İslam sanatları sergisi açıldı

İslam sanatları sergisi açıldı
11 Haziran 2022 09:35:59

Muş Alparslan üniversitesi İslami İlimler Fakültesi fuaye alanında , İslam Sanatları ve Estetiği dersi kapsamında dönem sonu sergisi düzenlendi. Sergiye yaklaşık olarak 150 eserle katılan İslami ilimler öğrencilerinin eserleri sergilendi.

Serginin çalışmaları bahar dönemi boyunca yoğun bir emekle hazırlandı. Her yıl farklı bir sanat dalıyla buluşan İslami ilimler öğrencileri bu yılda minyatür sanatıyla hemhal oldular. Genellikle yakın illerden gelen öğrenciler konu olarak bölgede veya kendi yöresinde anlatılan gerçek olaylar, hikâye, menkıbe, efsane ve mitolojik olayları eserlerinde betimlemeye çalıştılar. 

Bu çalışmanın sonunda öğrenciler, yörede olan fakat birçok kişi tarafından bilinmeyen hikâyeleri, gerçek olayları, menkıbeleri, efsaneleri ve mitolojik olayları gün yüzüne çıkarmış oldular. Dersin hocası ve serginin küratörü Öğr.Gör. Selahattin Aslan tarafından önce hikâyeler belirlendi daha sonra hikâyelere uygun karakterler seçildi ve uygulamalar yapıldı. Hummalı bir çalışma sonucunda çizimleri minyatür tekniğinde yapılan eserler yoğun bir çalışma sonucunda dönem sonuna kadar hazır hale getirildi.  Minyatür çalışmalarının yanı sıra erserler arasında hat, tezhip, ebru  çalışmaları da yer aldı.

islamsanatlarsergi2.jpg

Sergi açılışı Muş Alparslan Üniversitesi rektör Yardımcıları, Prof Dr. Yaşar Karadağ ve Prof Dr. Ulaş Çaydaş, İslami İlimler Fakültesi Dekanı Prof Dr. Murat  Serdar, Dekan Yardımcıları Doç Dr. Cahit Karaalp ve Dr. Öğr Üyesi Abdullah Arca, Gazeteci yazar Fahri Sarafığlu, Genel Sekreter Harun Demir, Genel Sekreter Yardımcıları Ferit Uslu ve Uğur Kaki,  üniversite hocaları ve öğrenciler tarafından yapıldı. 

Özellikle çalışmaların teması ve tekniği yoğun ilgi gören Sergi, birçok sanat severler  tarafından beğenilerek izlendi. Eserler bir hafta boyunca sergilenecek.

islamsanatlarsergi11haziran.jpg

HİKAYE ve EFSANELERDEN ÖRNEKLER

Ahçik Türküsü ve Hikayesi

Ahçik türküsü savaşa, ayrımcılığa, düşmanlığa karşı aşkın direnişidir. Aşkın, iki aşığın birbirine duyduğu sevginin doruklarından dökülen sözler ve nağmeler her duyanı ürpertirken her seferinde, Harputluların yüreğindeki yaranın tekrar tekrar kanamasına yol açar. Çünkü bu yara o kadar taze ki kabuk bağlayarak kapanması için en az bir kaç nesil daha geçmesi gerekiyor…

İşte Ahçik’in hikayesi:

Ahçik güzeller güzeli bir Ermeni kızı. Mustafa ise yiğit bir Türk genci…İki genç aynı kentte yani Harputta aynı havayı soluyarak büyüyor, aynı pınardan su içiyor ve oyun oynarken acıktıklarında aynı somunu bölerek doyuruyorlar karınlarını…

Ve birbirlerine vuruluyorlar….Ama biri Ermeni Bir Türk’tür.

Biri Hristiyan diğeri Müslüman’dır.Yaşadıkları bölgede inanç ayrılığı çok önemsenmese de emperyalist güçlerin inançları ve halkları birbirine düşürmek için yaraları kaşıdığı günlerdir.

Bu aşk öyle bir zamanA denk gelmiştir ki… Yıl 1915’tir. 24 Nisan’da meşhur tehcir kararı alınmıştır. 16 ila 55 yaş arası bütün Ermeniler Bağdat demiryolu hattından, en az 25 kilometre uzağa, şimdiki Suriye topraklarına göç ettirilecektir.

Zorunlu göç mayısın sonunda İçişleri Bakanlığı’na bağlı jandarma ve mülki amirlerin kontrolünde başlatılır. Yayınlanan resmi emirler Ermenilerin canına ve malına zarar gelmemesi için alınacak detaylı önlem ve uyarılarla doludur.

Ama yüzbinlerce insanın uzun göç sırasında başlarına birşey gelmemesi halinde bile büyük ölçüde hastalık ve açlıktan kırılacakları tabiidir.

İşte bizim Mustafa ile Ahçik’in türkülerle ölümsüzleşen aşk destanı da tam o günlerde yazılır.

Türkünün sözleri Mustafa’nın Ahçiğe sevdasını şöyle anlatır:

Ahçiği yolladım urum eline

Eser bad-ı saba zülfün teline

Gel seni götürem İslam eline

Serimi sevdaya salan o Ahçik

Aman O ahçik, Civan O Ahçik

Vardım k,iliseye baktım haçına

Gönlümü bağladım sırma saçına

Gel seni götürem İslam içine

Serimi sevdaya salan o Ahçik

Aman O ahçik, Civan O Ahçik

Vardım kiliseye haç suda döner

Ahçiği kaybettim yüreğim yanar

Ben dinen dönersem el beni kınar

Serimi sevdaya salan o Ahçik

Aman O ahçik, Civan O Ahçik

Sevdiği için yurdundan göç etmeyi göze alan Mustafa ile Ahçiğin hikayesi insanların birbirini sevmesi için aynı ırktan veya aynı dinden olması gerekmediğini kanıtlar bizlere

 Ağrı dağı efsanesi

Gülbahar ve Ahmet

Günlerden bir gün Ağrı Dağı’nın eteklerindeki Sorik köyünde yaşayan çoban Ahmet’in kapısına bir at gelir. Sufi denilen yaşlı bilge Ahmet’e atın nerden geldiğini sorar ama Ahmet atın nerden, nasıl geldiğini bilmemektedir. Sufi, Ahmet’e bu atın onun kısmeti olduğunu söyler ama törelere uygun olması için atı uzaklaştırmasını ve üç defa üst üste at geri dönerse artık Ahmet’e atın onun hakkı olacağını söyler. Ahmet geleneklere uygun olarak atı evinden çok uzaklara götürmesine karşın her seferinde Ahmet daha eve dönmeden at kapısına geri döner. Hikmetinden sual olunmaz denilir, Sufi ‘kendi rızasıyla dönen at geri verilmez’ diyerek, Ahmet’e atı sahiplenmesi gerektiğini söyler. Atın sahibi ister paşa, ister padişah olsun, kim olursa olsun bu at senindir, kelle verilir, at geri verilmez artık’  der ve olanlar olur. O sırada Beyazıt Paşası Mahmut Han kaybolan atını aramaktadır. Mahmut Han’ a atının Ahmet’te olduğu bilgisi gider. Mahmut Han civardaki beylerle Ahmet’e atını vermesi için haber göndertir. Atı karşılığında Ahmet’e istediği atı, mal ya da altın vermeyi teklif eder. Ahmet atı geri vermek istemeyince Mahmut Han Ağrı Dağı’na bu defa kendisi de gider ama sadece Sufi oradadır. Sufi geleneklere göre atın artık Ahmet’in olduğunu, onu alamayacağını söyler Mahmut Han’a. Mahmut Han Sufi’yi zindana attırır. Diye devam eder…  

İÇ KALENİN ŞEYTANI

Hikayeye göre diyarnakırın surlarının içinde bir şeytan yaşarmış.

Diyarbakır halkı aralarına fitne fesat sokan şeytandan bıkmış ve çaresiz kalmışlardır. Halka acıyan evliya şeytanı yakalar ve şeytanı demire dönüştürerek kale kapısının üst sol köşesine zincirler. Böylece kent kurtulur Diyarbakır şeytansız bir yer haline gelir.

 BİNGÖL KARTAL OYUNU HİKAYESİ

Rus İşgalinde, Bingöl Karlıova’dan Şeref Meydanına kadar bölgede Ruslara karşı kahramanca mücadele eden Bingöllüler, gerisinde bir çok rus askerinin cesedini bırakmıştır ve akabinde cesetleri yemek için gelen kartallar bütün bölgedeki cesetleri yemeye başlamıştır. Bu manzarayı gören  yöre halkı ve askerler bu olayı temsili olarak kartal oyunu sembolize ederek halkoyunu halinde düzenlenmiştir. Günümüzde Bingöl’de halen düğünlerde eğlencelerde oynanmaktadır.   


MEM ABASİ’NİN HİKAYESİ

Memo annesi ve eşiyle diyarbakırın bir köyünde yaşayan bir delikanlıymış. Alış verişiçin üçgünde bir şehre gidermiş dönüş yolu birgün sürermiş bazen geceleri yola çıkan memo anesini ahatsız etmemek için habersiz gidermiş. Birgüyine  geç saatte yoldan gelen memo eşinin çadırına gitmiş, sabah namazına kalkan memonun annesi gelinin çadırında erkek sesi duyunca silahını alıp çadıra girer ve oğlu memoyu yabancı biri sanarak vurur. Evlat katili olan anne oğlunun arkasından ağıtlar yakarak hoy memo diye türkü söyler.