19 EYLÜL 2020 CUMARTESİ

ALMANYA’DAKİ IRKÇI KATLİAMLARI TÜRKLERİN ÜZERİNE YIKMAYA ÇALIŞTILAR

Siyaset ve medya organları uzun yıllar boyunca cinayetlerin Türklerin kendi içlerindeki hesaplaşmaları ile ilgili olduğunu ileri sürmüş, cinayetlerin mafya tarafından işlendiği, insan kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti yapan ya da kara para aklayan çetelerle ilgili olduğu gibi iddialar sürekli vurgulanmıştır. Ancak cinayetlerin aşırı sağcı yeraltı grupları tarafından işlenmiş olabileceği hiçbir zaman ihtimal olarak görülmemiştir.


ALMANYA’DAKİ IRKÇI KATLİAMLARI TÜRKLERİN ÜZERİNE YIKMAYA ÇALIŞTILAR

Olayla ilgili dava halihazırda devam etmekle birlikte, Türkiye Hükümeti tarafından sürecin adalet getirmeyeceği, yargılamanın tarafsız olmadığı dile getirilmiştir. Duruşmalara katılacak gazetecilerin akreditasyon sürecinde Türkiye'den başvuruda bulunan gazetecilere uygulanan ayrımcı uygulamalar, duruşmalarda kadın sanık Beate Zschaepe'nin çiklet çiğnemesi, duruşmalara sürekli ara verilmesi gibi göstergeler, yargılamanın ciddiyetten uzak bir şekilde sürdürüldüğü kanısını güçlendirmektedir. Nitekim 2013 yılından bu yana devam etmekte olan davada bugüne kadar somut bir neticeye ulaşılamamıştır.

Irkçı saldırılarla ilgili son derece önemli noktalardan biri de, yabancıların maruz kaldığı saldırıların çok büyük bir kısmının resmî düzeyde münferid olarak algılanması ve yalnızca aşırı sağ gruplar ve Neonazi örgütlerinin eylemlerinin nefret suçu olarak kabul edilmesidir. Bu durumda, yabancı kökenlilerin yaşamın her alanında ve her gün karşılaştıkları binlerce hadise nefret suçu kapsamında değerlendirilmemektedir. Bu da bu sorunun gerektiği gibi ele alınmasını, gerekli müeyyidelerin hayata geçirilmesini engellemektedir. Ayrıca ırkçı saldırılarda çok ağır suçlar işleyen saldırganlara hafif cezalar verilmesi de sorunu derinleştirmektedir.

Prof. Dr. Şefik Alp Bahadır ırkçı saldırıların hukukî süreçlerinde yaşanan bu sorunla ilgili olarak şunları kaydetmektedir:

“… nefret dürtüsüyle yabancılara karşı işlenen suçlar (nefret suçları) konusunda eskiden beri etkin bir karartma politikası uygulanmaktadır. Alman Ceza Kanununun 130. Maddesi, her ne kadar halkın bir bölümüne karşı nefreti körükleyici veya halkın bir bölümünün onurunu kırıcı davranış veya yayınlara karşı ceza müeyyideleri öngörse de, bu müeyyideleri ‘kamu barışını bozmaya uygun' ibaresi ile sadece aşırı sağ siyasî gruplara ve Neonazilere karşı uygulanır kılmıştır. Alman toplumunda yaygın yabancı düşmanlığının dürtüsüyle yabancılara karşı işlenen suçlara ise, bunlar münferid olaylar olarak algılandığı için ceza kanununun adlî suçlara öngördüğü diğer müeyyideleri uygulanmaktadır. Bundan dolayı da Alman Polis İstatistikleri, diğer birçok AB ülkesinin aksine, yabancılara karşı işlenen nefret suçlarını ayrı bir kategori olarak özdeşleştirip yayınlamamaktadır.

Öte yandan Federal Anayasayı Koruma Kurumu (Bundesverfassungsschutz) da sadece aşırı sağ eğilimli siyasî grupların işlediği ırkçı ve yabancı düşmanlığı içeren suçları yayınlamakta ve böylece yabancılara karşı günlük yaşamda işlenen nefret suçlarının esas büyük bölümünü gözardı etmektedir. Böylece de yabancılara karşı işlenen nefret suçlarının vahameti gizlenmekte, gerekli ve uygun önleyici tedbirlerin alınması da zorlaştırılmaktadır. Halbuki uluslararası kuruluşlar, özellikle de Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı'nın (AGİT) Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi ile Avrupa Konseyi'nin Irkçılık ve Hoşgörüsüzlükle Mücadele Komisyonu (ECRI), Almanya'dan uzun zamandan beri ırkçılık ve yabancı düşmanlığı dürtülü nefret suçlarıyla mücadeleyi arttırmasını, bu suçlar için ceza kanununa ağırlaştırılmış müeyyideler eklemesini ve özellikle de bu suçların düzenli istatistiklerle takip edilip kamuoyunun bilgilendirilmesini istemektedirler.”

Can kayıplarıyla neticelenen ırkçı saldırılar öteden beri Alman devlet yöneticileri tarafından hak ettiği şekilde eleştirilmemiş ve çoğu kez de görmezden gelinmiştir. Örneğin Almanya Eski Başbakanı Helmut Kohl, Mölln ve Solingen katliamlarından sonra, yabancı düşmanlığına karşı düzenlenen gösterilere katılmamış ve “Böyle bir taziye turizmi benim için yabancı bir şey” şeklinde talihsiz bir beyanat vermiştir.

Resmî istatistiklerde bir suçu bir Alman işlediğinde özel olarak belirtilmemekte, fakat bir yabancı suç işlediğinde suçu işleyenin yabancı olduğu polis kayıtlarında ve resmî raporlarda özel olarak belirtilmektedir. Basın da olayları bu şekilde yansıtmaktadır. Aynı şekilde yabancıların sosyal güvenlik sistemine katkılarının ne oranda olduğu özel olarak belirtilmemekte, fakat sistemden ne oranda yararlandıkları özel olarak belirtilmektedir. Bu da toplumda yabancılara karşı nefret duygularını beslemektedir.

Devamı yarın...

Yorum Yaz

  319752

-