8 AĞUSTOS 2020 CUMARTESİ

Tarık Ziya Gücüm

28 ŞUBAT 15 TEMMUZ’A TAŞIYICI ANNELİK YAPMIŞTIR

Tarık Ziya Gücüm

 

Genel itibariyle İslam coğrafyalarında, Özelde ise ülkemizde; tarihsel süreçlerin ve gelişen Olayların, acıların, yıkımların ve oluşumların kodları, tarihin geçmişinde aranmalıdır. Yakın veya uzak fark etmez, Tarihsel süreçte, o olayla ilgili verileri alıp incelediğimizde, oluşabilecek sonuçları da tüm gerçekliği ile tahmin etmek zor olmayacaktır.

Ülke olarak, Siyasi, sosyal, kültürel ve özellikle ekonomik olarak çok büyük bedeller ödediğimiz 15 Temmuzun kodlarını içinde barındıran 28 Şubat süreci, Türkiye'nin, 21 yüzyılda büyük devlet olma gerçeğini, sabote etmeye yönelik postmodern bir projeydi.

Tarih boyunca, devletler üç ana eksen üzerinde kurulur.  Sistemler, bu üç eksen ile devletin yaşam alanını oluşturur.

Bunlar Militarizm, Parlamenterizm ve Bürokrasidir.

Devlet mekanizmasında, bu üç eksenin, orantılı ve dengeli bir şekilde işlevsel olması, hayati önemde bir olaydır.

Bu üç eksenden herhangi biri, olması gereken işlevselliğinin dışına çıkarsa, doğal olarak diğer alanlarda bozulur ve tabiri caizse, devlet anatomisi, ciddi bir Deformasyona uğrar.

Darbe kültürünün bağrından çıkmış sosyal mutasyona yönelik 28 Şubat ve 15 Temmuz gibi kimyasal deneyler, devlet mekanizmasına ve anatomisine ciddi zararlar vermiş, hem bireysel, hem de kurumsal anlamda yıkım ve tahribatlara neden olmuştur.

Bu zarar, tahribat ve yıkımların, ancak uzun yıllar sonra telafisi mümkün olabilmiştir.

Aslında bu tür müdahaleleri, merkez üssü yeryüzüne çok yakın olan şiddetli bir depremlere benzetebiliriz.

Takdir edersiniz ki, Depremin merkez üssü, yeryüzüne ne kadar yakın olursa, etki alanı da o kadar geniş olur. 28 şubat ve paralelinde 15 temmuz, merkez üssü, yeryüzüne (Devletin merkezine) en yakın noktada olduğundan, tahribatı da o oranda büyük oldu.

Jeolojinin alanına giren depremlerin, artçı şokları, depremden sonra kısa bir süre devam ederken, siyasi depremlerin artçı şokları, asrı aşan zamanlara yayılabilir. Zira jeolojik depremin enkazını, en geç birkaç yıl içinde kaldırıp yerine yeni ve daha sağlam bir yapı inşa edebilirsiniz. Lakin siyasi ve idari bir depremin yıkıntıları üzerine yenisini ve daha sağlamını inşa etmek asırlar alabilir.

15 Temmuz, hain darbe girişiminde yaşanan siyasi deprem; altyapısı ve hazırlıkları, 28 Şubat darbesine dayanan ve kodları 28 Şubatta, kırılan fay hattında saklı artçı şokların en büyüğüdür.

ABD, 15 Temmuzun biyolojik annesi olsada,28 Şubat 15 Temmuza taşıyıcı annelik yapmıştır.

28 Şubatın, Taşıyıcı anneliği ve sütanneliğinden sonra, biyolojik annesi ABD'nin ŞEFKATLİ! Kollarında yıllarca Makyavelist ve ihanet ninnileri ile büyütüldü 15 Temmuz.

Biyolojik annesinin kollarından ülkenin sokaklarına salındığında ise, bıraktığı yıkım ve tahribatın boyutları çok büyük olmuştu.

Öyle ki, 15 Temmuzdan sonra neredeyse, Devlet yeniden bir inşa sürecine girdi. Devletin bürokrasisi, ordusu, tüm kurumları öyle bir darbeye maruz kaldı ki, ortaya çıkan manzara, bir enkazdan, yeniden bir Türkiye yaratma mücadelesine dönüştü.

Bu inşa süreci, binlerce yıllık köklü dinamiklerle yoğrulmuş kadrolarla, Yeni ve güçlü bir Türkiye oluşturma yolunda, çok büyük bir enerji ile geleceğe yol almaktadır.

Evet, Tarihimizin en önemli kırılma noktalarından biridir 15 Temmuz.

Geriye dönüp baktığımızda, tam 23 yıl sonra 15 Temmuz da, devreye sokulacak proje nin yol haritasının 28 Şubatta çizildiğini görüyoruz.

28 Şubat ta, ülkenin Silahlı kuvvetlerinin yanında, Silahsız kuvvetlerininde etkin rol aldığı müşahede edildi. Fetö, bu post modern darbenin en etkin silahsız gücü konumundaydı.

Hatırlarsınız;

16 NİSAN 1997 de kanal D' de Yalçın Doğan'a verdiği bir röportajda;  F. Gülen,  15 temmuz un önemli kodlarından birini itiraf ederek şöyle demişti. "Herhalde onların temsil ettikleri kuvvet, şu partiler arasında, birbirini istemeyen insanların elinde olsa bir gece hızlı bir baskınla gelirler hasımlarını bertaraf ederler onun yerine otururlar.'

Evet. Aynen!, 15 temmuz gecesi yaptıkları gibi, bir gece hızlı bir baskınla gelip; hasım olarak gördükleri devleti bertaraf edip onun yerine geçip oturma hesabı.

Üst aklın veya dünyaya yön vermeye çalışan ABD nin şahsında müşahhaslaşan, Gram Fuller'in Koç'luğunda, Türkiye ile ilgili, onlarca karanlık hesabın anası bir hesap.

Bu hesap ile Bizzat, F. Gülen'in cansiperane desteklediği 28 Şubat darbesi ile, FETÖ nün TSK'daki kadrolaşmasının önü açılacak, Dolayısı ile Türkiye'yi işgal girişimi olacak olan,15 Temmuz'un temelleri atılmış olacaktı.

Fetö, 28 Şubat ile, Dindarların devletten tasfiye edilmesiyle boşalan kadrolara, Kripto üyelerini yerleştirmeyi hedefledi.

Bazı kurumlar eli ile, ülkede fetö cü olmayan hemen hemen herkes(Akademisyen, politikacı, memur, işçi, kapıcı, seyyar satıcı, öğrenci vs.)bir şekilde fişleniyordu.

Malum, fetö nün en mahir olduğu iş, önce fişle, sonra yıldır veya ayağını kaydır, en sonunda da ondan boşalan yere fetöcü olanı yerleştir. Basit bir ilkokul matematiği anlayacağınız.

Ne yazık ki bu basit ilkokul matematiği ile binlerce vatan evladı mağdur ve mahrum konuma düşürüldü, ülke yavaş yavaş zehirlendi, bu habis Tümör, devletin kılcal damarlarına kadar yerleşti.

28 Şubatta, devletin ana damarlarına enjekte edilen, bu habis tümör, 15 Temmuzda yüzlerce şehit bedel verilerek,  ameliyat edildiğinde, ülkeye verdiği zararın büyüklüğü ancak görülebildi.

15 Temmuz darbe girişiminden bu yana, Türk Silahlı Kuvvetleri'nde 23 bin 848 kişiye, FETÖ üyeliğinden adli ve idari işlem yapıldı.

Bu rakam neredeyse, Avusturya ordusu ile denk,

Söz konusu 28 bin 848 rakamı, Türkiye'nin 15 Temmuz'da nasıl bir yıkımın eşiğine geldiğini göstermesi açısından önemlidir.

Bu istatistik ve rakamlar, Büyük Türkiye gerçeğini Sabote ye yönelik 28 şubat projesinin (28 şubat+15 temmuz) 23 yılda, ulaştığı boyutları anlama açısından önemlidir.

Her şeye rağmen, binlerce yıllık bir Devlet geleneğine sahip bu ülke, bugün dimdik ayaktadır. Tüm olumsuzluklara rağmen, ülke ekonomisi direniyor. Tüm felaketlere rağmen, millet kenetleniyor.

Buda, birilerinin canını fena sıkıyor. Denedikleri hiçbir provakasyon tutmadı, Gezi, kaz dağları, barolar, sosyal medya ile savaş taktikleri vs. istedikleri ve umdukları sonuçlar çıkmadı. Halktan kabul görmediklerinden, sokağa inmeye de pek cesaret edemiyorlar.

Üstelik İstanbul'un başına seçtirdikleri, yeni umutları da ellerinde çok erken patladı. Ondanda bir şey olmayacağını anladılar ki, arada bir psikolojik harekatlarla fanteziler üretmekteler.

Lakin bilmelidirler ki, bu fantezileri, bu rüyaları, kendilerinin sonu olmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

TARIK ZİYA GÜCÜM - TERCÜMEİHÂL

TARIK ZİYA GÜCÜM DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  333706

-