4 TEMMUZ 2020 CUMARTESİ

Altan Çetin

AYRUĞA DA ONU SAN

Altan Çetin

Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile..., mısraıyla çileli bir ah çeker Mehmet Akif. Benzer serzeniş, tenkit ve kendine yan bakışı gerilerde Yunus Emre'de işitiriz. Bu belki de insanlık namına kaybettiğimizin de şerhi gibidir: Bir gez gönül yıktın ise, kıldığın namaz değil Yetmiş iki millet dahi, elin yüzün yumaz değil 

Bir gönül yaptın ise, er eteğin tuttun ise Bir gez hayr ettin ise, birine bin az değil. Müslümanlarda İslam'ı berhava edip, insanlığı yok eden şeyin gönül kelimesi ise anlatılmak istendiği açıktır. Modern zamanların iflah olmaz derdi bencillik ve çıkarcılığa, ötekine kardeşlik, sağduyu ve dayanışma duygusunu bırakarak “ben” içinde yok olmak bu meyanda söz konusudur. İşte buradan insanlığımıza baktığında şair yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değil dediği yerden insanlık ülkülerini unutan bir millete bunu yeniden ihtar etmektedir. Gönül yıkmak kavramı öteki ile kuracağımız ilişki ve insanlığa teklifimiz bakımından fevkalade önemlidir. O halde, şekil dindarlığının götürdüğü yer insanlıktan kopmak mıdır? Tam yerinde Yunus Emre kelamı yetişir yeniden akla: Sen sana ne sanırsan Ayruğa da onu san Dört kitabın manası, Budur eğer var ise. Aklı, ahlakı, adaleti ile insanlık davası olan bir Müslüman'ın “birlikte yaşamaya”, “ötekini algılamaya” daha önemlisi “kendiliğini düşünmeye” dair en önemli düsturlarından birisi bu olsa gerektir. Bir toplumun metafiziğinden fiziğine her şeyi, ne olduğu, manası güçlü iken ötekine/mazluma/güçsüze bakışı ve muamelesinden anlaşılır. Kerim insanlar ve kerim devletin tezahürü de burada okunur. Peygamber kelamınca söylersek yiğitlik güçlüyken öfkeyi yenmektir. Çoğulculuk, çoğunlukçuluk gibi Tanzimat sonrasına dair siyası dayatma, suiistimal, müdahale kokan kavramlar ise gönül şehrinde avare kalmaktan, denize düşüp yılana sarılıp sokulmaktan başka bir şey değildir.  

Kültürümüzün esas nokta-i nazarlarından Kitab'a kulak verelim, bakalım kırmamak gereken gönle dair neler söyler. Bir toplumun şekillerinde meknuz olması gereken öz ne ola acep? Mesela, Hucurat Suresi bu bakımdan gönül yıkmak, sosyal hayat içinde insan olmak/olmamak ve birlikte yaşamaya dair önemli esasları gösterir, Yunus ve Mehmet Akif'in bizar olduğu esas da buradan zahir olur gibidir. İnsan var oluşunun devlet ve medeniyet doğuran en önemli yapısı şüphesiz toplumudur. Bu yapı bir kimlik anlayışı ile müşterekler üzerinden millet niteliğini kazanır. İşte bahsedilen surede buna dair temel meselelere, bir toplum ethosuna/duruşuna/kişiliğine işaret edilir: Toplum içerisinde düzenin ana meselesi olarak “Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah'a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.10”, denilmiştir. Kardeşlik, ara düzeltme paydasında ötekiyle bir olma hali önemli bir ahlak olarak vaz' edilmiştir. Müteakiben toplum hayatı içerisindeki duruşu tayin eden ayetler gelir: “Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.11” Burada bir toplumun diğerini küçümsemesi, karalama, lakap takma gibi ötekileştirici tavırlara karşı ikaz vardır. İşaret edilen davranışlar zalimlikle sıfatlanır. Akabinde toplum içinde düzeni bozacak ahlaki zaaflar ve gönül yıkan bazı davranışlara karşı ikaz gelir: “Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.12” İşte tüm bu toplum düzenini sağlayacak esaslardan sonra bir toplumun bireylerden en geniş çerçeveye kadar teşekkül edişinin esası ortaya konulur: “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi kabilelere ve milletlere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdâr olandır.13” Erkek, kadın olmamız ve bunun devamında toplum yapıları oluşturmamız bir ilahi tespit olarak ortaya konulur. Bu ahlaka sahip insanlar toplumunun ise insanlık değeri olan takva ile Hakka muhatap olduğu ifade edilir. Sunulan makulede bir değer, şahsiyet ve toplum modeli sunulur. Kardeşlikle başlayıp takva ile biten bir çerçevede bir tarif söz konusudur. Bunları toplu olarak okuyunca Mehmet Akif haksız diyecek var mıdır? Böyle bir toplumun selim bir akla, kalbe ve zevke dayanmasından tabii bir şey olabilir mi? Lakin mesele bu çerçevenin ete kemiğe bürünmesidir. İnsan idrak ve iradesi ile bu değerlere nefes aldırmadığı sürece kendisi ile müntesibi olduğu arasındaki mesafe kapanmayacaktır. Yabancılaşmanın bu manada düşünülmesi, fert ve cemiyet hayatımız için manidar olacaktır. Anlam dünyası kaybolunca değerler işlevsiz, kimlikler içeriksiz ve toplum manasız olduğunda orda bir köy var uzakta şarkısı duyulmaya başlar. Bir kültüre mirasçı olarak ona gösterilecek en önemli vefalardan birisi şüphesiz onu hayatta yaşanan bir geleceğe dönüştürmektir. Geçmişi özlemek ve saklanmaktan vazgeçip geçmişin güzellikleriyle birleşerek artık geleceğe kaçıp orada hayallerimizden şehirler kurmak zamanı gelmedi mi?  

Yunus Emre ile bitirelim: Yunus der ki: Ey hoca, Gerekse var bin Hacca, Hepisinden iyice,
Bir gönüle girmektir.
İşte burada bir gönle girmenin seküler bir insan iyiliği, hümanizm olmanın ötesinde bir büyük sabitenin tarifi olduğu görülecektir. Mehmet Akif'in serzenişi ile nihayetlensin söz: Demek: İslam'ın ancak namı kalmış Müslümanlarda; Bu yüzdenmiş, demek, hüsran-ı milli son zamanlarda. Eğer çiğnenmemek isterseler seylab-ı eyyama; Rücu' etsinler artık Müslümanlar Sadr-ı İslam'a. Kendiliğimizi ve birlikteliğimize buradan bakınca 21. Asırda Türk toplumunun ülküsü ne olacaktır? Yunus'tan Mehmet Akif'e ikazlarla yüzleşebiliyor muyuz? Türk milleti bu perspektifinde bir toplumun teşekkülü iradesi, idraki, ahlakı ve aklını inşa ve terakkiye dair ülküsünü ciddiye alıyor mu? Halk için din ahlaktan başka bir şey değildir, diyen Nurettin Topçu gönül yıkmak ile insanlık arasındaki o yerde nereden ve kime konuşur?

Gelenek yeniden nefes alacak ve kalp atışları duyulacaksa köklerin yeniden ete kemiğe bürünmesi ve hafızanın tozlarından arınarak kendine bakması ile meşru varoluşumuzun esasının hayata dönmesi ile bu söz konusu olacaktır. Ayruğa kendi gözüyle bakamayan kendine ayruk gözüyle bakacak kadar yabancılaşıp kendini unuttuğunda, kardeşlik kalkıp, alay başlayıp, zanlarla ve gıybetle takva kırıldığında, Müslümanlık nerede bizden geçmiş insanlık bile ihtarına muhatap bir zamandayızdır, demek çok mu yanlış olur bunu da âkil vicdanlar cevaplasın.

Vesselam

ALTAN ÇETİN - TERCÜMEİHÂL

ALTAN ÇETİN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  732198

-