'Yeni Anayasa', 'Yeni Türkiye' demektir!

'Yeni Anayasa', 'Yeni Türkiye' demektir!
01 May 2015 15:58:14

'Yeni Anayasa', 'Yeni Türkiye' demektir!

Biz yaşayanlar ve bu ülkenin mensupları tarihi bir ana şahitlik ediyoruz. Türkiye yeni anayasasını arıyor. Çözüm sürecinin eşlik ettiği yeni anayasa süreci aynı zamanda "nasıl birlikte yaşarız?" sorusunu da meşru bir temelde sormak anlamına geliyor. Yeni bir anayasa yeni bir Türkiye demektir. Çünkü anayasa değiştiğinde bütün sorunlarımız hallolmasa da çok sayıda kanun ve yönetmelik ona bağlı olarak değişecek. Kişisel ve sosyal haklarının teminat altına alındığını gören bireyler geleceğe ve devletlerine daha güvenle bakabilecekler.

Yeni anayasanın özelliği Türkiye'nin son anayasası olmayacak olması. Yeni anayasa eski Türkiye'nin son anayasası iken yeni Türkiye'nin ilk anayasası olacak. Bu manada tarihte dondurulmuş bir anı ve iktidarı temsil etmeyecek. Anayasalar sivil sözleşmelerdir dolayısıyla yapılacak anayasa sivil ayağı güçlü bir anayasa olmalı.

Sivil toplum örgütleri ve diğer kuruluşlar yaptıkları şimdiki anayasa çalışmalarıyla da yeni anayasanın sivil ayağının güçlü olabileceğini gösterdiler. Bunlardan özellikle benim de çalışmalarına katıldığım Sivil Dayanışma Platformu ve bu kuruluşa bağlı olarak gerçekleştirilen Yeni Anayasa Platformu'nun ülke çapında yürüttüğü anayasa toplantılarından söz etmek isterim. Kısa adıyla YAP olan Yeni Anayasa Platformu'nun ülke genelinde yürüttüğü toplantılardan elde edilen veriler sosyologlar, siyaset bilimciler, hukukçular ve diğer sosyal bilimcilerle birlikte tetkik edilip işlenerek bir kitap haline geldi. Bu anayasa taslağı kitapçığına Sivil Dayanışma Platformu ve Yeni Anayasa Platformu'nun sitesinden de ulaşılabilir.

Ancak ben bilfiil iştirak ettiğim toplantılardan hareketle yeni anayasa ihtiyacı ve talebi konusundaki halkın beklentilerine dair sosyolojik gözlemlerimi sizinle paylaşmak isterim.

Aslında insanlar bu platforma gelerek ve bu platformlarda taleplerini dile getirerek birlikte yaşamanın imkanını araştırıyorlardı. Kendilerine "nasıl birlikte yaşarız?" ve "devletin bu yaşamımızdaki yeri ne olmalı?" sorusunu soruyorlardı. Mesela bir Roman vatandaş, Alevi ya da Kürt, dindar ya da dindar olmayan vatandaş bu platforma gelip sıkıntılarını ifade ettiğinde, yeni anayasadan beklentilerini dile getirdiğinde aynı zamanda "birlikte nasıl yaşarız?" sorusunu kendisine ve başkalarına sormuş oluyordu. YAP, 24 il ve ve ilçede altı bine yakın kişinin katıldığı toplantılar düzenledi ve Sivil Dayanışma Platformu bu toplantıları hala yeni anayasa ve siyaset müzakereleri başlığı altında çeşitli illerde düzenlemeye devam ediyor. Toplantılara katılan vatandaşlar "ötekileştirilmeden birlikte nasıl yaşarız?" sorusunu soruyor ve birbirine zıt fikirde olanlar serbest kürsüde birbirini saygıyla dinliyorlar.

Elbette aynı şeyi tersinden de söylemek gerekir. "Türkiye'de birlikte nasıl huzurla yaşarız?"ın imkanlarını araştıranlar olduğu gibi "birlikte nasıl huzurla yaşayamayız"ın imkanını araştıranlar da var. Veya birlikte yaşayalım ama biz küçük mutlu azınlık siz mutsuz çoğunluğu baskı altında tutarak yaşayalım diyenler var. Aynı anda Türkiye'de birçok süreçten geçiliyor. Askeri darbe süreçlerini şimdilik atlatmış gibi görünen Türkiye bu sefer hukuki bürokratik vesayet girişiminin gölgesi altında çözüm sürecini ve yeni anayasayı gerçekleştirme uğraşında.

Türkiye'de Kemalist ideolojiye dayanan bir sistem vardı ve varlığını hâlâ büyük ölçüde sürdürüyor. Bu sistem demokratik bir iradeye dayanmaktan ziyade demokratik olmayan ortamlarda gayrimeşru yöntemlerle hazırlanmış bir anayasaya dayanmaktadır. Kemalist sistemin geleneği, siyasi düzeni ve parlementoyu vesayet altında tutma geleneğidir. Sistemin inşacıları kilit noktalara rejime biat etmiş kişileri yerleştirerek ve nihai noktada tüm yetkiyi Cumhurbaşkanı'na bağlayarak sistemi garanti altına almak istemişti ve şu tuhaf varsayıma dayanmaktaydı: "Cumhurbaşkanlığı makamı hiçbir şekilde kemalist ideolojiye sahip olmayan birinin eline geçemez." Bu varsayımı gözümüzün önünde tarih yanlışladı.

AK Parti dönemiyle birlikte halkın iktidarını askeri bürokratik vesayetten geri alma dönemi başladı. Bugün de halk iktidarını eski vesayet sistemlerinin bir kalıntısı olan arkasında tabanının desteğini gittikçe kaybeden cemaat ve uluslararası işbirlikçilerinin iş gördüğü hukuki vesayetten geri almaya çalışıyor. Kemalist ideolojiye dayanan vesayetçi sistemin halkın mutlu bir azınlık tarafından gasp edilmiş iktidarını geri almasıyla birlikte gittikçe demokratikleştiğine şahit oluyoruz.

Türkiye halklarının önünde bugün tarihi bir fırsat var: kendi anayasasını kendisinin yapma fırsatı. Yeni bir anayasayı inşa sürecine bizzat katılarak kendi sorunlarını çözme fırsatı. Yeni anayasa muhalefetin sorunu, iktidarın sorunu ya da belirli bir toplumsal kesimin sorunu değil. Herkesin yeni anayasa sürecine olabildiğince katkıda bulunması gerekiyor. Meselelerin yasaklayıcı bir zihniyetle değil, herşeyin tartışılıp dillendirildiği bir ortamda müzakere edilmesi gerekiyor. Herkesin birbirinin düşüncelerine sabretmesi ve saygı göstermesi gerekiyor. En önemlisi de özgür demokratik adil bir tartışma için silahların gölgesinin muhakkak ortadan kalkması gerekiyor.

Yeni anayasa, toplumu oluşturan kişilerin, STK'ların kurum ve kuruluşların, kurumlararası veya kendi içlerindeki, bunun yanı sıra da tabanlarındaki demokratik tartışmalar sonucunda ortaya çıkacak olan eğilimler dikkate alınarak yapılmak zorunda.

Yeni anayasa kemalist rejimin eskimiş amentülerine dayanmak yerine evrensel değerlerle yerel değerleri birleştiren, ölçülü ve adil bir anayasa olmalı. Yeni anayasa herşeyi ince ayrıntısına kadar belirleyen bir anayasa değil, kişi özgürlük ve haklarını devlet karşısında güvence altına alan, dinamik ve taslak bir anayasa olmalı. Taslak bir anayasa darken, YAP toplantılarında bir vatandaşımız kürsüye çıkıp "yazılı bir anayasa"ya gerek yok demişti. İngilizler nasıl yaşıyorsa biz de anayasasız yaşarız."

Halk devletinden, siyasilerinden önde gidebilir. Vatandaşın dediği gibi metin fetişizmine gerek yok. Teferruata girmek demek özgürlüklerimizi çembere almak demektir. Teferruâtıyla bir anayasa değil, taslak bir anayasa.

Çağdaş liberal demokratik toplumlarda sadece sandık demokrasi anlamına gelmiyor. Demokrasi,  Türkiye de sandığın ötesinde yeni bir anayasa, yeni bir idari sistem ve denge denetleme süreciyle mümkün olacaktır. En ideali ve olması gereken tabiki yazılı bir metinde kalmayıp demokratik bir bilincin zihinlerde tam olarak gelişmesidir.