ni, 79 sayılı kararı ile 1 Haziran 1983 günü kapattı. Adalet Partisi eski Genel Başkanı Süleyman Demirel başta olmak üzere 16 siyasetçiyi Zincirbozan askeri kampına gönderdiler.

Zincirbozan Olayını mağdurlardan daha önce gazeteci Yavuz Donat duyar ve Süleyman Demirel'e bildirir.

Yavuz Donat, olay öncesi gelişmeleri şöyle anlatıyor: “Büyük Türkiye Partisi kuruldu ve herkes orada. Partinin önünde davullar, zurnalar, halaylar, parti akın akın. Herkes oraya koşuyor. Oradan aday olmak istiyor.”

Hiç hesapta olmayan bu gelişme komutanları çok rahatsız etmişti. Bir gün gazeteci Yavuz Donat'ın telefonu çaldı. Sürgün kararını ilk duyan sivil oydu:

“Birkaç gün önce sürgün var mı, yok mu diye sorduğum generaldi. Yavuz, dedi. Kâr eden şirket kapatılacak, dedi. Efendim ne şirketi? Benim şirketle ne ilgim var, dedim. Anla artık, dedi. Biraz şey yap, dedi. Baktım, kâr eden şirket, yani Büyük Türkiye Partisi kapatılacak. Hemen kavradım. Peki, dedim, büyük hissedarı ne olacak, seyahate çıkacak, dedi. Pasaporta ihtiyacı olacak mı, dedim. Hayır, dedi. Nereye gidecek, dedim. Kendileri Çanakkale tarafını sever, hadi gözlerinden öperim, dedi ve kapattı.”

Yavuz Donat sonraki gelişmeleri de şöyle anlatıyor: “Ben çevirdim 275 23 15, Süleyman Demirel'in Güniz Sokak 31'deki telefonu. Telefonu kendisi açtı. Sesimi aldı. Yavuz gözlerinden öperim, ne var ne yok, dedi. Efendim kusura bakmayın, ben size bir şey söyleyeceğim, belki böyle şeyleri söylemek zordur ama söylemek de gerekli neticede. Sizi sürgüne gönderecekler, dedim. Nereye gideceğim, dedi. Yurtiçi mi, yurtdışı mı tepkisi buydu. Çanakkale taraflarına gideceksiniz, dedim. Çok şükür vatanımdayım, dedi.”

Sonunda beklenen olmuş 12 Eylül yönetiminin siyaset modeli için düğmeye basılmıştı. 31 Mayıs 1983 günü Milli Güvenlik Konseyi'nin kararı siyasi yaşamı altüst etti.

Milli Güvenlik Konseyi'nin 79 sayılı kararı şu üç maddeden oluşuyordu:

  • Büyük Türkiye Partisi temelli kapatılmıştır.
  • Kapatılan partilerin il ve ilçe başkan ve yönetim kurulu üyeleriyle, görevden alınan belediye başkanları, parti kurucusu ve milletvekili adayı olamayacaklardır.
  • 16 kişi Zincirbozan'da ikamete tabi tutulacaktır.

Karar, siyasi tarihte bir dönüm noktası oldu. Parti kurucusu olma yasağı genişletilmişti. 5 ve 10 yıllık yasaklılara ek olarak, il ve ilçe yöneticilerine kadar uzanıyordu.

İkisi BTP'li, yedisi CHP'li, yedisi AP'li tam 16 politikacı sürgüne gönderiliyordu. Aslında Zincirbozan sürgünleri için önce yurtdışında bir yer düşünülmüştü. Pakistan'a gönderileceklerdi. Sonradan bundan vazgeçildi ve Çanakkale'de karar kılındı.

Zincirbozan'a ilk varıldığında komutanlar mahpuslar için özel odalar hazırladıklarını, Çanakkale'den eşyalar getirdiklerini söylerler, tavsiyelerde bulunurlar.

Ancak Demirel diplomatik bir dil ile yapılanlara itiraz eder ve şöyle der: “Sizi sıkıntıya sokmayız ama, bizi buraya getirmekle sizler de kanun dışı bir takım şeylere alet oluyorsunuz; bu yasadışı davranışların hesabı sorulacaktır, bunun bilinmesinde yarar vardır” dedi. Komutanlar, “Biz emirleri uyguluyoruz” şeklinde karşılık vererek işin içinden sıyrılırlar.

Zincirbozan mahpuslarına yapılan bazı uygulamalar ise hiç unutulmayacak şekilde hafızalarda ve vicdanlarda yer eder.

Bunların başında bir dönem cumhurbaşkanlığına vekâlet etmiş,75 yaşındaki Dışişleri eski Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil'in eşine yapılan muamele gelir.

20 Ağustos 1983 günü, eşini ziyarte gelen Çağlayangil'in eşinin çantasının aranması mahpuslarca hayret ve şaşkınlıkla karşılanır. Rencide edici, mağdurların ifadesiyle ‘tahammülü güç bir olay' olarak nitelenir.

Benzeri bir olayı da Adalet eski Bakanı CHP'li Sırrı Atalay yaşar. Bu kez olayın merkezinde Sırrı Atalay'ın gelini vardır.

Milli Savunma Eski Bakanı Saadettin Bilgiç, yaşadıklarını şöyle anlatıyor: Göz Hastalıkları Mütehassısı Asteğmen Dr. Mehmet Ünal, Ağustos başında Zincirbozan'a gelerek gözlerimi muayene etti. Gözlerimde retina kanaması olduğunu, mutlaka laser tedavisi görmem gerektiğini Hasta protokol Defteri'ne yazdı. Doktor, sınıf arkadaşım Op. Dr. Ali Rıza Ünal'ın oğlu ve Eğirdirli olduğu için, yeni bir göz doktoruna muayene ettirilmemi gerekli gördüler. Bu defa göz hastalıkları mütehassısı bir binbaşı doktor geldi. O da aynı teşhisi koydu.

Doktorun raporları üzerine Zincirbozan Komutanlığı eliyle Sıkıyönetim Komutanı Muavini'ne bir yazı gönderdim. Fakat yazıyı geri çevirdiler. Muayene ve tedavi için başvuracak merci bulamıyordum.

Adalet eski Bakanı CHP'li Sırrı Atalay, o günleri şöyle anlatıyor:(...)Ziyaretçi yasağı yedinci gününde… Yedi gündür kuş uçmaz oldu Zincirbozan'da. Osman Bölükbaşı, Necmettin Cevheri, İsmet Sezgin, Müfit İslamoğlu gelmişler, uzaktan bir el sallama isteğiyle… İzin vermemişler. Bin bir kahrın ağlatamadığı Bölükbaşı, ağlamış orada…

(...)70 gündür Zincirbozan'dayız. Yargıç, yargı, savcı, savunma denen hiçbir şey görmedik… Dış ülkede bir yazı çıkmış diyorlar ve savcı kovuşturmaya geliyor. İbret verici bir gerçek… İnsan düşüncesini dondurucu bir oluş!” 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  991936

-