26 EYLÜL 2020 CUMARTESİ

Nurettin Taşkesen

ÇANAKKALE MAHŞERİ

Nurettin Taşkesen

Tarihe altın harflerle "Çanakkale Geçilmez" yazdıran kahraman bir milletin torunları olarak, "Dünyada eşi olmayan şu Boğaz Harbi"ni acaba ne kadar biliyoruz? Ders kitaplarındaki bilgilerin ne kadarı gençlerin zihinlerinde kalıyor? Bu öyle bir destan ki, ancak Gelibolu Yarımadası'nı karış karış gezerek, yaşayarak öğrenilebilir. Şehit kanlarıyla sulanmış bu toprakları görmeden, Çanakkale ruhunu anlamadan bu kutsal vatan savunmasını idrak etmek mümkün değildir.

Osmanlı Devletinin Kasım 1914'te Birinci Dünya Savaşı'na katılmasıyla, İngiltere ve Rusya'nın gözü İstanbul'a çevrilmişti. Eğer Çanakkale ve İstanbul Boğazları işgal edilirse, Osmanlı kolayca mağlup edilmiş olacak, Almanya ise çok zor duruma düşecekti. İngiliz Başbakanı Lloyd George ile Deniz Bakanı Churchill, donanmayı Çanakkale Boğazı'ndan geçirerek kolayca İstanbul'u işgal edeceklerini düşünmüşlerdi. Böylece Fransa desteğindeki İngiliz Donanması 13 Şubat'ta harekâta başladı. Bir ay boyunca gemilerle Boğaz'daki tabyaları bombardıman eden İtilaf Devletleri çok fazla ilerleme gösterememişti.

17 Mart'ta İngiliz Donanmasının yeni amirali Robeck, ertesi günü yapacağı topyekün hücumun planlarını yapmaya başlamıştı. Ama bir gece önce Nusret mayın gemisinin Boğaz'ın serin sularına döktüğü mayınlardan hiç haberleri yoktu. 18 Mart, bütün planların gemilerle beraber sulara gömüldüğü gün oldu. Sultan Abdülhamid'in tahttan indirilmeden önce yaptırdığı müstahkem tabyalar, İngiliz donanmasına adım attırmıyordu. Bataryalardan atılan mermiler ve Boğazdaki mayınlar sebebiyle günün sonunda 2 İngiliz, 1 Fransız zırhlısı batmış, 4 gemi de ağır hasar alarak savaş dışı kalmıştı. Toplam 800 denizcileri de ölmüştü.

Çanakkale Boğazı'nı geçemeyeceklerini anlayan İngiltere, bütün hazırlıklarını tamamlayarak 25 Nisan günü Seddülbahir'den ilk çıkarmayı başlatmıştı. Aylarca süren kanlı savaşlarda, başta Conkbayırı,  Alçıtepe, Zığındere, Kerevizdere, Arıburnu ve Anafartalar olmak üzere onlarca cephede verilen 250 bin şehidin al kanlarıyla bu vatan toprakları sulanmış ama düşmana geçit verilmemişti. Eylül ayından itibaren çatışmalar azalmış, Kasım ayında ise İtilaf Devletleri askerlerini tahliye etmişti.

***

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;

Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;

Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.

Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,

Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.

Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;

O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...

Milli şairimiz Mehmed Âkif "Çanakkale Şehitlerine" eşsiz şiirini yazmasaydı, merhum Mehmed Niyazi "Çanakkale Mahşeri" şaheserini kaleme almasaydı biz bu savunma destanını tam olarak anlayamazdık. Resmi tarihin dar kalıpları içine sıkıştırılmış Çanakkale, ancak son yirmi senede geniş kitlelerin gönlünde hakkıyla yer bulabilmiştir.

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

"Gömelim gel seni târîhe" desem, sığmazsın.

Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...

Seni ancak ebediyyetler eder istîâb.

...................

Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,

Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.

***

Merhum Olcay Yazıcı, yıllar önce merhum Mehmed Niyazi ile "Çanakkale Mahşeri" üzerine bir röportaj yapmış ve şöyle sormuştu:

- “Çanakkale Mahşeri'nin” yazılış hikâyesini bir kere daha sizden dinlesek?

- Çanakkale hakkında Almanya'da birçok kitap, hatırat gördüm. Ayrıca İngiltere, Yeni Zelanda gibi Çanakkale'ye iştirak eden memleketlerde, hatta etmeyenlerde de Çanakkale üzerine yazılmış pek çok roman okudum. Bu arada Çanakkale'de en büyük taraf olan, en büyük kurban veren, tarihini değiştiren bir milletin parmakla sayılacak kadar hatıratı var, Çanakkale'yi bize hatırlatan. Birkaç tane de edebi parçalar, şiirler var. Çanakkale'de vatanı, namusu, milleti uğruna şehit olan 250 bin vatan evladının, ondan daha fazla olan gazilerin hatıratı bu az kadar olmamalıydı. Bu durum beni oldukça yaralıyordu. “Çanakkale Mahşeri”ni yazmamdaki ilk sebep budur. İkincisi, hissi olan bir diğer tarafı da, rahmetli babam Çanakkale'de bulunmuştu. Romandaki Mehmet isimli kahraman odur.

- Bugünkü nesil için, Çanakkale harbinin önemi nedir?

- Şimdi şunu özellikle belirteyim ki, Çanakkale'nin sadece Türkiye için değil, dünya için büyük bir önemi var. Churchil diyor ki, “Tophaneli Hakkı'nın yaptığını 400 yıldan beri hiç kimse yapmamıştır. Nusret mayın gemisinin bu kahraman subayı, bir gecede Çanakkale Boğazı'nı mayınlamış, yenilmez addedilen İngiliz donanmasının üçte birini kullanılmaz hale getirmiştir. Bu durum savaşın süresini iki buçuk yıl uzatmış, 8.5 milyon Avrupalı'nın ölümüne sebep olmuştur. Bu yüzden biz, Boğazı geçemedik."

Çanakkale savaşı, genç nesillere milli şuur ve millet olma gururu aşılamada etkili bir unsurdur. Gençlik bu şuuru tarihi metinlerden elde edebilir. Fakat roman, hikaye ve şiir gibi sanat eserleri gençliğin milli bir duyarlık kazanmasında çok daha etkilidir. Çünkü sanat eserleri okuyucuya o atmosferi teneffüs ettirir. İlmi olarak Çanakkale'yi anlatırsanız, kuru ve yavan olur. Zaten Necip Fazıl'ın güzel bir teşhisi var. 400-500 senelik Alman dağınıklığını Bismark kurmadı der, ondan önce Goethe kurdu!.. Burada sanatın gücü ortaya çıkıyor.

- Türk milletinin çok hassas olduğu bazı tarihi-sosyal konular vardır. Çanakkale de bunlardan biri mi?

- Evet. Şüphesiz. Milletimiz ecdat, tarih ve din hadisesi karşısında çok hassastır. Bu yüzden eğer bu konular sanat-edebiyat-estetik açısından güzel anlatılırsa, hem milletimiz motive olur, aydınlatılır. Hem de ortaya konulan eserler değerini bulur. Mesela ben Çanakkale'nin dışından birçok kitap yazdım. Fakat hiç biri “Çanakkale Mahşeri”nin gördüğü ilgiyi görmedi. Yani tarihe düşkünlük milletimizin hasletinde vardır.

***

Memleketin çeşitli yörelerinden; Anadolu'dan, Rumeli'den, Filistin'den, Şam'dan, Bağdat'tan, Musul'dan, Kudüs'ten gelip Çanakkale'de vatan uğruna canını veren bütün şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum.

NURETTİN TAŞKESEN - TERCÜMEİHÂL

1954 senesinin ilkbaharında Erzincan'da dedesi Emir Musa oğlu Gazi Ahmet Onbaşı'nın yaşadığı Başpınar köyünde doğdu. İlk, orta, lise eğitimini Erzincan'da tamamladı. 1971 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne girdi. Orjinali Topkapı Sarayı Müzesi'nde bulunan 'Firdevsi'nin Şehname Tercümesi'nin bir bölümü üzerinde çalışarak mezuniyet tezini tamamladı. Ayrıca Tarih bölümünden 'Umumi Türk Tarihi' Sertifikası da alarak, 1975 yılında mezun oldu.Yedeksubay olarak vatan vazifesini yaptıktan sonra, dört sene Lise Edebiyat öğretmenliği yaptı. Çocuk dergisi ve haftalık gazetelerde çalıştıktan sonra, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi'nde vazife aldı. 1987'de ise Türkiye Gazetesi Yazı İşlerinde bir sene çalıştıktan sonra, basın yayın hayatına bir müddet ara verip, reklam pazarlama sektörüne geçti.Babasının yıllar boyunca parça parça anlattığı, dedesi Emir Musaoğlu Ahmet Onbaşı'nın harp ve esaret hatıralarını not alarak o dönemin tarihi olayları çerçevesinde 'ESARET 1916'yı ilk eseri olarak kaleme aldı.Diğer eserleri:Yüzyıllık Hasret KUDÜS 1917Osmanlı Coğrafyasında İSTİHBARAT Teşkilatları70 Yıllık Filistin Dramı NEKBE 1948Evli ve üç çocuk babasıdır.www.nurettintaskesen.com.tre-mail: [email protected] @nurettintsksnfacebook.com/nurettin.taskesen

NURETTİN TAŞKESEN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  156699

-