13 TEMMUZ 2020 PAZARTESİ

Ayşe Rahşan Gürel

DAVA BÜYÜK ASKER KÜÇÜK!..

Ayşe Rahşan Gürel

Aklı ve takvasıyla meşhur bir şeyh vardı. Müridleri tarafından çok sevilirdi. Birgün civar illerde hüküm süren zorba bir derebeyinin haberi kulağına erişti. Bir çözüm düşünmüştü. Lakin ihvanların idrak ve imanının kendisine destek verecek seviyede olmadığının farkındaydı. Yine de birşeyler yapmalıydı.

Sohbetten sonra müridlerini topladı ve onlara durumu anlattı. Sıkıtıda kalmış Müslüman kardeşleri vardı. Onlara yardım etmeleri gerekiyordu… Sessizlik dil kesilmişti mecliste. Evet, şeyhlerini çok seviyorlardı lakin böylesine sonu belirsiz bir yolculuğa hazır değillerdi. Hem bu vazife bir avuç ilim talibine değil, bölgenin zabıtalarına düşerdi. Mecliste uğultular yükselmişti. Çoğu bir mazeret ileri sürerek af diledi. Şeyhin etrafında on kadar müridi kalmıştı. Sî-murg kadar bile olamamışlardı. Şeyh efendi, "Aramızda bir parola belirlemeliyiz" dedi. "Ben iki kolumu havaya kaldırdığımda, sizler, 'şeyhimizin yerine beni öldürün' diyeceksiniz"...

 SEVMEK ANLAMAKTIR...

Bu ifadeler, müridleri tedirgin etmişti. İlla ki hepsinin viran olası hanelerinde evlad ü ıyali vardı… Bir tanesi dışında hepsi etek öpüp huzurdan müsaade aldılar. Şeyh bir tek ihvanıyla kalmıştı. Adı Muhammed Sadık'tı. Adı gibi sadık bir delikanlıydı. Söylediğini yaşar, yaşadığını söylerdi. Şeyhinin muradını anlamıştı. Zira gönlü şeyhinin gönlüne öyle bağlıydı ki ordaki manalar aynıyla onun gönlüne de yansırdı. Şeyhinin müşfik ellerine kapandı. Efendim, dedi: Hazarda ve seferde son nefese kadar şeyhimin yerine ölmeye hazırım. Peygamberin yatağındaki bir Ali olmak, benim için en büyük şereftir…

Şeyhin, bu can parçasının sadakatinden şüphesi yoktu. Güneş gibi gibi gülümsedi, bulut gibi sarmaladı gözleriyle yol evladını.

Artık yola koyulabilirlerdi…

Lakin yol uzun, insan zalim, dava öksüz ve yetimdi.

Şehrin hakimi, gücünü civar illere göstermek isteyen tamahkar bir zorbaydı. Hergün bir başka sebeple suçsuz birini darağacına gönderir, halkı inim inim inletirdi.

Şehre girdiklerinde bir tellalın nidasını işittiler: Zor Beyin oğlu Zorba Beyin emridir ki… bugün şehre giren en gariban kişi… bu meydanda... Beyimizin huzurunda… ber-dar edilecektir!..

Ve daha ne olduğunu bile anlamadan, beyin adamları, sadık mürid Muhammed Sadık'ı halkın dehşet nazarları önünde yaka paça huzura getirdiler.

 NE VERSEN RAZIDIR SEYFULLAH İLLALLAH...

Zor Beyin oğlu Zorba, hiddetle kükredi:

"Kimsin, nesin bilmem lakin yasalara boyun eğmeği  öğretmek için, ibret-i alem için, seni öldüreceğim!"

Sadık mürid, gün gibi aydınlık yüzünde en ufak bir endişe ifadesi belirmeksizin elini göğsüne götürdü; "Eyvallah, dedi. Evvelde, ahirde, zahirde batında; Eyvallah…" Çünkü o, Eden Eyleyeni bilir, hikmetini anlar, dediğini de ikiletmezdi. Yüzü gittikçe daha da aydınlanıyordu...

Zor Beyin oğlu şaşırmıştı. Bu küstah delikanlı ne demek istemişti böyle. Hiddetle bağırdı. Götürün darağacına. Bakalım orda da Allah Allah diyip durabilecek mi?

O anda şeyh efendi öne atıldı ve: "Ey kudretli Bey! Şu gariban genç yerine benim canımı al" diyerek iki kolunu havaya kaldırdı. Bunun üzerine Sadık derviş, "Ey Zor Bey! Bu sefer kolayı seç de benim ölmeme izin ver!" dedi.

Zor Beyin oğlu Zorba, bu birbirinin yerine ölmeye can atan tuhaf ikiliye hayretle karışık bir öfkeyle baktı. Gence çıkışarak "Neden ısrarla ölmek istediğini" sordu. Derviş Sadık, gül gibi gülümseyerek: "Bu şehre gelmemizin sebebi, bugün burada ölen kişinin, kıyamete kadar ölümsüzlük şerbetini içeceğini işitmemizdir. Bu bahtlı kişi öldükten sonra dirilecek ve bir daha ölümü tatmayacaktır!"

Zor Beyin oğlunun zulmü ne kadar çoksa aklı da o kadar azdı. Zira akıl küçüklük düşündükçe küçülürdü. "Ben" dedi, adamlarına dönerek; Ben ölümsüz değilken neden başkasını ölümsüz yapayım? Ben, diye gürledi; bugün burda ölmeye bu vasıfsız insanlardan daha layıkım." Ve hançerini çektiği gibi baha etmez ciğerine saplayıverdi. Ardından bütün ciğeri küçük adamları da bir bir kendilerini vurdular da ruhları bile duymadan bu fani alemden göçtüler. Çünkü onlar bugüne kadar vicdanlarının vurmasını hiç duymamışlardı.

Ne Zor Beyin oğlu, ne de onun tabiatındaki adamlar bir daha dirildi. Lakin bu güzel belde halkı zalim bir idareciden kurtulup felaha ermişti. Şeyhe ve genç dervişe minnet borçluydular. Borçlarını onlara ömür boyu sadık kalarak ödediler.

 LAKİN İNSANLARIN ÇOĞU BİLMEZ…

Zor Bey'in oğlu bugün kanlı bir mıh ile Taha'nın oğullarının ciğerini delmeye and içmiş Ehl-i Salip'tir.

Üstad Necip Fazıl'ın dediği gibi, büyük davalar büyük askerler ister. Kalbi Rabbine bağlı bir hakiki insan, binlerce ciğersiz zalimi dize getirmeye kadirdir. Lakin insanların çoğu bilmez...

Siyaset dinden ayrılırsa, öldürücü bir zehir haline gelir. Dinin hizmetine girerse, koruyucu bir ilaç olur.

Din ve dünya işlerini birbirinden ayırmaya kalkarsan, ne din kalır ne dünya. Lakin insanların çoğu bilmez...

"Ve ma erselnake illa kaffeten li'n-nasi; beşiran ve nezira ve lakinne ekseran-nasi la ya'lemun" Sebe, 34/28.

Bu ayeti celile-i cemile, Kainat Anayasası'nın çivi ayetidir. Bütün insanlık için gönderilen o Hakiki İnsanı ve dava arkadaşlarını yeniden hayata çağırmak; Dava budur! Yasaya uyan için müjdeci, uymayan için uyarıcı bu Ulu Önder, önce gönüllerde sonra hayatın her bir milim karesindeki esaslı yerini almalıdır. Çünkü o sadece Müslümanlar için değil, bütün insanlık alemi için gönderilmiştir.

Dava, İlahi Kaynağa sahip çıkan insanı yeniden dünyaya kaim kılmaktır. Nizam-ı alemi onun vasıtasıyla tanzim etmektir. Nizam-ı aleme uyan evliyadır. Nizamı alemi bozan eşkiya…

Bu dava, Hilal ile Salib'in kavgasıdır. Lakin Hilal, "küfüvven ehad"dır, dengi ve benzeri yoktur. Dolayısıyla Salib O'nun küfvü değildir. Hilal sevdalıları, Peygamberlerini ölümüne sevmiş lakin onu ilahlaştırmamıştır. Birileri hedef saptırarak, insana Yaradanını, Hürmetine Yaratıldığı İnsan-ı Hakiki'yi ve yaradılış amacını unutturmaya çalışmaktadır. Canbaza bakarsan, yolu unutursun. Yolda olduğunu unutursun. Yolcu olduğunu unutursun. Olan olmuş, Kalem yazmış kurumuştur. Burası 'hatırlama alemi'dir. Seyir alemidir. Sefer alemidir.

Bu sefere, ancak yıldız gibi dost-insana uyularak çıkılır. Ki onlar hangisine uysanız istikamet üzere kalacağınız reh-berlerdir!..

İlahi Kaynağa sahip çıkan insan, kök-süzleştirilmeye, soy-suzlaştırılmaya, yurt-suzlaştırılmaya çalışılan 'eksaran-nas'a bir zincirin halkası değilse yok olacağını ariflerin o tatlı diliyle yeniden hatırlatmalıdır!..

AYŞE RAHŞAN GÜREL - TERCÜMEİHÂL

AYŞE RAHŞAN GÜREL DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  475782

-