Hüseyin Yağmur

CEMAL PAŞA'NIN SULTANLIK HAYALLERİ (3)

Hüseyin Yağmur

Cemal Paşa'nın Suriye Valiliği ve Arap Düşmanlığı

Cemal Paşa Suriye Valiliği sırasında burada bir Korku Krallığı kurdu demiştik. Pomiankowski'nin naklettiğine göre; Bir Rum anneden doğan Paşa, Findley'in naklettiğine göre; Suriye ve Lübnan'ın önde gelen kişilerini uydurma vatana ihanet suçlamalarıyla Divan-ı Harb'in önüne çıkardı. Otuz üç kişi halkın gözü önünde asıldı. Cemal Paşa, bir kaynağa göre iki yüz, başka bir kaynağa göreyse beş bin aileyi Anadolu'ya sürdü. Aynı zamanda, sağlıklı erkeklerin yaklaşık dörtte üçü askere alındı ve doğal felaketler ve kıtlık üç yıl boyunca bölgeyi kasıp kavurdu (1915-1918) (Findley,2015:203).

Dündar'ın naklettiğine göre; Arapları isyan noktasına sürükleyen idam ve sürgünlerin gerisinde de Cemal Paşa vardı (Dündar,2008:33).

Dördüncü Orduda Cemal Paşa'nın emrinde çalışan Binbaşı Ali Fuat Erden de bu anlamda  yaşadığı bir hatırayı şöyle anlatır: Bir gün Halep valisinden şu telgraf geldi: "Bu gün çeteci Halil ve Ahmed Beyler beni  ziyaret ettiler. Diyarıbekir mıntıkasında taktil (katletme) işlerinin bittiğini, Suriye'de de aynı işleri yapmak için geldiklerini, emre hazır olduklarını söylediler. Ben bu şahısları tevkif ettirdim. Emr-i Devletinize muntazırım.

Cemal Paşa  cevabında, "Bunları tahliye ediniz” emrini vermişti. (….)

Cemal Paşa Lübnan Mutasarrıflığına İsmail Canbulat beyi getirmek istedi. Ben itiraz ettim. ”Eli kanlı” dedim. (Kendisini tevkif etmeye gelen inzibat çavuşunu tabanca ile vurmuştu.) Cemal Paşa bir  an sustu sonra "Hepimizin eli kanlı!" dedi (Erden,2003:276).   

4.Ordu Komutanı sıfatıyla Hicaz Valiliği vazifesini de yürüten Cemal Paşa, uyguladığı baskı ve sindirme politikasıyla mahallî bütün dengeleri altüst etmekte, her gün bir grup Arap ve Osmanlı aydınını ve vazifelisini idamla cezalandırarak bir Hicaz İsyanı'nın adeta ateşini tutuşturmaktaydı.

(…) Divan-ı Harb,  20 Arap İhtilalcisinin evrakını göndermiş Cemal Paşa derhal onaylanması için emir yazılmasını emretmişti. Aralarında mebuslar, subaylar ve gazeteciler vardı. Hukuk Müşaviri Vassaf Bey, "Aylarca süren bir yargılamanın yüzlerce sayfa tutan evrakını tetkik etmek için en az bir haftaya ihtiyaç olduğunu" söylemiş. Ancak Paşa Hazretleri sahip olduğu özel kanundan aldığı yetki ile hükümleri onaylayıp uyguladı (Erden,2003:327).   

(…) Gazze Müftüsü ve  oğlu, ellerinde bavul Gazze'den çıkıp  çöle giderlerken tutuklanmış, Mısır'a  kaçmaya teşebbüs ettiklerinden dolayı, cezalandırılmak üzere orduca Harp Divanına verilmiştiler. Divan-ı harb, "Ordu kumandanının kanaatini en kuvvetli şehadet ve  delil " sayarak Müftü efendiyi ve oğlunu idama mahkum etmiş, baba oğul Gazze kapısında idam edilmişlerdir (Erden,2003:343).    

Cemal Paşa ve adamlarının Suriye'deki şeriflere ve yerli halka yaptığı kötü muameleler ve İngilizlerin yürüttüğü casusluk faaliyetleri sebebiyle Araplar arasında milliyetçilik akımı yayılıyordu. Burada bulunduğu sırada yerli ahaliye zulmetti ve bilhassa karşısında güç olarak gördüğü şerif hanedanından kıymetli kimseleri öldürttü (Öndeş,2012: 399).

Mekke Emiri Şerif Hüseyin'in oğlu Emir Abdullah'ın hatıralarında bu yanlış politikaların  pek çok örneği yer alır:“(…) Ardından İttihad ve Terakki Cemiyeti İdaresi geldi ve Meşrutiyet ilan edildi. Mekke Emiri Şerif Ali b. Abdullah, yanında bulunan Sultan'ın vazifelileri ve vezirleriyle birlikte vazifeden alındı. İttihad ve Terakki Cemiyeti, Şerif Ali Haydar b. Cabir Abdülmuttalib'i Mekke emiri yapmak istedi. Bu olay, babamla bütün İttihad ve Terakki hükümetleri arasındaki çekişmenin başlangıcı oldu.(...) Kumandanlık, daha doğrusu bir çeşit bölge diktatörlüğü ile Suriye'ye giden Bahriye Nazırı Cemal Paşa ise, suçlu ve suçsuz Suriye ve Lübnan'ın birçok ileri gelenlerini ve Emir Abdülkadir'in torununu asmakla Arapları büsbütün soğuttu, kine ve nefrete buladı.(…) Neticede, İttihadçıların dar görüşlülükleri yüzünden Araplarla Türkler arasındaki bağlar koptu.” (Abdullah,2006:12-14-37)

Bazı Osmanlı Münevverleri de bu kötü yönetimin şahitleri olarak tarihe kayıt düşmüşlerdi. Dönemin yakın şahitlerinden Mehmed Selahaddin Bey, Cemal Paşa'yı şöyle anlatıyor: Şam'da bulunan Cemal Paşa, orada Müslüman olmayanlardan bir kulüp kurmaya çalışarak muvaffak olmuş, bu kulüpte kendisine ve askeri heyete verilen yemeklerde İslam dini hakkında ileri geri konuşmalar olmuştur. Hatta bu ziyafetlerin birinde Cemal Paşa'yı memnun edebilmek için yapılan konuşmalar Şam gazetesinde de ilan edilmişti  (Selahaddin,1989:97).

Cemal Paşa, bir diktatör gibi Osmanlı Ülkesini hoyratça yönetiyordu. O yıllarda yaşanan bazı olaylar Osmanlı Devleti'nin nasıl yönetildiğini çok açık bir şekilde gösterir.

O günlerde Lübnan'a  giden trenin yönetimi Cemal Paşa'nın ablası hanımefendinin iki dudakları arasındadır. Lübnan'dan geçiyoruz. Mevsim Bahar. Lübnan, dünya cenneti. Limon, portakal çiçeklerinin kokuları, kırlarda yabani lale, yabani sümbül. Cemal Paşa'nın ablası hala hanımefendi, makiniste haber gönderiyor. “Tren dursun” diyor. Tren duruyor, biz trenden iniyor, yabani lale, yabani sümbül topluyoruz. Sonra hala hanım makiniste haber yolluyor “Tren yürüsün” Tren yürüyordu (Ayaşlı,2003:47).

Cemal Paşa'nın Suriye'deki karargah subaylarından Binbaşı Ali Fuat Erden, Cemal Paşa'nın yönetim tarzını şöyle anlatır: Cemal Paşa yolların yapımı sırasında Ordu Erkanı Harbiyesinden yazılan emrin sonuna şu cümleyi ilave ederdi: " O gün otomobille yolu teftiş edeceğim. Otomobil nerede duraklarsa ve gidemezse yolun inşasına memur mühendis orada gömülecektir (Erden,2003:114).

Cemal Paşa'nın yönetim tarzını gösteren bir başka sembolik olay da ağaçlarla ilgilidir. (…) 23 Nisan 1915 günü yani Osmanlı Devleti'nin harbe girmesinden altı ay sonra Suriye Demiryolları askeri komiserliği ‘şimendifer depolarında ancak üç bin ton kardif kömürü bulunduğunu, bu kömürün de Çanakkale'ye gidecek olan kuvvetlerin nakliyatı için sarfedileceğini, kardif kömürü tedarik edilmedikçe askeri nakliyatın temin edilemeyeceğini' bildirdi.

(…) Bunun üzerine Cemal Paşa şöyle bir emir verdi. "Makineler odunla işletilecektir.” Fakat ormanlar yetmiyordu. Esasen Suriye'de çok sayıda orman yoktu. Bunun üzerine bölgedeki yemiş ağaçlarının yüzde kırkının kesilmesi emredildi. Bu oran daha sonra yüzde elliye çıkarıldı. Suriye'nin serveti olan kayısı ağaçları Filistin'in serveti olan zeytin ağaçları kesildi. Bir soru üzerine ipek kozası yetiştiren dut ağaçları bu kesimden istisna edildi (Erden,2003:311-313) .  Yönetim ve bazı yöneticiler tam bir cinnet içersindeydi.(…) Cemal Paşa, "Eğer icap ederse Medine'deki hususi binaları dahi yıkıp odunlarını şimendifer ihtiyacı için kullanmaya mezun ve mecbur olduğunu” Medine Kumandanı Fahreddin Paşaya  bildirdi. Bu binaları yıkmaksızın odun ihtiyacı karşılandı (Erden,2003:314.)   

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  277344

-