4 TEMMUZ 2020 CUMARTESİ

Hüseyin Yağmur

27 MAYIS DARBESİNDE ASKERİ VE YARGIYI KİM NASIL KULLANDI?

Hüseyin Yağmur

John Perkins isimli ABD'linin ‘Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları' isimli kitabını okurken ülkemizde gerçekleştirilen 27 Mayıs 1960 Darbesi gözlerimin önüne geldi.

John Perkins, kendisinin Dünya Bankası gibi ABD kuruluşları adına, küresel egemenlik gerçekleştirmek üzere dünya çapında ne gibi operasyonlara imza attıklarını anlatıyor.

Yazarın şu itirafı çok çarpıcı: Sistemin çıkarları doğrultusunda çalışmaları için benim gibi insanlara inanılmaz maaşlar ödeniyor. Eğer bizler tökezlersek, daha hain bir tetikçi türü olan çakallar ortaya çıkıyor. Çakallar da başarısız olursa, iş askerlere düşüyor.

Yazarın çakallar dediği grup, devlet ve hükümet başkanlarına suikast düzenleyen operasyon ekibi…

John Perkins, ve çakalların Ekvador, Panama ve Endonezya'da yaptığı operasyonların benzeri tabi ki ülkemizde ve geri kalmış ülkelerin bir çoğunda gerçekleştirildi.

Kongo'nun kahraman lideri Lumumba bunlardan biriydi. Sisteme direndiği için Lumumba'yı en yakın arkadaşı bir darbeyle hükümet başkanlığından devirmişti. Sene 1960…

Ne tesadüftür ki 1960 yılında Afrika'da gerçekleşen bir olayın benzeri ülkemizde de gerçekleşiyordu. Ama sebep neydi?

1950 yılında iktidara gelen ve ABD ile çok yakın ilişkiler kuran Başbakan menderes, bu ilişkiyi ABD'nin tek taraflı yararından iki ülke arasında karşılıklı yarara dönüştürmek isteyince, Küresel ‘Şirketokrasi' tarafından gözden çıkarıldı.

Çeşitli kaynaklarca doğrulanan hâkim görüşe göre; CIA'ya karşı koymayla başlayan ve Rusya'ya ziyaret yapma fikriyle zirveye çıkan politikasının bedelini ödemişti Menderes.

Menderes, Türkiye'ye kredi verme ko­nusunda cimri davranan Dünya Bankası görevlisi Garner'i azarlaya­rak kovabiliyor, ABD başkanlarıyla görüşmeden önce gündemi kendisi belirleyebiliyordu O günlerde. Menderes'in CIA ve ABD menfaatleriyle ters düşerek mihver değiştirme konusundaki fikirleri Perkins'in bahsettiği çakallar formülünü sokmuş, Ekvador, Panama, Pakistan devlet başkanlarını bir uçak kazasıyla yok ettikleri gibi Menderes'i de bir uçak kazasıyla yok etmek istemişlerdi.

18 Şubat 1959 tarihinde Menderes, Londra'ya giderken uçağı düşürülmüş, talihin tecellisi Menderes bu olaydan sağ kurtulmuştu. 14 kişinin öldüğü uçak kazasında Menderes ölseydi çakallar işi başarmış olacaklar, askerlere gerek kalmayacaktı.

Başbakan Menderes, çakalların en önemli temizlik yöntemi olan uçak kazasından kurtulunca; yine Perkins'in bahsettiği gibi bu kez devreye askerler sokulmuştu.

Esasen 1952 yılından beri ABD, çakalları aracılığıyla bu tür cunta oluşumlarını üretiyor ve destekliyordu.

Gazeteci Muammer Bostancı bu anlamdaki tesbit ve şüphelerini anlatan özel bir çalışma kaleme almıştır.Nitekim darbe öncesi gazete bürolarında çeşitli kimliklerle dolaşan ABD'li çakalların teşvikiyle darbe gerçekleşince, ABD Darbe Hükümetine 400 milyon dolarlık yardım yapmıştı.Bir de nur topu gibi yeni bir sağ lider hediye etmişti ABD Türkiye'ye.

Bu şahıs Einshover bursuyla ABD'de eğitim gören, genç mühendis Süleyman Demirel'den başkası değildi.

Önce ekonomi tetikçileri, sonra çakallar daha sonra da askerler devreye girmiş, rahmetli Menderes ile ancak baş edebilmişlerdi.

Kendilerine küresel bir rol biçilen askerler,

Atatürkçülük yaptıklarını zannederken,

kendisine küresel bir rol biçilen genç mühendis ise başbakan olduğunu zannetmişti.

………………..

Gelelim işin yargı ve yargıçlar boyutuna…Batılı bir filozofun özgün bir tesbiti var. 'İnsana ait olan hiçbir şey beni şaşırtmaz' diyor.Gerçekten de çağlar boyunca 'unutkanlık' formasyonuyla doğuştan malül insanoğlundan sadır olan tavırlar bu sözü doğruluyor.

Türkiye'deki yargı düzeninden  sadır olan karar ve icraatlar da bizi şaşırtmamalı.Çünkü bugünkü yargı düzeni 1960 Darbe düzeninin bir mahsulüdür.

O öyle bir darbe rejimiydi ki; Atatürk'ün yaptırdığı Anayasayı askıya almak, seçilmiş hükümeti devirmek suçunun failleri, 'Yüksek Adalet Divanı' isimli sözde bir mahkeme tesis etmişlerdi.

Mahkeme Başkanı Selim Başol, bir duruşma sırasında kendisine itiraz eden mağdura 'Sizi buraya tıkan güç böyle istiyor' diyerek dünya darbeler tarihine geçmişti.

Mahkemenin Savcısı Ömer Egesel, kadın iç çamaşırlarından delil oluşturacak dereceye kadar inmişti.

Yıllar sonra Nokta Dergisi Salim Başol'a Yassıada Duruşmaları konusunu sorunca Başol, yine tarihe geçecek bir cevap vermişti: Hiç hükümlüden hüküm sorulur mu?

27 Mayıs Darbecileri 235'i General olmak üzere 5.500 subayı ordudan, 146 akademisyeni üniversiteden atarken, adli yargıdan da 520 hakimi atmışlar, Danıştay üyelerinin de yarısını tasfiye etmişlerdi.Bugünkü yargı düzeni, işte  böyle bir Darbe düzeninin ürünüdür.

27 Mayıs Darbesinden sonra çok partili hayata geçilince CHP'liler 27 Mayıs Darbesi'nin yazı, çizgi vs. gibi yollarla eleştirilmesini yasaklayan bir kanun çıkarmışlardı.

Ülkede adalet, mahkemelerde bağımsız yargıçlar olduğunu sanan Adalet Partisi, bu kanunun Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine dava açmıştı.

Dünyanın en özgürlükçü (!) anayasası olan 1961 Anayasası, bir darbenin eleştirilme özgürlüğünü herhalde kısıtlamazdı.

1960 Darbe rejimiyle siyaset etme hakları yasaklanan eski Demokrat Partililer için Adalet Partisi, 1969 yılında yani tam dokuz yıl sonra uzun uğraşlar sonucu 'siyaset yasağının kaldırılmasına dair' bir kanun çıkardı.

Dönemin en solcu ve en özgürlükçü partisi iddiasındaki Mehmet Ali Aybar'ların, Behice Boran'ların İşçi Partisi, Anayasa Mahkemesi'ne bu kanunun iptali için başvurdu.

Dünyanın en özgürlükçü(!) Anayasasının Mahkemesi, İşçi Partisi'nin talebini kabul ederek kanunu anayasaya aykırı buldu ve iptal etti.

Darbe rejiminin kurduğu mahkeme, darbecilerin siyasetten yasakladığı şahısların siyaset yasağının devamı şeklinde karar vermişti.

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  957827

-