Sultan Selim Arabî’nin mezarını nasıl buldu?

Sultan Selim Arabî’nin mezarını nasıl buldu?
10 Aralık 2015 08:34:20

Muhyiddin-İbn Arabî’nin mezarını, Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim bulma hikayesi ve asılmasına sebep olan ‘Sizin taptıklarınız benim ayaklarımın altındadır’ sözünün sırrı ölümünden 300 yıl sonra çözüldü.

 Yavuz Sultan Selim Mısır seferinden sonra Şam'da bir müddet kalır. Ordunun para sıkıntısı olduğu bir dönemde ünlü alim Şeyh Muhyiddin-i Arabî'nin kitaplarından okur. Sultan onun kabrine gidip ruhu için dua etmek ister. Şam halkı Şeyh'in kabrini bilmiyorlardır. Bu konu araştırılır ve tellallarla bilenin ödüllendirileceği halka duyurulur. Kimse çıkmaz, yalnızca dağda koyun otlatan bir çoban gelir: “Efendim Kasyun dağının yamacında bir yer biliyorum, oradan ne koyunların birisi bir ot yer nede oraya bir hayvan basar. Oranın otları kendi halinde büyür ve zamanı gelince de kurur gider. Zannım o ki aradığınız yer orasıdır” der.

Çobanın söyledikleri doğru çıkar. Kazılan yerde Şeyh-i Ekber'in cesedi hiç çürümeden durmaktadır. Sultan onun için bir türbe yaptırır ve defin işlemiyle bizzat ilgilenir. Defin bitince Şam halkının Şeyh hakkındaki bildiklerini öğrenmek ister. İleri gelenlerden bazı alimleri ve gün görmüş kişileri huzura çağırır. Onlarda kendilerine intikal eden bir rivayeti sanki ağız birliği etmişçesine anlatırlar. Meğer vakti zamanında Şeyh, Şam halkının maddi şeylere düşkünlüklerinden yakınarak onlara nasihat etmiş, sonunda da ses tonunu yükseltip ayağını yere vura vura “Sizin taptığınız benim ayağımın altındadır!'” diye haykırmış.

Halk, bu söz ile kendi inançlarına hakaret edildiğini, kendilerinin Allah'a taptıklarını, Şeyh'in bu sözüyle küfre girdiğini iddia ederek kadılara şikayet etmişler ve onlarda Şeyh'in cezalandırılmasına hükmetmişler.

Şam'ın fethi ve Sultan Selim'in sırrı

Şeyh'in haksız yere eza cefa çekmesine gönlü razı olmayan dostlarından biri Muhyiddin-i Arabiye'e gelip “Neden sözünden dönmüyorsun, neden sır gibi davranıyorsun?” diye sorunca da o acı bir tebessüm ile “İzadahale's-Sin ila'ş-Şınzahira sırrı!” demiş, Sultan bunu duyunca çok şaşırır. Bu söz,”SinŞın'a girince sırrım anlaşılır!” manasına  gelmektedir. Sultan, bu sefer Şeyh'in bu sözü tam nerede söylediğini araştırır. Aradan üç yüzyıla yakın bir zaman geçmiş olmasına rağmen bir kişi tahminen yerini bilebilir. Sultan bizzat oraya kadar gider. Gidilen yer yüksekçe bir tepedir. Sultan tepeyi kazmalarını emreder. Çok geçmeden kazılan yerden bir küp altın çıkar. Sonra

Sultan şöyle söyler “Peygamberimiz, zamanın küfür meclislerine binaen ‘Dininiz paranız, kıbleniz kadınlarınız.' buyurmadı mı? Muhyiddin-i Arabi de buna dayanarak, taptığınız ayağımın altında demekle, benim ayağımın altında altın var demek istemiş ama o zaman bunu kimse anlayamamış ve Şeyh-i Ekber'i haksız yere idam etmişler.”

Şam halkı günlerce bu hadiseyi konuşur ve Sultan'ın kerametine bir kez daha inanırlar. Çünkü Sin, Selim adının ilk harfi, Şın da Şam isminin ilk harfi idi. Sin'in Şın'a girmesi gerçekleşmiştir. Halk bu kerameti büyük bir uğur telakki eder, Sultan ve ordusuna hizmet için canla başla yarışırlar. Şeyh'in altınlarını akçeye tahvil ederler. Böylece ordu yola çıkar.

Halk Arabî'yi kadıya şikayet eder

Muhyiddin-i Arabî Hazretleri yine bir gün Şam'da bir camide vaaz verirken ayağını yere vurur ve der ki; “Eycemaat! Sizin taptığınız Rabb benim ayağımın altında”. Cemaat hiddetle “Vay bizim Rabbimiz senin ayağının altında mı derler”. Zamanın hocaları toplanarak, Muhyiddin-i Arabî Hazretlerinin katlini vacip kılarlar. Bunun üzerine zamanın erenleri de Muhyiddin-i Arabî Hazretlerini saklarlar.

Muhyiddin-i Arabî Hazretleri'nin vefatından sonra onu belirsiz bir yere gömer ve kabrinin bulunup rahatsız edilmemesi için üzerine çöp dökerler. Muhyiddin-i Arabî Hazretleri kitaplarından birine şöyle bir ibare yazar;“Dehalessinivessinişinine”.Aradan yıllar geçer, Yavuz Sultan Selim Şam'ı almak isterken, Sina Çölü'nü geçmesi gerekmektedir. Ancak o zamanın devrinde Sinâ Çölü'nü geçmek çok zordur. Çünkü çölde su yoktur ve askerler 12 gün susuz yürümek zorundadırlar. Yavuz Sultan Selim çölü geçene kadar çok fazla zayiat vereceğini düşünür.

Bu arada Muhyiddin-i Arabî Hazretleri'nin kitabı eline geçer. Kitaptaki;“Dehalessinivessinişinine” ibaresini gören Yavuz Sultan Selim'de, Sina Çölü'nü zayiatsız geçeceği ve Şam'a gireceği kanaati hâsıl olur. Çünkü bu ibarede;“Sinşine girer. O zaman benim sözümü ispat eder ve benim intikamımı alır” denmektedir. Sultan Selim, ibaredeki “sin” yani “s” harfinin Selim'in “s” si, “Şin” yani “ş” harfinin ise Şam'ın “ş” si olduğuna kanaat getirir. Yavuz Sultan Selim Şam seferine çıkar. Gerçekten de Sinâ Çölü zayiatsız geçilir ve Sultan Selim Şam'a girer.

Kocamustafapaşa'da mefdun Seyid Ömer, Şam'ın fethini kalp gözüyle görür

Kocamustafapaşa'da Sümbül Efendi'nin kalp gözü açık bir talebesi İstanbul'un Silivrikapı surlarına çıkar ve Yavuz Sultan Selim'in Şam seferine çıkışını seyreder. Gider Sümbül Efendi'ye haber verir. Bir gün yine Yavuz Sultan Selim'in Şam seferini seyreden Seyyid Ömer, Sultan'ın Şam'a girdiğini görünce heyecanla şöyle bağırır; “Yavuz Sultan Selim Şam'a girdi!” ve Silivrikapı surlarından düşerek orada ölür. Düştüğü yere mezarını yaparlar. Bir beyaz taşa “Seyyid Ömer'dir” diye yazmışlar.

Arabî'nin ‘Taptıklarınız ayağımın altındadır' dediği yerden bir küp altın bulunur

Yavuz Sultan Selim Şam'a girince, vakit kaybetmeden Şam'ın ileri gelenlerini toplar ve onlara; Muhyiddin-i Arabî Hazretleri'nin “Sizin Rabbiniz benim ayağımın altında” diyerek ayağını nerede yere vurduğunu sorar. Şehrin ileri gelenleri Sultan Selim'i sözü edilen camiye götürüp, Arabî Hazretleri'nin o sözü söylediği esnadaki yeri gösterirler. Yavuz Sultan Selim gösterilen yerin eşilmesini emreder.

Söylenen yerden büyük bir altın hazinesi çıkar ki böylece Şeyh-ül Ekber'in “Sizin Rabbiniz” diye kastettiğinin, insanların tarih boyu uğruna nice kötülükler işleyip kanlar döktüğü altın yani başka bir deyişle “dünyamalı” olduğu ortaya çıkar. Ertesi gün Cuma namazı vaktinde, camilere gitmekte olan insanlara tellallar; “Muhyiddin-i Arabî Hazretleri'nin çıkardığı hazine yağma” diye bağırırlar. Diğer yandan Yavuz Sultan Selim askerlerine yağma için gelenlerin kafasını kesmelerini emreder. Böylece Cuma namazından vazgeçip altın yağmasına koşanların hepsinin kafası kesilir ki; ibaredeki;“Sinşine girer. O zaman benim sözümü ispat eder ve benim intikamımı alır” sözü yerine gelmiş olur. Yavuz Sultan Selim daha sonra Arabî Hazretleri'nin saklı olan mezarını buldurur ve oraya bir türbe yaptırır.

Yarın: Arabî'ye yöneltilen eleştiriler