4 TEMMUZ 2020 CUMARTESİ

Hüseyin Yağmur

ERDOĞAN DİKTATÖR ÖYLE Mİ?

Hüseyin Yağmur

Bendeniz, Mayıs ayı boyunca, bundan tam 60 yıl önce  yapılmş  hain darbeyi anlatayım derken, bügünlerde yine  darbeyi konuşmaya başladık.Nasıl bir ülkede yaşıyoruz?

CHP'li iki  yöneticiden sonra önceki gün de bir yazar darbe seviciliği yaptı.Neymiş efendim?! Erdoğan diktatör imiş, bir darbe ile devrilebilir imiş.

Diktatörler çağının totaliter yobazları, modern Müslüman Türkiye'nin yönetimlerini ve yöneticilerini bir türlü kabullenmiyorlar. Nitekim ‘Kuzuların Sessizliği' filmindeki seri katil gibi halkın adamlarını ve yöneticilerini tek tek katlettiler.

Sadece birkaç sembolik  örnek vereyim:

Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey

Cumhuriyet Tarihinin ilk muhalif kurbanı Trabzon Mebsusu Ali Şükrü  Beydir. Ali Şükrü  Bey, kim vurduya getirilerek öldürülmüştür.

1.Mecliste tek adam uygulamalarına karşı  çıkan Ali Şükrü Bey birden ortadan kaybolur. İkinci Grup liderlerinden Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey 27 Mart Salı gecesinden beri ortalarda yoktur. Ne olduğu, nereye gittiği en yakın arkadaşları tarafından dahi bilinmiyordu. Bir cinayete kurban gitmesi ihtimalinden bahsediliyordu.

Ali Şükrü Bey, 1. Meclis'te yaptığı muhalefetin bedelini canıyla ödemiş, Çankaya Muhafız Tabur Komutanı Topal Osman'ın bir suikast tertibiyle öldürülmüştür.İçten içe plânlanan senaryo Topal Osman eliyle hayata geçirilmiş, Ali Şükrü Bey, davet edildiği Topal Osman'ın evinde kendisini bir dost sohbetinde zannederken çay içtiği bir sırada üzerine çullanılarak öldürülmüştür. Ali Şükrü Bey, katillerine direnmek için o kadar gayret etmiştir ki, yerdeki hasırın bir parçası yırtılarak avucunun içinde kalmıştır.

Solcu Yazar Sabahattin Ali Bey

Devrin sol aydınları içersinde rejime muhalefet etmenin bedelini en ağır bir şekilde ödeyen şahıs yazar Sabahattin Ali'ydi. “Yazdığı bir şiirde Milli Şef'e ismiyle hitap eden Sabahattin Ali” (Uyar,1999:190) bu tavrının ardından polis devletinin kara listesine alınmıştı.

Bu kararın ardından Yazar Sabahattin Ali, CHP İktidarının emriyle başı odunla ezilerek öldürülmüştür. Engin Ardıç, bu elim olayı şöyle anlatır: Sabahattin Ali'nin İnönü yönetimiyle arası çok bozuktu. Birkaç kere hapse girdi çıktı. Bulgaristan'a kaçmak isterken (ya da öyle olduğu öne sürüldü), Ali Ertekin adında birisi tarafından önce boğulup sonra kafası sopayla (bir rivayete göre taşla) ezilerek öldürüldü, yıl 1948.Daha sonra, cinayetin, cesedin bulunduğu yerde falan değil jandarma karakolunda işlendiği,cesedin sonradan götürülüp sınıra bırakıldığı da söylendi (Ardıç,2012).

Mareşal Fevzi Çakmak

Fevzi Çakmak, İnönü'nün Cumhurbaşkanlığı döneminde de Genelkurmay Başkanlığı görevine devam etmiş,12 Ocak 1944'de emekli edilinceye kadar 23 yıl bu görevde kalmıştı.

14 Mayıs 1950 seçimlerine giderken Mareşal Fevzi Çakmak 3 Nisan 1950 tarihinde ameliyat oldu. Ameliyatı başarılı geçmiş nekahet müddetini de atlatmıştı. Artık ayağa da kalkmış, hastaneden taburcu olmayı beklemektedir. Fakat 10 Nisan 1950 tarihinde Fevzi Çakmak hiç beklenmedik bir şekilde hayatını kaybeder.Çakmak'ın akrabası Yangın'a göre; Fevzi Çakmak'a yanlış kan verilmişti.Eşi Fitnat Hanım, yanlış kan verildiğini söylüyordu. Üstelik kan veren operatör dahiliye mütehassıslarına danışmadan kan vermişti.Niçin ve kimin emriyle kan verildiği bulunamadı. Bu olayın üzeri ört bas edildi. Öldüğü gün Ankara'dan "Derhal gömülsün" diye bir emir geldi. O günlerde bu şüpheli ölüm için savcılığa müracat edemedik. Zaten Ankara'dan ‘gömülsün' diye boyuna sıkıştırıyorlardı (Yangın,2010).

Sıtkı Ulay'ın naklettiğine göre;“Mareşal'in öldüğü gün radyoda oyun havaları çalması halkı tahrik etmiş, cenaze tam bir mitinge dönüşmüştü”  (Ulay,1990:34).

Başbakan Adnan Menderes

1950 Seçimleryle iktidara gelen Başbakan Adnan Menderes, 27 Mayıs 1960 darbesiyle devrildikten sonra darbeciler tarafından Yassıada'da bir yıl kadar işkenceye tabi tutulmasının ardından iki  bakan arkadaşı ile birlikte asılarak idam edildi.

“Kana susamış Darbeci subaylar, geleneğin aksine güpegündüz idam ederler Menderes'i. O kadar ki Darbeciler bir aksilik olur endişesiyle Menderes'i İmralı'ya getiren gemiye de bir sehpa kurmuşlar. Bir engellemeye karşı kendilerince tedbir almışlardır” (İmre,1976:382).

“En kanlı katiller bile gece yarısından sonra, sabaha karşı hücrelerinden alınır, ölüme götürürler. Bunda bu kara işi, karanlıklara saklamak gibi, insanlığın bir suçluluk korkusu ve utancı saklıdır. Menderes, yeni bir geceyi beklemeyen bir açlıkla gün ortasında öldürüldü” (Bostancı,1987:140).

Darbeciler idamlardan sonra bir parti vererek yaptıkları cinayetleri kutladılar. Yassıada Mahkeme heyeti üyeleri ve bazı subaylar da infazlardan sonra Atatürk'ün yatı Savarona ile kutlama yaptı.

Darbeciler hızlarını alamayıp   idamlıklardan ip, kefen, mezar ve Yassıada'da yenen yemeğin parası, ödeme emri kâğıdı ile istediler. Polatkan ve Zorlu'dan ip, kefen, mezar ve darağacı parası isteyen zihniyet aynı uygulamayı Başbakan Menderes'in yakınlarına da yapar. Menderes'in mirasçılardan idam sırasında yapılan masraf istenir. Mirasçılara icra emri gönderilir.

Menderes'i kuşatan Darbeci kini üç kez ipte sallandırılmasıyla da tatmin olmamış olacak ki ölümden sonra da ailesinin kapısına bir belge olarak yapışır. Aydın Menderes bu tarihi fecaati şöyle anlatıyor:“Polis memuru üzüntülü bir ifade ile bunu yapmaya mecbur olduğunu söyledi. Eş, dost, bulunanlar itiraz edecek oldular, biz itiraz edecek olduk. Babamı asan cellatın kirasını da astıkları ipin parasını da bizden aldılar (Bostancı,1987:145).

Aynı zihniyet Menderes'in ölü fotoğraflarını satarak bir kazanç elde etmekten de çekinmez. Menderes'in ölüsünün fotoğrafını da Darbeciler 200 bin liraya satarlar. Tarihte ilk kez idam edilen bir bahtsız şehidin ipte sallanan resmi satışa çıkarılıyordu.

Cumhurbaşkanı Turgut Özal

18 Haziran 1988 günü Ankara Atatürk Spor Salonu'nda gerçekleşen ANAP Kongresi sırasında Başbakan Özal'a karşı bir suikast gerçekleştirilmişti. Eski sabıkalı Kartal Demirağ tarafından gerçekleştirilen suikastte Başbakan Özal parmağından yaralanmış, saldırgan yakalanmıştı.

17 Nisan 1993 Cumartesi günü Özal, bugün de halen tartışılan bir ölüm ile vefat etti. 17 Nisan 1993 günü Özal Çankaya Köşkünde kalp krizi geçirir. Ancak kronik kalp hastası olan Özal'ın doktoru ile ambulans şoförü  o gün izin yapmaktadır. Saniyelerin önemli olduğu bir zamanda uzun süre ambulans bulunamaz.Özal Köşk'ten GATA'ya doğru götürülürken gizli bir el devreye girerek rotayı Hacettepe Hastanesi'ne çevirmiştir.Özal görev süresini tamamlayamadan vefat eder

Ahlaksız Darbeciler ve onların darbe sevicileri Türkiye'nin tam 50 yılını çaldılar. Türkiye, Darbeler yüzünden  o gün bu gün belini doğrultamadı. Hâlâ darbeleri konuşuyoruz.

………..

Bir muhalif mebusu boğarak öldüren,bir solcu yazarı boynunu kırarak ve başını odunla ezerek öldüren,bir eski genelkurmay başkanını hastanede şüpheli bir şekilde öldüren,bir  başbakanı bir yıllık işkenceden sonra idam eden, bir cumhurbaşkanını suikast başarılı  olmayınca zehirleyerek öldüren,

Darbeci yobazlar ve onların darbe sevicileri nasıl bir Türkiye'yi özlüyorlar? Onu da yazalım:

1939 tarihinde gerçekleşen Erzincan Depremi günlerinde Erzincan ilinin nüfusu 20 bin kadardı. Deprem sonrası bu nüfus 12 binin altına inmişti. Depremde Erzincan'a ulaşan demiryolu köprüsü yıkılmış, yardım ekipleri Erzincan'a ancak 28 Aralık günü ulaşmıştı.Bundan sonrasını eğitimci İrfan Işık şöyle anlatır:Dağlardaki kurtlar ovaya inmiş, ölüleri yiyorlardı.Yerleşim yerlerinde sağ ve sağlam kalanlar, ölüleri toplayıp ayakta kalmış bina duvarlarının dibine dizerek duvarı üstlerine yıkıyorlardı. Kurtlar bulup yemesin diye (Işık,2009).

Laik Gazeteci Emin Karakuş'un itirafına göre; “Erzincan Depremi mağdurlarına gelen yardımlar, Ankara jet sosyetesinin kadınlarına Kızılay tarafından satılabiliyordı” (Karakuş,1977:33).   

Özlem duydukları iktidar döneminde felaket sırasında vatandaşı kurtlar parçalarken;

Şimdiki  Korona Virüsü felaketi sırasında  ise Dünya kırılırken ülkesini aydınlığa çıkaran hatta ABD ve İngiltere gibi  devletlere uçaklarla yardım gönderen,İsveç'ten hastasını getiren Erdoğan'ı bir türlü kabullenemiyorlar.

Bir muhalif mebusu boğarak öldüren,bir solcu yazarı boynunu kırarak ve başını odunla ezerek öldüren,bir eski genelkurmay başkanını hastanede şüpheli bir şekilde öldüren,bir  başbakanı bir yıllık işkenceden sonra idam eden, bir cumhurbaşkanını suikast başarılı  olmayınca zehirleyerek öldüren sizin diktatörleriniz cici,

9 defa seçimle gelen Erdoğan diktatör öyle mi?

İşin aslının şu olduğu anlaşılıyor:  “Sen onların dinlerine uymadıkça, yahudi ve hristiyanlar senden kesinlikle hoşnut olmazlar.” (Bakara:120)

………………..

60 yıl önce  yapılmş  hain darbenin açtığı yaralar devam ederken bügünlerde yine  darbeyi konuşmaya başladık.Nasıl bir ülkede yaşıyoruz?

Bir çift sözüm de iktidar sahiplerine…Kusura bakmasınlar…!

3 ayda bir, birilerinin pazardaki  tezgahtarın “Patates soğan var” diye bağırması gibi “Darbe var” diye bağırması bir iktidar boşluğudur.

 

 

Milli Savunma Bakanı, İçişleri  Bakanı ve  MİT Başkanı bir bildiri yayınlayarak,

1) Herşeyi yakından takip ettiklerini,  böyle  bir şeyin asla  olamayacağını,

2) Eğer bir şekilde olursa, darbeye kalkışanların akıbetlerinin çok  feci  olacağını kamuoyuna açıklamalıdırlar.

Üç ayda bir, üç ayda bir, pazardaki  tezgahtarın “Patates soğan var” diye bağırması gibi “Darbe var” diye bağırması, toplumu gerdi ve baydı artık.

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  188448

-