16 TEMMUZ 2020 PERŞEMBE

Hüseyin Yağmur

DOMUZLAR DİKTATORYASI

Hüseyin Yağmur

Ünlü İngiliz yazar George Orwell'in 1945 yılında yazdığı dünya edebiyatının önemli klasiklerinden 'Hayvanlar çiftliği' isimli eser, ülkemizde 'Domuzlar Diktatoryası' adı ile de tanınıyor.

Eseri dilimize ilk çeviren Halide Edip Adıvar, çeviriye yazdığı önsözde 'Bu eser her ne kadar komünist diktatörlükleri ima etse de aslında halka dayanmayan bütün diktatörlük rejimleri bu eserin kapsamına girer' diyor.

Hayvanlar Çiftliği'nde anlatıldığına göre; zalim çiftçi Jones'in çiftliğindeki hayvanlar bir gün çektikleri ızdıraplara dayanamayarak bir ‘Kurtuluş Savaşı' başlatırlar.Kurtuluş Savaşı zaferle sonuçlanır ve hayvanlar beyaz adam Jones'i çiftlikten kovarlar.

Hayvanların mutluluklarına diyecek yoktur. Bu zafer günlerinde çiftlikte geçerli olmak üzere 7 adet ilke belirlerler ve bir anayasa gibi bu 7 ilkeyi çiftliğin ahırının duvarına büyük harflerle yazarlar.

'Bütün hayvanlar eşittir. Hiçbir hayvan içki içmez. Hiçbir hayvan iki ayakla yürümez. Hiçbir hayvan elbise giymez' gibi ilkelerdir bunlar...

Bütün hayvanlar çiftlikteki yeni hayatın keyfini yaşamaya başlamışken bazı aksaklıklar ortaya çıkmaya başlar.

Domuzlar, kurtuluş savaşında en önemli katkının kendilerinde olduğu varsayımıyla kendilerine bazı imtiyazlar elde etmeye başlarlar.

Bu imtiyaz edinme sürecine itiraz olunca domuzlar kaba kuvvet kullanır. Koyunlar meleyerek domuzlara destek verir, köpekler muhaliflere saldırarak gerekli tasfiyeyi yaparlar.

Ahırda bir hayal kırıklığı içinde gizli bir toplantı yapan muhalif hayvanların akıllarına 7 ilkeye bakmak gelir. Bir de ne görsünler?

7 ilkenin yazıldığı duvarda sadece şu ilke yazmaktadır: Bütün hayvanlar eşittir, ancak bazı hayvanlar daha eşittir

Bazı hayvanların daha eşit olduğu yeni şartlarda domuzlar, çiftlikten kovdukları düşmana benzemek için her şeyi yaparlar. Onlar gibi giyinir, onlar gibi dans eder, onlar gibi iki ayak üzerinde yürür, onlar gibi içki içerler.

Düşmanlar kovulmuş ancak kurtarıcılar, düşmanın haliyle hallenmiştir.

Roman şu tarihi cümleyle biter: Altısı insan, altısı domuz olan On iki ses öfkeyle bağırıyor, hepsi de birbirine benziyordu. Artık domuzların yüzünde vuku bulan şeyin ne olduğunda şüphe kalmamıştı. Dışarıdaki hayvanlar bir domuzdan bir insana, bir insandan bir domuza, tekrar bir domuzdan bir insana baktılar; fakat artık hangisinin hangisi olduğunu ayırdetmeye imkan yoktu.

Domuzların insana ait hırslarla başkalarına tahakküm etme çabası aslında şaşılacak bir şey değil. Nitekim Kur'an-ı Kerim de yüzyıllar önce bazı Yahudi kavimlerinin domuz ve maymuna çevirildiğini belirtiyordu. De ki: 'Allah katında bir ceza olarak bundan daha beterini bildireyim mi? O kimseler ki Allah onlara lanet etmiş, gazabına uğratmış, içlerinden bir kısmını maymun, domuz ve taguta tapan kimseler yapmıştır. Yerleri en fena olanlar, doğru yoldan büsbütün sapanlar, işte onlardır.' (Maide Suresi,60)

……………

Aliya İzzet Begoviç, Hapishane günlerinde  ‘insanın insana tasallutu' anlamına gelen bu konuları zihninde tahlil etmiş ve ortaya bazı tesbitler  koymuştur. Begoviç, “George Orwell, Hayvanlar Çiftliğinde karar verenler domuzlar olduğunda eşitliğin başına neler geleceğini göstermiştir” (Begoviç,2015:147). der.

 

Begoviç, daha sonra çeşitli ülkelerin totaliter yönetimleri ile Domuzlar Çiftliği arasındaki benzerlikleri ortaya koyar.Çiftliği ele geçren  domuzlar Bütün hayvanlar eşittir, ancak bazı hayvanlar daha eşittir, derken,  Bolşevizm Çiftliği'nin yönetcisi Lenin “Hukuk, yönetici sınıfın iradesidir” demektedir. Bolşevizm Çiftliği'ndeki kurallara göre; “Lenin, ‘tüm yaşayanlardan daha canlı' ya da Lenin ‘tüm insanlardan daha fazla insan'dır.” Bu tür sloganlar Sovyetlerin her yerinde görülebilirdi. Daha sonraları bu kişi Stalin olacaktı.Ardından Krushchev, daha sonra da Brejinev  (Begoviç,2015: 269).

Begoviç,totaliter rejimlerin farklı coğrafyalarda ortaya çıksa da birbirlerinin ikiz  kardeşi  olduğuna dikkat çeker. Çok az insan Hitler'in propaganda Bakanı Göbbels'in Stalin'e övgüler düzdüğünü ve Nazi film yönetmenlerine ‘Potemkin Zırhlısı'nı incelemelerini tavsiye ettiğini bilir. Sovyet yazar Vasiliy Grossman ‘Hayat ve Kader' adlı romanında Leninizm ile Nazizmin birbirlerine ikiz kardeşler kadar benzediği şeklinde şok edici ifşaatta bulunur (Begoviç,2015:288).

Begoviç, totaliter rejimlerin Çiftlikte yönetimi ele geçirirken ve muhalifleri tasfiye ederken hep  benzeri yöntemleri kullandığından bahseder.Çiftlikteki bu kutsal yöntemin adı ‘Devrimlerin yerleştirilmesi'dir. Komünistler hukuk devleti ve yasallık anlayışına karşı ‘devrimci meşruiyet' (oportünizm) prensibini getirdiler.Bu sonsuz bir hukuksuzluk ve keyfiliğin malzemesi olmuştu (Begoviç,2015:287). Bu yaklaşımla milyonların sürgüne gönderilmesi gibi uygulamaların meşru olduğu neticesine varmışlardır. Tüm bunlar, hukuk devleti yerine ‘inkılapçı meşruiyet' nazariyesi sayesinde olmuştur (Begoviç,2015:288).

Totaliter rejimlerde baskı ve şiddet o kadar güçlüdür ki; aradan 100 yıl geçmiş olsa bile bazı ülkelerde o ülkenin yönetiminin totaliter ve baskıcı olduğunu yazamazsınız. Mesela  Küba'da komünist diktatörlüğün yaptıklarını yazamazsınız. Bugün bile Küba'yı 40 yönetmiş ve ondan sonra yönetimi kardeşine devretmiş Kastro yönetimine "Niçin bu ülkeyi komünist olduğunu söylediğiniz halde sadece tek bir aile yönetiyor?" diye soramazsınız. Yine mesela Kuzey Kore lideri Kim Jong-un atasının bu ülkede  totaliter bir yönetim kurduğunu yazamazsınız.

Totaliter rejimlerin çok önemli bir özelliği de çok güçlü propaganda yapmalarıdır.Onlara sorsanız  dünyanın en demokrat ve en cumhuriyetçi ülkeleri onlardır. Bütün dünya onların demokratlıklarına gıpta etmektedir.

* * * * *

Ülkemizde de çeşitli tarihlerde Darbeciler, kendilerini halktan daha imtiyazlı görerek hükümetleri devirdiler ve yeni bir hayat tarzını halka dayattılar.Adeta bir Domuzlar Diktatoryası ikame ettiler.

Başbakan ve Bakanları idam ettiler, bir kısım milletvekili ve Belediye Başkanına ömür boyu hapis cezası getirdiler.Bazı siyasetçilere siyaseti yasakladılar.Halkın seçtiği milletvekilini Meclis'ten kovdurdular,evine gece yarısı savcı gönderip baskın yaptırdılar. Binlerce insanı düşman diye tanımlayıp fişlediler. 10 bin subayı emekliye sevk ettiler. Binlerce öğrencinin okuma imkanını ellerinden aldılar.

Bütün bunları hayali bir gerekçeye dayandırıyor, 'İktidardakiler bizim yaşam tarzımızı değiştirecek' diyorlardı.

Tıpkı Hayvanlar Çiftliği romanındaki domuzların, muhalif hayvanlara 'Eğer bize karşı gelirseniz, Jones geri gelir' dediği gibi 'irtica gelir' diyerek halkı sürekli korkularla güdülediler, birbirlerine düşman ettiler.

28 Şubat Darbesinde 'Yaşam tarzımız tehlikeye düşecek' söylemiyle 'Topyekün Savaş', ‘Bu işi silahsız kuvvetler halletsin'  ‘Gerekirse silah kullanırız' manşetlerinin avukatlığını yapan Hürriyet'in Başyazarı Ertuğrul Özkök'tü.

Tesadüf bu ya 28 Şubat Darbecilerinin yargılanmaya başlandığı gün, Ertuğrul Özkök 'Ben bir domuzum' diye bir yazı yazdı. Çinlilerin yıldız falına göre Özkök, domuz burcundan imiş. Domuz burcundan olan kişiler keyfine düşkün kişilermiş...

Domuz burcundan olan insanlar işte bu keyiflerine düşkünlüklerinden dolayı, ülkeyi halka zindan ettiler. Kendi keyiflerine düşkünlüklerinden dolayı, başkalarının hak ve hürriyetlerini yok ettiler.

* * * * *

Bu yazımızda  günümüzde cumhuriyetçi ve demokrat geçinen, aslında ‘Bazı hayvanlar daha eşittir' imtiyazının eski bir parçası olan  Cumhuriyet Gazetesi ile ilgili de birkaç kelam edelim.

1) Cumhuriyet Gazetesinin Binası

İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin merkezi olan Kırmızı Köşk, Cumhuriyet Gazetesi'ne 1924 yılında bağışlandı.

Cumhuriyet Gazetesine bağışlanan bu bina gazete yönetimi tarafından 2012 yılında müze otel olmak üzere 11 milyon dolara İpekyolu Kuyumculuk'a satıldı.(Radikal Gazetesi,07/04/2012)

2) Cumhuriyet Gazetesinin Matbaaları

(……) “Fakat mütekabil hatalar işi çığırından çıkardı. Mecburiyet hâsıl eden müdafa-i namus ve şeref ve haysiyet mes'elesine isyan şekli verildi. Bu yüzden mâlen, mülken, cânen büyük zararlara uğradıldık. Kasabada hânelerimiz, çiftliklerde ne var ne yok yakıldı yıkıldı. Hak ile yeksan edildi. Bir hayli mevaşi (büyük baş hayvan) Ankara'ya kadar götürülüp ganayim (ganimetler) denilerek satıldı. "Hatta Yunus Nadi'nin" Ankara'da ilk çıkardığı gazete matbaasının te'sisat masarıfi satılmış olan bu mevaşi parasından şaki ethem'in ihsanı olmak üzere ödendiği bir aralık bir gazetede görülmüşdü (Çapanoğlu,2013:320-322)

Bu  satırlardan anlaşıldığı üzere Cumhuriyet Gazetesi İttihat ve Terakki  Partisi'nin merkez binası üzerine konmuş,Yozgat Vilayetimizi Kuvayı Milliye Günlerinde Çerkez Ethem'in yağmalaması sırasında elde edilen mevaşi (at,sığır gibi hayvanat) ın Ankara'da satılmasıyla elde edilen  parayla da matbaa tesisleri kurulmuştur.

İttihat ve Terakki Partisinin Kurucuları ile Yozgatlılar, Cumhuriyet Gazetesinin hissedarı sayılırlar. Dava açsalar belki de kazanırlar.

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  941767

-