6 AĞUSTOS 2020 PERŞEMBE

Ahmet Doğan İlbey

CÂHİL ŞEHİR

Ahmet Doğan İlbey

Frenkleşmeye özendiğimiz, Batılılaşmayı taklit ettiğimiz mağlûbiyet yıllarından bu yana câhil şehirlerde yaşıyoruz. Muazzez medeniyetimizin erdemli şehirlerinde âsûde hâl üzere iken câhil şehirlerin kıskacında modern-agresif ve kalpsiz barbarlara döndük. Erdemli şehrin gönül ve dimağımıza kattığı huzuru ve neşeyi câhil şehirler modern-öfkeye, kaygı ve depresyona dönüştürdü.                                 

Câhil şehirde yaşadığını idrak edenler bu ıstırabı çekiyor. Erdemli şehrin mânevî huzurunu, insanla olan dostluğunu, yaşadığı mekânın sûret ve sîretiyle kendisine benzediğini bilenler için câhil şehirde yaşamak acı vericidir. İdrak edemeyen nâdanlar için bir anormallik yok.   

 

Câhil şehirde yaşadığını bilenler ve bilmeyenler

Cumhuriyet dönemiyle çoğalan ve baş edilemez hâlen gelen câhil şehirlerden çektiğimiz ruhî ıstıraplarımızı ve kaybolan huzurumuzu anlatmakla bitiremeyiz. Bir daha söyleyelim ki bu hâl, câhil şehirde yaşadığının farkına varanlar içindir. Bir de farkına varmayanlar var. Öyleyse bu câhil şehir nedir? Ne menem özellikleri, karakteri, sûreti ve zihniyeti vardır. Bünyesinde nasıl bir insan meydana getirir? Câhil şehre modern şehir de, bâtıl şehir de diyebiliriz. 

Bu suallere, bu ağır meseleye kadîm şehir kimliğinin mütefekkirlerinden biri olan Fârâbî ne diyor? Onun “El-Medinetü'l-Fâzıla” (Millî Eğitim Yay.) kitabında anlattıkları, câhil şehirde yaşadığını bilip de acı çekenlerin yüreğine su serpecek, zihin ve dimağını dirençli kılacak muhtevadadır. Câhil şehirde yaşadığını bilmeyen nâdanların da kapalı idraklerinin açılmasına belki faydalı olacaktır.

Câhil, yâni bâtıl şehir, fazilete ihtiyaç duymayan sâkinlerinin zenginliğe erişmekten, zevk veren şeylerle yaşamaktan başka gayesi olmayan şehirdir. 

 

Fâziletsiz şehirlerin çoğalması

Faziletsiz, yâni erdemsiz şehirlerin ortak hususiyeti “cehalettir.” İdarecisi “bilge” değildir. Erdemsiz şehir erdemli olmadığı için medeniyet şehri de olamaz. Câhil şehrin özelliklerinden biri de sömürüdür. Sömürü sadece “maddî” değil, diğer zümre üzerinde tahakküm kurması ve böyle bir idareyi hâkim kılmaya çalışmasıdır. Câhil şehrin idarecisi de câhildir. Şehri kendi arzu ve gayesini elde edebileceği bir tarzda yönetir. Keyfiyet hâkimdir, dili güzel değildir. Yalancılarla iş yapar, iltimas ve kayırma idareciliğinin merkezidir...

Fârâbî, câhil şehrin idaresinde serbestiyet anlayışının olduğunu ve serbestiyetin câhil şehir siyaseti anlamına geldiğine söyler. İnsanların dilediklerini yapmakta serbest olduğu demokrasilerdeki serbestiyet ortamı erdemsiz fikirlerin neşv ü nema bulmasına ve yayılmasına imkân verir. Böylesi bir vasatta süflî arzularının peşinde koşan insanların sayısı çoğalacak ve idareyi ellerine alanlar kendi kurallarını halka dikte edeceklerdir. Bu tür şehirlerdeki demokrasi idaresi hazcılığın her türüne açıktır. Her türlü arzu ve ihtiraslar kendisine câhil şehirde tatmin imkânı bulabilir ve bu tür idari sistemlerde erdemli kimselerin idareyi ele almalarına müsaade edilmez.

Bir şehrin erdemli olup olmadığını anlamanın ölçüsü ilk başkan ve uyguladığı siyasettir. Eğer ilk başkan erdemli bir kişiyse idaresi de erdemli bir şehirdir. İlk başkan câhilse idaresi de câhilî bir idaredir ve orası câhilî bir şehirdir.

Adı geçen kitapta Fârâbî'nin, erdemsiz şehirleri cehalet kelimesiyle adlandırmasını, bilginin, yâni hikmetin zıttı olan bilgisizlik mânasına ve İslâmdan öncesi “câhiliye dönemi”ne atıf yapmak için kullanmış olacağı belirtiliyor. Onun “fâzıl şehre aykırı “câhil şehir”, bir başka ifadesiyle “bâtıl şehir” tipleri birden fazladır ve bu şehirleri erdemli şehrin düşmanları olarak adlandırır.

 

Bâtıl / câhil şehirlerde yaşanmaz!

Câhil şehir: Halkı, saadeti tanımayan şehirdir ve saadeti düşünmezler. “Saadet” in İslâm'la hemhâl olan Medine'deki düzen ve burada yaşamak mânasında kullanıldığı belirtelim. Câhil şehir halkı, öğretilse bile “saadet”i kabul etmez ve inanmaz. Onlar ancak servet ve şehveti, serazad yaşamayı, şöhret-itibar kazanmayı hayatın gayesi bilirler. Onların en büyük mutlulukları maddî haz veren şeylerin bir arada toplanmasıdır.

 

Câhil şehrin yeni adı: Modern şehir

Modern şehir olma yolunda dörtnala giden içinde yaşadığımız şehirlerin bir veçhesi böyle değil midir?  Adı güzel, şânı büyük bu ülkede câhil şehirlerin çoğalması ve içinde yaşadığı toplumu da câhilleştirmesi az tehlike midir?

Değişmiş şehir: Bu şehrin halkı, eskiden fâzıl şehir halkı gibi düşünüp yaşarken başka fikirlerin tesiriyle değişen ve başka türlü yaşayıp düşünmeye başlar. Bir zamanlar erdemli şehirleriyle İslâm âlemine öncülük eden ülkemizde şehirlerimizin büyük bir kısmı “değişmiş şehir” târifine uyuyor desek mübalağa etmiş olur muyuz? Hangi şehrimiz aslı gibi duruyor? İstanbul mu? Bursa mı? Konya mı? Sivas mı? Erzurum mu?

Fâsık şehir: Bu şehrin halkı mutluluğa götüren yolun ne olduğunu bilir ve hayâl eder. Bununla beraber bu işlere sarılmayıp câhil şehir halkının işlediklerinin aynısını yapar. Havasını soluyup suyunu içtiğimiz ve “bizim memleketimiz…” diye övündüğümüz şehirleri bir yanıyla fâsık karaktere sokanlar ecnebiler değil, maalesef içimizdeki muhafazakâr, yerli ve milliyetçi geçinenlerdir. Müslüman Türk şehri mâzi ve kimliğine sahip birçok şehrimiz modern özentinin hızlandığı bugün birden fazla kimliğe, sûrete ve karaktere sahip, yâni fâsık özellikler taşıyor.

Bayağı ve düşük şehir: Bu şehrin halkı hayatın maddî zevklerine düşkündür. Yeme içmeyi, şehvet peşinde koşmayı, hele eğlenceyi her şeyden üstün tutar. Bu utandırıcı özellikler hangi şehrimize ve halkına bulaşmamıştır, sorusunu cevaplamakta zorlanırız. 

Cimaî şehir: Bu şehrin halkı serazat yaşamak gayesini güder. Diledikleri gibi yaşar ve dilediklerini yaparlar. Selâtin, şehzâde ve kadîm şehirlerimizin dahi bir veçhesi, Batılılaşmanın, dolayısıyla modern hayatın yayılmasıyla hâşâ huzurdan cimaî şehre benzemiyor mu?

Delâlet şehri: Bu şehir, fâzıl şehrin ölçülerine aykırı, sırat-ı müstakimden ve ulvî değerlerden kopmuş sapık şehirdir. Delâlet şehri halkı da delâlet içinde yaşar. Kadîm şehirlerimiz de dâhil birçok şehrin âdi ve şenî vasıflarını târif etmiyor mu bu târif? “İmdaaat!” diye haykıracak kadar delâlet şehirlerimiz çoğalıyor.

Velhâsıl, câhil şehirleri terk edelim. Câhil semtlerden uzak duralım. Modernizmle, yâni Batılılaşmayla mücadelenin içinde câhil şehirlerle mücadele de yer almalı.

 

 

 

AHMET DOĞAN İLBEY - TERCÜMEİHÂL

1954 Yılında Kahramanmaraş’ta doğdu. Bir kamu kurumundan emekli. Türkiye Yazarlar Birliği üyesidir ve bu teşkilâtın Kahramanmaraş şubesinin kuruluşunda yer aldı. Yazı hayatı 1980’li yıllarda Yeni Düşünce, Dolunay olmak üzere birçok kültür, edebiyat ve fikir dergilerinde başladı. 1990 yıllarda Gündüz Gazetesi’nde, 2010 yılından itibaren Habervaktim.com ve Türkiye Yazarlar Birliği Web sitesinde günlük yazılar yazdı. Bâzı yazılarında “Ali İlbey” müstearını kullandı. Yayınlanan ilk kitabı “Bir Hüzünkârın Tahrir Defteri.” Yayınlanmış diğer kitapları: Bir Hüzünkârın Ömür Defteri, Dil Kapısında Yazılanlar, Millet Üstüne Düşünceler, Aldatan Cumhuriyet, Kemalist Cumhuriyetin Zulümleri, Cumhuriyetin Karanlık Yılları, Müslüman Doğu’nun Derûnu. İrtibat: [email protected]

AHMET DOĞAN İLBEY DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  464973

-