19 EYLÜL 2020 CUMARTESİ

Bülent Acun

BU YAZI FAİZLİ BİR BANKA REKLAMI DEĞİL TÜRKİYE’M

Bülent Acun

Türkiye'm, hep birlikte çok zor günlerin içinden geçiyoruz.

Dünyayı kasıp kavuran Korona illetinden, bizimde payımıza acı kayıplar düşüyor. Artık evlerimizde sıkılıyor, her akşam aldığımız acı kayıplarımızın kara haberleriyle yıkılıyoruz.

İşin ciddi, durumun kritik olduğunun farkındayız.

Okullar, camiler, parklar, bahçeler boşaldı. Keyifle eğlenerek izlediğimiz ekranlar birer hastaneye döndü.

Uzman hekimlerin uyarılarını köpürtüp, çarpıtarak felaket tellallığını habercilik zanneden bir kısım sorumsuz herifler yüzünden, toplum hastalık hastası olmakla karşı karşıya.

Etkili ve yetkili kimseler, uyku yüzü görmeden gece gündüz çalışıyor.

Şimdi zaman atışma, çatışma, kapışma zamanı değil; zaman birlik, beraberlik ve seferberlik zamanı... Sabır ve metanet zamanı... Şimdi “Sabret Türkiye'm”  İnan ki sabrın sonu selamettir. Çektiğin bu zahmetin akıbeti rahmettir. Sen yeter ki yetkilileri duy, alınan tedbirlere hakkıyla uy, gerisini merak etme.

 

Bu zor günlerde geçecek, göreceksin. Kara gün kararıp kalmayacak elbette. Karanlık gecelerin nurlu sabahı mutlaka gelecek. Kainatı var eden, varlığından haberdar eden Kerim kitabında, “Hiç kuşkusuz her zorlukla birlikte bir kolaylık vardır” buyurmuyor mu?

 

Din-i Mübin-i İslam'ın asırlarca sancaktarlığını ve bayraktarlığını yapmış güzel yurdumuz Anadolu'nun mana dolu insanları, bu zor günleri aşmak için hastalıktan değil, Allah'tan korkun. Bir de Allah'tan korkmayandan.... O'ndan hakkıyla korkarsak Rahman bize mutlaka bir çıkış yolu gösterecek ve bizi ummadığımız yerden rızıklandıracaktır.

 

Benim Müslüman ülkem, Çin'den gelen bu mikrobu, içinden gelen şirk ve küfrünü kusmak için pusuda bekleyerek, dine karşı kinini salya gibi akıtan, Rahman'ın vahyinden nasipsiz olduğu için adeta nefsini ilah, bilim ve teknolojiyi put edinmiş zavallıların kopardıkları o kuru gürültü kulaklarını tırmalamasın!

 

Sen ol deyince olduran, öl deyince öldüren ve sol deyince solduran, gül deyince güldüren, O sultan-ı ezeliye yalvarmaya yakarmaya devam et.

 

Madde ve mana arasındaki o hassas dengeyi hayatında kur, hem dua et, hem de tedbirlere riayet et!

 

Bildiğin ve inandığın gibi şifa ondan, deva ondandır. Az kaldı biraz daha evde kal Türkiye'm. Dışarıdaki mikrop dalgalarına karşı evini selamet limanı bil, evini bir meclise, mescide, kütüphaneye dönüştür.

 

Modern yaşam tarzının evin ve ailen ile arana ördüğü o kalın duvarları yerle yeksan eyle.

 

“Emin ol, serin ol, metin ol Türkiye'm”

Erzurumlu İbrahim Hakkı ne güzel söylemiş:

“Görelim Mevla ne eyler, ne eylerse güzel eyler”

 

Bu zor günleri hep birlikte gönül gönüle aşacak, milletçe aydınlık yarınlara kavuşacağız inşallah. Bugün nasıl evlerimize sığmışsak, o günler geldiğinde kalıbımıza sığamadığımız gibi şu koskoca dünyaya da sığamayacağız.

Yine Afrika'da su kuyuları açacak, o kutsal beldelerde hac ve umreyle kendimizden geçeceğiz. Dilediğimiz yere gitmekte kuşlar kadar özgür olacağız. Hep birlikte Adana'ya kebap yemeye, Gaziantep'te beyran içmeye, Eminönü'nde balık ekmek yemeye gideceğiz.  Mahallenin çocukları, mahallenin sokaklarında kıyasıya futbol oynayacaklar. Kadıköy'de oynanacak Fenerbahçe-Galatasaray derbisini nefeslerimizi tutarak izleyeceğiz. Güneş o hareketli ve bereketli günlerin üzerine yeniden doğacak. Okullar, camiler, parklar, bahçeler yine cıvıl cıvıl olacak. Sabahları İstanbul trafiğindeki doluluk oranları yüzde 70'leri bulacak. Artık koronayla oturup koronayla kalkmayacağız.

Her akşam haberlere bugün kaç kişi ölmüş diye bakmayacağız.

Bu illet mikrop ülkemizi ve dünyamızı terk edip def olup gidecek. İşte o zaman bambaşka şeyler konuşacağız. Mahallenin kadınları altın gününde bir araya gelip köpüklü Türk kahveleri etrafında gününü gün edecekler.

Bugün kurallara uymakta tarih yazabilirsek, bu kara günler elbette tarih olacak. Camilerin bütün kapıları müminler için ardına kadar açılacak. İmamlar mihrapta hasletini çektikleri o  malum cümleyi yine kuracaklar “Muhterem cemaat safları sık ve düzgün tutalım. Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun”

Kürsüde vaizler, minberde hatipler gül bahçesindeki bülbüller gibi gürül gürül şakıyacaklar.

Cumalara geç gelenler yer bulmakta yine zorlanacaklar. Aramızdaki bütün mesafeler kalkacak ve dostlarımıza kemiklerini kırarcasına yine sarılacağız.

Maskeler gönüllerden yüzlere sirayet eden güzellikleri daha fazla saklayamayacaklar.

Her sabah esnaf ekmek teknesini besmele ile açacak. Çay ocaklarında, kahvehanelerde ve kafeteryalarda bir araya gelen dostlar bir fincan kahveyle kırk yıl hatır tazelemeye devam edecekler.

Çocuklar yine okullu olacak, sınıfları dolduracak, şirinlikleriyle öğretmenlerini güldürecekler. Artık dede ile torunun, apartman komşusu hanımların ve tavşan kanı çayların etrafında bir araya gelen dostların arasına hiçbir şey giremeyecek.

Bu yazı bir kehanet değildir Türkiye'm.

Zira, kehanet bizim ne kitabımızda yazar, ne de defterimizde. Bu yazı Allah'tan umudunu kesmeyen aciz bir kulun temenni yazısıdır, duasıdır. Bu yazı başlangıcı insanın yüreğini okşayan, içine dokunan fakat sonu faizli bir banka reklamına çıkan o talihsiz yazılardan değildir.

Faiz haramdır, haramın sonu virandır.

O asla bir çıkış yolu değildir.

O, dünyada sarp bir yokuş, ahrette ise ebedi bir çöküştür.

 

BÜLENT ACUN - TERCÜMEİHÂL

BÜLENT ACUN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  136197

-