26 EYLÜL 2020 CUMARTESİ

Nurettin Taşkesen

AKKÂ DESTANI VE CEZZAR AHMET PAŞA

Nurettin Taşkesen

Bundan tam 220 yıl önce Akkâ'da çok önemli bir olay yaşanmıştı.

1798 yılında Mısır'ı işgal eden Napolyon Bonapart, büyük bir gurura kapılarak Suriye ve Filistin'i ele geçirmek için harekete geçmişti. O sırada 80 yaşlarında olan Cezzar Ahmet Paşa, iki ay boyunca Akka'yı kuşatan Napolyon'a karşı, bir savunma destanı yazmıştı. 20 Mayıs 1799 tarihinde Osmanlı kuvvetleri karşısında büyük zayiat vererek kuşatmayı kaldıran Napolyon “Kader beni bir ihtiyarın oyuncağı yaptı. Eğer Akka'da durdurulmasaydım, bütün doğuyu ele geçirirdim.” demişti.

***

Şu anda maalesef işgalci İsrail'in sınırları içinde kalan Akdeniz sahilinin şirin şehri Akkâ, ilk olarak Hz. Ömer zamanında Kudüs'ten de önce fethedildi. Sahabeden Şürahbil bin Hasene (r.a.) tarafından 636 yılında İslam topraklarına katılan Akkâ, Emeviler zamanında çok hızlı gelişme göstererek bir tersane şehri oldu.

1099 yılında Birinci Haçlı seferinde Kudüs işgal edilince sahipsiz kalan Akkâ, Kral Baudoin tarafından 1104'de ele geçirildi. Selahaddin Eyyubi, 4 Temmuz'daki Hittin Zaferinin ardından Kudüs'e gitmeden önce 9 Temmuz 1187'de Akka'yı fethetti. Ardından 2 Ekim'de Kudüs İslam orduları tarafından fethedilince, tarihin en büyük Haçlı Seferi başlatıldı.

Üçüncü Haçlı Seferi ile Filistin'e gelen binlerce gemi ve yüz binlerce asker Sur şehrinde toplanarak Akkâ'yı kuşattı. Selahaddin Eyyubi, Akkâ'nın Filistin'in anahtarı olduğunu çok iyi biliyordu. Bu yüzden burada iki yıl süren zorlu bir savunma yaptı. Fransa Kralı II. Philippe Auguste ile İngiltere Kralı Aslan Yürekli Richard da bu kuşatmaya katıldılar. Haçlı orduları Akkâ önünde o kadar yıprandı ki, Kudüs'e gidecek takatları kalmadı. Sonunda Selahaddin Eyyubi, 1191 yılında mecbur kalarak Akkâ'yı feda etti ama Kudüs'ü kurtardı. Haçlılar, 100 bin kişi zayiat vererek elleri boş Avrupa'ya geri döndüler.

Tam yüz sene Haçlıların elinde kalan ve şövalyelerin karargâhı olan Akkâ, 1291 yılında Memlük Sultanı El-Melikül Eşref tarafından yeniden fethedildi. 1516 yılında ise Suriye ve Filistin ile beraber Osmanlı idaresi altına giren Akkâ'da 1750'de bir isyan başladı. Beni Zeydan aşireti reisi Zahir Ömer, Akkâ'yı ele geçirerek Osmanlı Devletini 25 sene uğraştırdı. Cezayirli Hasan Paşa Akkâ'yı tekrar geri aldı. Daha sonra Şam Valisi olan Cezzar Ahmet Paşa, bölgeyi kontrolü altına aldı ve Akkâ'yı merkez yaparak kendisi de burada oturmaya başladı.

***

Aslen Bosnalı olan Cezzar Ahmed Paşa, Sayda ve Şam Valiliği sırasında uzun yıllar bölgede nüfuzunu artırdı. "Deve kasabı" manasına gelen Cezzar lakabının; sert mizacını, askeri meziyetlerini ve otoritesini ifade etmek üzere ona halk tarafından verildiği söylenir.

Zahir Ömer isyanı bastırıldıktan sonra, Boşnak, Arnavut ve Kuzey Afrikalı askerlerden güçlü bir ordu kuran Cezzar Ahmed Paşa, bölgedeki asi aşiretleri yola getirdi. Yerine göre çok sert tedbirler alan Paşa, bu tutumu yüzünden zaman zaman İstanbul'a şikayet edilmişti. Onun kuvvetli şahsi nüfuzu sayesinde Osmanlı'ya baş kaldıracağından korkulmuştu. Ama o her seferinde Padişaha bağlılığını bildirerek bu şikayetleri boşa çıkarmasını bilmişti.

Cezzar Ahmed Paşa, Akkâ, Sayda ve Beyrut'ta çok gelir getiren ticareti kendi kontrolüne alarak, bilhassa Avrupa'dan fazla talep gören hububat ve pamuklu, ipekli dokumaların ihracatından büyük gelirler elde etti. Onun iktisadi ve siyasi gücünün artması, bölgede ticari faaliyette bulunan Fransızları çok rahatsız etti. Menfaatleri bozulan Fransız tüccarlar ile Hıristiyan Arap zenginleri, onun aleyhinde kampanya başlattı. Hatta payitahtta Fransız elçisi Padişaha giderek onu şikâyet etti. Ama Cezzar Ahmed Paşa, bütün baskıların üstesinden gelmeyi bildi.

***

Napolyon Bonapart, Mısır'ı işgal ettikten sonra kendine Doğunun kapılarını açacak olan Suriye'ye yöneldi. 1799 yılı başlarında Gazze, Yafa ve Hayfa'yı ele geçirdi ve Filistin'in anahtarı sayılan Akkâ'yı kuşattı. Generallerine bu kalenin birkaç gün içinde alınacağını söyleyerek, Cezzar Ahmed Paşa'dan da şehri bir an önce teslim etmesini istedi. "Birkaç günlük ömrü kalmış bir ihtiyarla savaşmak istemiyorum. Kaleyi teslim edin" dedi. Cezzar Ahmed Paşa ise Napolyon'a "Kalan birkaç günlük ömrümüzü de cihad ile geçirmekte kararlıyız. Allah'a hamdolsun daha elimiz silah tutuyor" diye cevap verdi.

Bunun üzerine Napolyon 19 Mart'ta kaleyi kuşatarak hücuma geçti. Birkaç gün içinde ele geçireceğini zannettiği Akkâ, birkaç hafta olmuş savunmaya devam ediyordu. Çok şiddetli muharebeler yaşanıyor, surları aşarak kaleye giren Fransız askerleri ise geri püskürtülüyordu. Napolyon birkaç defa taktik değiştirmesine rağmen Akkâ'yı ele geçiremeyince, tekrar Cezzar Ahmed Paşa'ya mektup yazdı.

"Eğer kaleyi teslim edersen, kıymetli malların ve askerinle beraber istediğin yere gidebilirsin" dedi. Cezzar Ahmed Paşa verdiği cevapla Napolyon'u bir defa daha şaşırttı: "Devlet bize bu kaleyi korumak için vezirlik verdi, teslim etmek için değil. Biz şehid olmadan burayı ele geçiremezsin."

Napolyon ne yapacağını bilemiyordu. Mutlaka Akkâ'yı ele geçirip, yenilmezlik şöhretine leke sürdürmemeliydi. 10 Mayıs günü büyük bir saldırıya geçerek, topların yıktığı surlardan askerlerini kaleye soktu. Ama Cezzar Ahmet Paşa askerlerinin başında öyle bir savunma yapıyordu ki, Fransız askerlerinin surlarda tutunmasına imkan yoktu.

Kuşatma başlayalı iki ay olmuş, hiçbir netice alınamamıştı. Üstelik İstanbul'dan gönderilen yardım gemileri de Akkâ'ya iyice yaklaşmıştı. Napolyon artık çaresiz kalarak 20 Mayıs günü kuşatmanın kaldırılmasını emrederek Mısır'a döndü.

Akkâ kuşatmasındaki yenilgisini de tarihe geçen şu sözlerle ifade etti:

“Kader beni bir ihtiyarın oyuncağı yaptı. Eğer Akka'da durdurulmasaydım, bütün doğuyu ele geçirirdim.”

1804 yılında Akkâ'da vefat eden Cezzar Ahmed Paşa, kendi adına yaptırdığı caminin yanına defnedilmiştir. Bundan başka 5 cami, hanlar, hamamlar, çeşmeler, değirmenler yaptırmış, kaleyi ve surları da tamir ettirmiştir. Akkâ'ya gidenler, Cezzar Ahmed Paşa Camii ve Türbesini ziyaret edebilir, tarihi kale ve surları gezebilirler.

NURETTİN TAŞKESEN - TERCÜMEİHÂL

1954 senesinin ilkbaharında Erzincan'da dedesi Emir Musa oğlu Gazi Ahmet Onbaşı'nın yaşadığı Başpınar köyünde doğdu. İlk, orta, lise eğitimini Erzincan'da tamamladı. 1971 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne girdi. Orjinali Topkapı Sarayı Müzesi'nde bulunan 'Firdevsi'nin Şehname Tercümesi'nin bir bölümü üzerinde çalışarak mezuniyet tezini tamamladı. Ayrıca Tarih bölümünden 'Umumi Türk Tarihi' Sertifikası da alarak, 1975 yılında mezun oldu.Yedeksubay olarak vatan vazifesini yaptıktan sonra, dört sene Lise Edebiyat öğretmenliği yaptı. Çocuk dergisi ve haftalık gazetelerde çalıştıktan sonra, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi'nde vazife aldı. 1987'de ise Türkiye Gazetesi Yazı İşlerinde bir sene çalıştıktan sonra, basın yayın hayatına bir müddet ara verip, reklam pazarlama sektörüne geçti.Babasının yıllar boyunca parça parça anlattığı, dedesi Emir Musaoğlu Ahmet Onbaşı'nın harp ve esaret hatıralarını not alarak o dönemin tarihi olayları çerçevesinde 'ESARET 1916'yı ilk eseri olarak kaleme aldı.Diğer eserleri:Yüzyıllık Hasret KUDÜS 1917Osmanlı Coğrafyasında İSTİHBARAT Teşkilatları70 Yıllık Filistin Dramı NEKBE 1948Evli ve üç çocuk babasıdır.www.nurettintaskesen.com.tre-mail: [email protected] @nurettintsksnfacebook.com/nurettin.taskesen

NURETTİN TAŞKESEN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  627039

-