6 AĞUSTOS 2020 PERŞEMBE

Ahmet Doğan İlbey

BİLGELİĞİN VE UMRANIN ŞEHİRLERİNDEN MODERN FÂSIK ŞEHİRLERE

Ahmet Doğan İlbey

Bir zamanlar okuduğum üç kitap medeniyet mânasını kendisinde toplayan şehirleri sevdirmişti. İlki, Ahmet Hamdi Tanpınar' ın “Beş Şehir” i, ikincisi, Yahya Kemâl'in “Aziz İstanbul”, üçüncüsü Turgut Cansever'in “Osmanlı Şehri” idi. Bu kitapları defalarca okuyup künhüne vardıktan sonra şehirlerin millet ve medeniyet olmamızdaki önemini anlamıştım.

Kitaplarda aradım şehri. Şehirciliğimizin bilgesi Turgut Cansever'e göre, “İnsanın, hayatını düzenlemek üzere meydana getirdiği en önemli, en büyük fizikî ürün ve insan hayatını çerçeveleyen yapı” olan şehir “İslam kültürlerinde cennet tasavvurunun bir yansımasıdır.”

Hâfızasını kaybetmeyen şehirlerimizi istiyoruz

Nedir şehir? “Medine”den neşet eden medenîlik, yâni medeniyetin karşılığıdır. İnsanoğlunun dünyadaki maddî mârifetlerinden en önemlisi şehirdir. Toplumu aynı din, kültür ve gönül bağıyla bir arada tutacak ve yaşatacak olan medenîlik vasıflarını haiz mekânın adıdır. Niyazî-i Mısrî, tasavvufî mânasıyla söylediği “insanı, önünden şehirlerin de geçtiği büyük bir ayna” ya benzetir. Bu sözden mülhem olarak bizim medeniyetimizde şehirler ruhumuzun, inancımızın birer parçalardır. Asırlar geçse de o parçalar bizleri heyecanlandırıyor. Mâzisine dair hâfızasını kaybetmeyen milletimizin derûnundaki erdem, meziyet, güzellik ve kabiliyetlerin neşv ü nema bulduğu yer şehirdir. İnsanın iç ve dış kabiliyetlerinin, hayat anlayışının bir aynasıdır.

Kur'ân-ı Kerîm'de şehir karşılığında beled ve belde kelimeleri kullanılmış. Üç çeşit şehirden bahsedilir. Temiz şehir ( belde-i tayyibe), ölü şehir (belde-i meyyite) ve güvenli şehir (belde-i emîn) Beled sûresinde şehrin önemine işaret edilmiştir. Bu mânada şehir inşasının Osmanlı'da zirveye ulaştığı malûm. Horasan'dan Anadolu'ya gelen dervişler sadece tekke ve dergâh yapmamış, şehirler de kurmuşlardır. Gönül devletinin kurucusu dervişlerin şehirler kurarak devlete ve millete zemin hazırlamalarının hikâyesini okuyup bilen kaç devlet erkânı var?

Hem geçmişi hem bugünü olan kaç şehir var?

Şehir tarihçileri “Geçmişi olan ama bugünü olmayan şehirler”, “Bugünü olan ama geçmişi olmayan şehirler”, “Hem geçmişi, hem bugünü ve yarını olmayan şehirler” ve “Hem geçmişi, hem bugünü hem de geleceği olan şehirler” den bahsederlerken hep yüreğim sızlamıştır. Ülkemizdeki kaç şehir “Hem geçmişi, hem bugünü, hem geleceği olan şehir olarak varlığı koruyabilmiştir? İçinde yaşadığımız şehrin geçmişi, bugünü ve yarını var mıdır, ya da mâzisi, tarihî kimliği muhafaza edilebilmiştir, diye düşünmeden edemiyoruz.  Hem geçmişi, hem bugünü, hem de iki zamanı geleceğe taşımayı başaran kaç şehrimiz var? Şehirlerimizin ekseriyeti “Bugünü olan ama geçmişi olmayan şehirlere” dönüştürüldü. İktidarların günübirlik ve popülist siyasetiyle yakın gelecekte şehirlerimizin çoğu “Geçmişi, bugünü ve yarını olmayan şehirlere” dönüşecek.

Bilge şehirlerin inancı vardı zengin fakir birdi

Aynı inancın, aynı kültürün insanı oldukları için bilgeliğin ve umranın şehirlerinde zengin ve fakir birdir, variyetli insanlar ile fakirler aynı mahallede otururlardı.  Bu şehirlerde ahlâk, hikmet, sanat ve dinî düşünce içindeki toplumla bütünleştiği için insanları mütekâmildi, tüccarı ve esnafı vicdanlıydı. Şehirler irfanımız ve dünya görüşümüzle kurulurdu. Bilgeliğin ve umranın taşıyıcısı şehirlerimiz kucağında barındırdığı ve kendini sevip ihya eden milletin kimliğini ve sembollerini taşıyordu. Hayâl gücümüz ve hâfızamızdı. Kendimizle var olurdu.  Ne zaman ki içinde yaşayanlar yozlaşmaya başladı, şehirler de ruh ve kimliğini kaybederek inkıraza uğradı.

Tarih ve zamanımızı bütünleştiren şehir kaldı mı? İslâm medeniyetinde şehrin gayesi içinde yaşadığı insanı mükemmelleştirmek, onu beşeriyetinden âdemiyetine doğru yol almasını sağlamaktır. Tarih ve zamanımızı bütünleştiren, mekânları ve tabiatıyla asûdeliği yaşatan şehirleri arıyor ruhumuz. Hayâl kurmaktan ve Müslümanca şehir bilgisinden mahrum insanların bir şehre duydukları alâka, şehrin kendilerine sunduğu modernliğin ve teknolojinin konforlu imkânlarından ibarettir. Oysa şehirler, onu gezenlerin şehir kimliğimize dair bilgisi ve irfanı yoksa alay ederler. Albenisine kapılanları tanır hemen. Onlar için şehir, bin bir yüzü olan bukalemuna benzer renkli bir çelikten ve betondan yapılma metropoldür. Dokundukça bin bir yüzüyle kendini gösteren maddî bir hazdır.

Geçmişi olan şehirlerin menkıbesi vardı

Geçmişi olan her şehrin bir menkıbesi vardır, o menkıbe üzerinden hep yeni hayâller ve hikâyeleri olurdu. İnsan yaşadığı şehrin menkıbe ve hikâyeleriyle bütünleşir, muhayyilesinden hiç çıkmaz şehrin geçmişi. Şehirliliğin ve medenîliğin ruhundan kopmuş ruhsuz kentlerde geçmişi olan şehirlerin bilgeliğini bulmak beyhude bir bekleyiş. Şehir irfanı olan herkes kendine sorsun: Yaşadığım şehir bana benziyor mu, kalbi benim için atıyor mu? 

İstanbul'dan Bursa'ya, Erzurum'dan Konya'ya, Türkistan'dan Bosna'ya ve Kırım'dan Şam'a kadar bilge şehirlerin kurucusu Türklerin şehirleri ören yerine dönmüş, ruhsuz ve barbar modern fâsık kentlere evrilmiş. Cedlerimiz, attan inip toprağa, mekâna bağlandıklarında velîleriyle dervişleriyle kendine benzeyen şehirler inşa ettiler. Şehirlerinin sûretlerine, mekânlarına îmanlarını, gönüllerini, anlayışlarını ve hayat tarzlarını nakşettiler, kıbleye dönük umranın şehirlerini kurdular. Akıl ve hikmetleriyle bilgeliğin şehirlerini çoğalttılar. Kalbi ve gönülleri olan şehirleri miras bıraktılar. Recüliyet sahibi şehirlerdi bıraktıkları. Asırların hâfızasını yaşatan şehirler katlediliyor Emanet ettikleri şehirler bugün heba ve talan ediliyor, kimliksiz ve ruhsuz metropollere dönüştürülüyor. Asırların hâfızasını yaşatan şehirlerimiz barbar modernler tarafından bir bir işgal ediliyor. Mâzisiyle, tarihiyle yaşanacak bir hayatın kapısını açan, şimdiki zamana ulularını konuşturacak bilgeliğin şehirleri bir bir başkalaştırılıyor. Mâzisinden, şimdiki zamanından ve istikbâlinden emin şehirler modern barbar kent taraftarlarınca bir bir düşürüldü. Katledilmemiş bir şehrimiz kaldı mı? Ruhumuzun asûde ve ruhaniyetli ecdat şehirleri yok artık. Onlara sahip çıkamadık, koruyamadık. Modern barbarlara peşkeş çektik. Her gelene kapılarını açan, kazanında pişiren, kendine benzeten ve saadetli kılan tılsımlı menkıbevî şehirlerimizin üstünden boldozerler geçiyor şimdi. Rûz-ı mahşerde ecdat şehirlerimize söz verilirse şayet bizlerden şikâyetçi olacaklar.

Bilgelik ve umran sahibi şehirlerimizi kaybetti Cumhuriyet nesli. Ruh ve tarih rüzgârlarının estiği şehirlerimize veda etmek düştü bu nesle. Elveda tarihimizi, kimliğimizi taşıyan şehirlere!

AHMET DOĞAN İLBEY - TERCÜMEİHÂL

1954 Yılında Kahramanmaraş’ta doğdu. Bir kamu kurumundan emekli. Türkiye Yazarlar Birliği üyesidir ve bu teşkilâtın Kahramanmaraş şubesinin kuruluşunda yer aldı. Yazı hayatı 1980’li yıllarda Yeni Düşünce, Dolunay olmak üzere birçok kültür, edebiyat ve fikir dergilerinde başladı. 1990 yıllarda Gündüz Gazetesi’nde, 2010 yılından itibaren Habervaktim.com ve Türkiye Yazarlar Birliği Web sitesinde günlük yazılar yazdı. Bâzı yazılarında “Ali İlbey” müstearını kullandı. Yayınlanan ilk kitabı “Bir Hüzünkârın Tahrir Defteri.” Yayınlanmış diğer kitapları: Bir Hüzünkârın Ömür Defteri, Dil Kapısında Yazılanlar, Millet Üstüne Düşünceler, Aldatan Cumhuriyet, Kemalist Cumhuriyetin Zulümleri, Cumhuriyetin Karanlık Yılları, Müslüman Doğu’nun Derûnu. İrtibat: [email protected]

AHMET DOĞAN İLBEY DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  642131

-