Hüseyin Yağmur

DARBECİLERDEN MAĞDURLARA İŞKENCE VE EZİYETLER (2)

Hüseyin Yağmur

Yassıada'daki DP'lilerin ruh halleri genel olarak metin olanlar ve endişe içinde olanlar olmak üzere iki şekilde sınıflandırılabilir. İlginç olan şudur ki Yassıada'ya talihin bir cilvesiyle gelmiş kadın milletvekillerinin hepsi çektikleri bunca çileye rağmen soğukkanlılıklarını muhafaza etmeyi başarabilmişlerdir.

“Dinleyiciler kadın milletvekillerinin yüzlerinden anlamışlardı ki, garnizondaki hayatları da erkek arkadaşlarından farksızdı. Adada aynı askerce disipline bağlı tutulmuşlardı. Fakat buna rağmen yapılan ithamları kuvvetle, cesaretle reddettiler” (Ağaoğlu,1972:90).

Endişe içinde olanların panikleri ise Devlet radyosundan Darbe liderinin “Yassıada'dakileri kurtarmak isteyen orada et ve kemik yığınıyla karşılaşırlar” ifadesinden sonra iyiden iyiye arttı. Samet Ağaoğlu o duyguları şöyle anlatıyor: “Selahattin İnan asılmaktan korkuyor, herkesin yüzüne hep ıslak gibi sanılan nemli gözlerle bakıyor, anlaşılması güç birkaç kelime fısıldıyor, sonra memleketinin hazin, melankolik bir nağmesini yavaş yavaş söylemeye başlıyordu. Bu bir şarkı, bir beste değil, sadece inleme idi (Ağaoğlu,1972:325).

Yassıadada sağlık ve tedavi şartları ise bambaşka bir âlemdir. DP'li Halil İmre bu eziyeti şöyle anlatıyor: “Sağ bacağım dizime kadar morarıp şişmişti. Anayasayı ihlal suçu duruşmaları devam ediyordu. Öğle yemeğinden sonra bir buçuğa kadar dinlenmek üzere koğuşa giderken, nöbetçi, nezaretçi -gözetici- subaylardan birine (hastayım, doktora haber veriniz, bana da iki aspirin veriniz, dedim.) (Yürü yoluna vaktinde söylersin) diye azarladı. Çok, pek çok gücüme gitti. Hastalanmanın vaktini ben ne bilirdim” (İmre,1976:339-340).

27 Mayıs 1960'tan sonra başbakandan il başkanlarına kadar bütün DP'liler gözaltına alınıp tutuklanmıştı. Ülke çapında binlerce DP'li gözaltına alındı. Sivas'ta bir tecrit kampı kurulmuştu. Fakat hiçbir yerde Yassıada yaşanan işkence ve eziyetler yaşanmamıştı. "Generallere, onbaşılara tekmil verdirttiler. Yaşını başını almış milletvekillerine rütbesiz askerler bile tokat atmıştı" (Oktay,2018).

Hasan Celal Güzel, Yassıada'yı şöyle anlatıyor: Demokratik bir ülkede, subay kılığındaki bir avuç şerir silâh zoruyla darbe yapıyor. Üstelik, ana muhalefet partisinin de desteğini alıyor. Meclis'in büyük çoğunluğunu teşkil eden milletvekilleri dövülerek Yassıada zindanına tıkılıyor. Başbakan'a, Cumhurbaşkanı'na ve bakanlara işkence yapılıyor. En hafif işkenceleri göğüslerinde sigara söndürmek (Güzel,2010).

Dönemin Denizli Milletvekili Ahmet Hamdi Sancar'ın kızı Şule Bamyacı, Yassıada'yı şöyle anlatıyor: Babam,27 Mayıs 1960'tan Eylül 1961'e kadar Yassıada'da kaldı. O zaman 46 yaşındaydı. Bir buçuk sene sonra babamı hastanede gördüğümde karşımda 70-80 yaşında bir adam var gibiydi. Yani bir insanı ancak ameliyatla böyle değiştirebilirsiniz. Yüz, göz, saçlar gitmiş, bitmişti. Çok işkence görmüş. Zindanlarda oturtuyorlar, tepeden tın tın su veriyorlar. Hanım vekillerin,tuvalette kapılarını kapattırmıyorlarmış. Sigara söndürmeler, başbakanı tokatlamalar (Bamyacı,2013)

Yassıada'daki mahkûmların ailelerine uygulanan baskılardan kayıtlara geçen bir olayı Sıtkı Sancar şöyle anlatıyor: “Yaklaşık sekiz ay sonra sanıkların, yakınları ile ilk defa görüşebileceği günün sabahında Dolmabahçe'de, vapurla yolculuk için bilet kuyruğuna girdiğimde, önümde sanık yakını ve kucağında dört-beş aylık bebeği olan bir bayan vardı. Gişeye yanaştığında, ‘Bir bilet lütfen' isteğine içerideki görevli deniz subayının verdiği cevap, ‘Kucağınızdaki bebek için de bilet almak zorundasınız.' oldu. Bayan, ‘Bu bir bebek ve daha babası onu görmedi.' diyerek sıradan çıktı. Benim arkamda duran bir beyefendi iki adet bileti alarak bayanın içeri geçmesini sağladı” (Sancar,2010).

Başbakanın küçük  oğlu Aydın Menderes de yaşadığı benzeri bir olayı şöyle anlatıyor: Annemle birlikte sevinç içinde Ankara'dan İstanbul'a gittik. Yassıada'ya geçmek için bindiğimiz vapurdan son anda indirdiler. "Siz zaten görüşmüşsünüz" dediler. Maksat eziyet etmekti (Şen,2010).

Mağdurlardan Tevfik İleri'nin kızı Cahide Aksoy, yaşadıklarını anlatmaya şöyle devam ediyor: "Her aileden en fazla bir kişi mahkemeye gidebiliyordu. Kontenjan olduğu için ilk gidenler sıra numarası alıyordu. Saat 09.00'da vapur kalkıyordu. Vapur geliyor, bize güverte yasak, aşağıda ambar kısmında gidiyoruz. Bir de, “Elle bakışla hiçbir şekilde işaretleşmek yok aksi halde salondan atarız,” diye tembihleniyoruz. Mahkeme Salonunda biz arkada oturuyoruz. Bir tek babamın başının arka tarafını görebiliyordum (Aksoy,2012).

Sancar'ın kızı Şule Bamyacı,  Yassıada'yı anlatmaya şöyle devam ediyor: Adaya varınca teneke barakalara alındılar. Masaların üzerine ziyaretçisi gelecek sanıkların adları yazılmıştı. 5 dakika sonra DP'liler içeri alındı. Baraka bir anda bayram yerine döndü. Gözyaşları sel oldu. Subaylar hemen müdahale edip hepsini yerlerine oturttu. Heyecandan titriyorlardı, oturdukları yerde de birbirlerine sarıldılar. Her masada birer subay, dinleyici ve gözlemci olarak görevlendirilmişti (Gürsoy İdris,2013).

Mağdurlardan Tevfik İleri'nin kızı Cahide Aksoy, yaşadıklarını şöyle anlatıyor: Bu arada avukatların bulunduğu sıraların arka tarafında olduğunu sonradan fark ettiğimiz Yassıada Kumandanı Tarık Güryay, Cahit'in omuzlarından tutup sert bir şekilde kendisine müdahalede bulundu. Çivi gibi yerine oturttu. Güryay, hakaretlerine küfür ve sözlü tacizle devam etti. Ağza alınmayacak küfürler ediyordu (Aksoy,2012).

Adada DP'liler için özel düşünülmüş bir rejim uygulanıyordu. Partinin iki lideri Bayar ve Menderes'e ise bu sıkı rejim en ağırlaştırılmış dozuyla tatbik ediliyordu.

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  938205

-