4 TEMMUZ 2020 CUMARTESİ

Hüseyin Yağmur

27 MAYIS 1960 DARBESİ, ÇAĞDAŞ PATRONA HALİL KALKIŞMASIYDI

Hüseyin Yağmur

Mayıs ayı, bahar ayı olmasına rağmen benim için hüzün ayıdır.Mayıs ayı denilince benim aklıma ‘27 Mayıs 1960 Darbesi' gelir.27 Mayıs Darbesi, siyasi tarihimizdeki darbelerin anasıdır, elebaşısıdır. Bu yüzden nasıl ki Şubat ayı yazılarım boyunca 28 Şubat Darbesini yazmışsam, bu ayki yazılarım boyunca da önemine binaen 27 Mayıs Darbesini anlatmaya çalşacağım inşaalah…

Tarihçiler ve tarihe kaynaklık edenler çoğu zaman kendi şahsi mülahazalarını tarihi kayıt haline getirirler. Ayırt etmek çok zordur.Bir Afrika atasözünde ‘Aslanların tarihini avcılar yazar' der.27 Mayıs Darbesi'nin tarihini, 27 Mayıs Darbesi'nin aktörleri ve onların siyasi yandaşları yazdılar.Maalesef onların siyasi tercihleri, şahsi mülahazaları tarihe kayıt olarak geçti.

İstanbul'da Fatih'in ortadan kaldırdığı devletin orijinal adı ‘Doğu Roma' idi. Roma İmparatorluğu'nun ikiye ayrılmasıyla ortaya çıkmıştı. O günün siyasi tarihini yazanlar ısrarla İstanbul'daki devleti ‘Bizans' ismiyle tanımladılar. Bazı siyasi sebeplerle İstanbul'daki Roma Devletini bir türlü kabullenememişlerdi.

Böylece Fatih'in yenip tarih sahnesinden yok ettiği devlet, Doğu Roma değil, Bizans olmuş oldu. Dönemin tarihini yazanlar Roma'nın şanını kurtarmış oldular.

İç Anadolu'da bir dönem çok etkili olmuş Büyük Selçuklu Devleti esasen sadece Konya vilayetinden ibaretti. O günün tarihçileri Konya vilayetindeki bu devleti ‘Büyük Selçuklu Devleti' diye tanımlayınca yüzyıllar boyunca zihinlerde bu anlamda bir çağrışım oldu.

Tarihçiler ve tarihe kaynaklık edenler çoğu zaman kendi şahsi mülahazalarını tarihi kayıt haline getirirler. Ayırt etmek çok zordur.Ayırt etmek için bağımsız ve muhalif kaynaklara da göz atmak gerekir.

27 Mayıs Darbesi'nin tarihini Darbeciler yazdılar. Darbe öncesi günlerin tanımını da Darbeciler yaptılar. O yüzden zaman zaman en aklı başında insanlardan dahi CHP propagandalarını duyarsınız, şaşırırsınız.

Mesele Atatürkçülükten uzaklaşan iktidarı güç kullanarak tasfiye etmek idiyse 1938'den sonra 1950' ye kadar her yıl bu darbenin Atatürkçüler tarafından yapılması gerekirdi. Çünkü Milli Şef İnönü Atatürkçülük adı altında yeni bir krallık peydah etmiş, kendisini de kral ilan edip tahta oturmuştu.

1950'den sonra sistemin çarklarının işleyişi değişip imtiyazlı azınlık ülkenin bazı kazançlarını Anadolu halkı ile paylaşmak zorunda kalınca, çıngar koptu. Menderes İktidarından kurtulmak için sihirli bir formüle ihtiyaç vardı. O sihirli formül, Atatürkçülükten başka bir şey değildi.

Bugün o sihirli formülün adı ‘Cumhuriyetin kazanımları'.

Hiç kimse çıkıp da “kendi şahsi imtiyazım kayboldu, ben bu iktidarı istemiyorum” diyemeyeceğine göre…

14 Mayıs 1950'de iktidara gelen Menderes, bir ay kadar sonra Darbe yapacakları duyumu üzerine Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarını ve bazı generalleri görevden aldı… Bu general ve subayları çok rahatsız etti. İntikam için fırsat kollamaya başladılar.

Menderes, askerdeki emir eri uygulamasını kaldırdı. Evlerindeki çağdaş kölelerin yokluğunu bir türlü kabullenemeyen bazı generaller ve subaylar çok bozuldular.İntikam için fırsat kollamaya başladılar.

Demokrat Parti CHP'nin kullandığı aslında mülkiyeti Hazineye bir başka ifadeyle millete ait olan binaları CHP'den alarak Hazine'ye iade etti. Ulus Gazete Matbaası da bunlardan biriydi. Matbaaya el konulma anını Ulus Gazetesi'nin bir yazarından okumuş, nasıl bir kin biriktirdiğine şahit olmuştum.Yıllar sonra o şahıs Atatürkçülükten dem vurarak Darbeye gerekçe sunuyordu. “Demokrat Parti çalıştığım gazeteye el koyarak beni işsiz bıraktı” diyecek değildi ya.

Olanlar hep fani, gerekçeler ise hep kutsaldır.(!)

Yaşlı ve kindar İnönü, bu yapılan muameleyi hiçbir zaman unutmadı. Sadece unutmuş gibi gözüktü.

Başbakan Menderes, generallere sadece olması gerektiği kadar değer veriyor, onlara Başbakanlık ediyordu.Bazı generaller bunu hiçbir zaman kabullenemediler. Kabullenmiş gibi gözüktüler.Komutan atamalarını Siyaset kurumu yapıyor, hizipleşme önleniyordu.

Hal böyle olunca bazı öne çıkan generaller, gelecek 10 yılın genelkurmay kadrosunu belirleyemiyorlardı. Halbuki gelecek 10 yılın komutan kadrosunu şimdiden kurmak ne keyifli bir imtiyazdı.

İşte bu minvalde bir daha iktidara gelemeyeceğini anlayan Milli Şef İnönü'nün, ‘Cevat Dursunoğlu, Faik Ahmet Barutçu ve Lütfi Kırdar'ın bulunduğu bir toplantıda ‘1957 Seçimlerini bekleyelim. Eğer iktidar değişmezse bu kez darbe yaparız' dediği kayıtlıdır.İsmet Paşa görevden düşmesini hiçbir zaman kabullenemedi.

Menderes'in iktidarın nimetleriyle Anadolu insanını tanıştırmasını Beyaz Türkler hiçbir zaman kabullenemediler.

Bir kısım medya, şamar oğlanı gibi yüklendikleri Menderes'in boynunu bükmeyip kendilerine karşı tavır almasını hiçbir zaman benimseyemediler.

Öyle bir kin biriktirdiler ki Apo'ya biriktirilen kin, onun yanında çocuk oyuncağı kalır. Başbakan Menderes'i idam ettirdikleri gün, evinin kapısına ‘Anayasaya aykırı davrandığı için idam edildi' diye yazı astırdılar. İdam ettikleri gömleğin ve ipin parasını istediler. Verilmediği gerekçesiyle evine icra emri gönderdiler.

Bir tane vatan evladı da çıkıp ‘5 bin subayı bir çırpıda emekliye ayıran bu darbeye karşıyım' diyemedi. Darbeci Yüzbaşı Muzaffer Özdağ ‘generallerin isimlerinin bulunduğu katalogu bir generalin gözü önünde çöpe atmıştı.'(Yüzbaşı Muzaffer Özdağ, Profesör Ümit Özdağ'ın babasıdır)

Bu ‘çağdaş Patrona Halil olayı' ülkemizde yıllarca bayram olarak kutlandı ne yazıkki..

Daha kötüsü bugün Türkiye, o gün temelleri atılmış Darbe düzenine göre yönetiliyor. Karşı çıkan olursa Patrona Halil dostları hemen kazan kaldırıyorlar, ‘istemezük' naraları eşliğinde.

Bizde esasen ne padişahlık kalktı ne de yeniçerilik... Her ne kadar Cumhuriyet ilan olunsa da sonraki dönemlerde  kisveleri değişmiş yeni padişahlarımız yeni yeniçerilerimiz oldu hepsi bu kadar…

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  954361

-