19 EYLÜL 2020 CUMARTESİ

Altan Çetin

HAREKET DERGİSİ 2. DÖNEM (MART 1947 – HAZİRAN 1949)’E DAİR

Altan Çetin

Nurettin Topçu'nun idaresinde neşredilen Hareket dergisinin, 1943 Mayısından sonra, yayınlanmasına yaz tatilinden ötürü ara verildiği belirtilmiştir. Mart 1947'deki ilk sayısında: “Dört yıldan beri, birçok sebepler yüzünden neşriyatını durdurmuş olan “Hareket” yeni ve geniş bir kadro ile tekrar okuyucularının karşısına çıkıyor. Onun bundan böyle arızasız olarak devamı, bilhassa okuyucularının elindedir. “Hareket” i seviyorsanız onu başkalarına da sevdiriniz. Bu sizin fikirlerinizin cemiyete intişarı ve kök salması demektir” şeklindeki ifadesiyle yayın hayatına dönüş yapmıştır. Ve Mart 1947 tarihinden, Haziran 1949 tarihine kadar toplam 28 sayı olarak çıkacak olan derginin ikinci dönemi başlamıştır. 

 

Mart 1947'deki Hareket dergisinin ilk Nurettin Topçu yazısı “Ahlak Nizamı”dır. Topçu'da isyan ahlakıyla birlikte ortaya çıkan nizam, eşyayı düzenleme, sıraya koyma ve birbirine bağlamak demek olup, ancak genelde ahlak eserinin özelde ise isyan ahlakının bir sonucu olarak görülür. Nizamın kaynağı akıldır. Nereye akıl nüfuz etmişse orada nizam bulunur. Nizam, eser yapıcılık işinin ta kendisidir. Bu eserin gerilemesi ise, nizamın yok olmasıyla sonuçlanır. Evrenin her yerinde ve tabiat olaylarında olduğu gibi ahlakta da bir nizam olması gerekir. Ancak hem kâinat nizamı, hem de ahlak nizamı, iradesiz, sorumluluksuz ve ihtiraslarla yüklü sorumsuz anarşizmin bir sonucu olarak yozlaştırılarak yıkılmakla baş başa kalmıştır. Bu da gösteriyor ki, anarşizm dünyaya insandan önce gelmemiştir, aksine o, dünyaya insanla birlikte gelmiştir. İnsanda var olan anarşizmin kökeni ahlak veya herhangi bir kurum değil adaletsizlik ve sorumsuzlukta olduğu gibi yıkıcı ihtiraslardır. Eğer herhangi bir yerde ve alanda bir kuralsızlıktan, başıboşsuzluktan ve kaostan bahsediliyorsa bu ancak ve ancak yıkıcı ihtiraslardan dolayıdır. Topçu bu ahlak anlayışı içerisinde 20. yüzyıldaki savaşlarla, bilim ve tekniğin insanlık dışı kullanılmasıyla her yerde insanlığın yüzündeki ve gönlündeki “incelik perdesi”nin yıkılması sonucu bireylerin ve milletlerin ruhlarındaki hakiki çehresinin ortaya çıktığını iddia eder. Ona göre, günümüzde bu çehrenin ortaya çıkmasıyla onların eliyle ortadan kalkan sadece kıyafetler, başka araç ve gereçler, başka türlü şehirler, başka türlü yaşama tarzı değil, aynı zamanda yıkılan bütün bir ahlak nizamıdır. Bu duruma karşı direnebilecek ve isyan edebilecek ahlak da sadece isyan ahlakıdır. İsyan ahlakı yenidünya doğrularıyla birlikte unutulduğu için, ne bireyler, ne de milletler buna ses çıkaramamaktadırlar, tepkisiz kalmaktadırlar. İnsanlar, buna karşılık ise, bu selin rüzgârına kapılmış gidiyorlar, sadece susmak bilmeyen birbirlerini inkâr eden ve alaya alan “Sade alkışlar, utanma bilmez alkış sesleri”(Nurettin Topçu, “Ahlak Nizamı”, Hareket, Mart 1947, Sayı 13, s. 1-4) vardır. Bireyleri ve milletleri düşmüş oldukları bu durumdan kurtaracak, onları hayatın değerine inandıracak ve hem her millete hem de bütün dünyaya birlikte yaşamayı sevdirecek olan güç, isyan ahlakına dayalı ahlak nizamıdır. Ahlak nizamı, kesinlikle bile bile örf, adet ve kurallarından ibaret toplum nizamını korumak ya da yanlışların üzerini örtmek değildir. Böyle bir ahlak nizamı birey ve toplumu kurtaramaz, çünkü bu ahlak statik bir ahlaktır. Oysa isyan ahlakına dayalı ahlak nizamı dinamik bir ahlaktır. Bu ahlak nizamı her varlık gibi bir evrim (tekâmül)'e tabidir. Böyle bir evrim mekanist-determinist bir evrim değildir, aksine yaratıcı bir evrimdir. Ancak böyle bir evrimle ahlak nizamı önündeki her türlü engeller ortadan kalkarak yaratıcı evrime karşı direnen menfaat ve ihtiraslar yok edilebilir. İşte ahlak nizamı yaratıcı evrime karşı direnen menfaat ve ihtirasların önündeki bir isyan iradesidir. Bu nizamla Allah'a daha çok yaklaşılır, daha çok ilim ve sanat üretilir. İçinde yaşadığımız toplum nizamında nice yaratıcı iradelerin, nice veliler ve âlimlerin eserinin görülmesi bunun en güzel örneğidir. Demek ki, Topçu'da sadece ahlakta değil, tüm alanlarda görülebilecek nizamının adı “Ahlak Nizamı”dır, hepsinin üstünde onları kapsayıcı tek değişmez nizam budur.


Modernizm ve sonuçları, Hareket dergisinde vurgulanan bir konudur. Makineleşme, endüstrileşme tenkit edilir. Bir yazısında Mehmet Kaplan, fert olarak insanın hiçbir çağda bugünkü kadar küçük görülmediğini ve küçültülmediğini, medeniyetin hiçbir çağda bugünkü kadar şahsiyetleri silen bir sistem haline gelmediğini belirtmektedir. Kaplan'a göre bu durum, makine icat olduktan ve modern devlet nizamı kurulduktan sonra olmuştur. Bugün insanlık, makine ve devlet denen iki devin idaresine girmiştir. Dünya, gittikçe yeknesaklaşmakta, insanlar birbirine benzemektedir. Makine ve devlet, yaşama şartlarını ve insanlığı gün geçtikçe standart bir tek tipe icraya çalışmaktadır. Büyük fabrikalardan çıkan milyonlarca eşya, seri vasıtalarla dünyanın her yerine dağılmaktadır. Yalnız maddi vasıtalar değil, manevi vasıtalar da yeknesaklaşıyor. Amerika'da yapılan bir filmin kopyası, bütün dünya sinemalarını dolaşıyor ve milyonlarca insana aynı duyuş, aynı düşünüş tarzını arz ediyor(Mehmet Kaplan, “Bugünkü Medeniyet ve Fert”, Hareket, Mart 1947, Sayı 1, s.7).


Hareket dergisinin Nisan 1947 tarihli 14. sayısının kapağına, Roden'in ”Düşünce” isimli heykelinin fotoğrafı basılmıştır. Bu, Hareket Dergisi'nin sanata vermiş olduğu değerin bir göstergesidir. Yine aynı sayıda Topçu “(Roden) in Sanatı” adlı yazısında büyük heykeltıraş “Auguste Roden” in sanatçı kişiliğinin ve eserlerinin sanatsal yönünün bir izahatını yapmıştır. Hareket dergisi sanatın yanında edebiyata da oldukça değer vermiştir. Zira derginin ihtiva ettiği batılı ve yerli birçok yazarın, hikâye şiir ve yazıları bunun en önemli kanıtıdır. Topçu, derginin 1. döneminde olduğu gibi 2. döneminde de Mehmet Akif ile ilgili bir yazı kaleme almıştır. Bu yazıda Topçu, Akif'in sanat hayatını üç devrede ele alır; ele alınan bu üç devreyi Mimar Sinan'ın; çıraklık, kalfalık ve ustalık devrelerine benzetir. Ona göre birinci ve ikinci devre Safahat devresidir. Bu devre Akif'in milliyet davasına giriş devresidir. Bu ideal onda devamlı olmakla beraber, Safahat'ın üç, dört, beş ve altıncı kitaplarında Akif'in sanat idealine daha çok bağlanışı görülür. Onun son eseri olan “Gölgeler” de ise çok kuvvetli mistik parçalar bulunmaktadır. Topçu'ya göre Akif; eserlerinin başından sonuna kadar büyük millet idealcisi kalmıştır. Üçüncü Safahat'da da şairlik vatanperverliğinin sesi olmuştur. O, Namık Kemal, Mehmet Akif ve Tevfik Fikret dışında mezarında gözyaşı dökülecek kimsenin olmadığını düşünür.


Millet, var olmadan önce, bir zümre insanın yalnız istismarına dayanan ölü bir coğrafya ve henüz bir kütlenin şuur olmamış bir tarih vardır. Bir insan kütlesi, böyle bir coğrafya ve tarihten yapılmış bir kaderin içinde gömülü yaşamaktadır. Günün birinde bu kütlede bir coğrafya ve tarih çemberinin içinde daha birçok değeri toplayarak hepsini birlikte şuur ve irade haline getirici hamle gözükür. Bu hamle, her yerde millet meydana çıkaran, onu yaratıcı olan hamledir. Bu hamleyi Fransızlar dil ve kültür ocağından, Almanlar ırk davasından, İngilizler ekonomi hırsından almışlardı. Biz bu kuvvet iradesini fertte var olmak iradesinin karşılığı olan bu yapıcı aşkı İslam dininden, onu aleme yayma idealinden aldık. Milli tarihimizi bu topraklara eken bütün gazilerin kılıçlarının kabzasında Allah adı yazılı, bütün millet şehitlerimizin son nefesinde şahadet kelimesi kazılıydı. Hepsi kâfirlere karşı cihat açtılar ve harp sancaklarının gölgesinde iki rekat namaz kılarak gaza meydanına atıldılar. Esir ettiği düşmanın hayat ve hürriyetini bağışlayan Alp Arslan'dan tutun da Mısır seferine giderken şeyhülislamının atının ayağından kendi üstüne sıçrayan çamur parçasını varlığına şeref sayan Yavuz Selim'e kadar milletimizin velisi olan bütün büyük ruhlar, Allah davasıyla savaştılar ve aleme Allah emri saçtılar. Onların muvaffakiyetlerinin sırrını kılıçlarının kabzasıyla kalplerinin içine kazılı olan bu kelimede aramak lazımdır(Nurettin Topçu, “Millet Ruhu ve Milli Mukaddesat“ , Hareket, Haziran 1948, Sayı 16, s. 4).
Milletlerin oluşumunda farklı amiller rol oynamıştır, Türk milletinin bin yıllık tarihinde en önemli rolü oynayan unsurlardan birinin İslam dini olduğu görüşü kuvvetli biçimde savunulmaktadır. Aynı coğrafya üzerinde yaşayan insanlar üzerinde dinin bu etkisinin yanı sıra bir kader beraberliği, saadet ve felaket ortaklığı demek olan tarih, millet hayatını kurucu olan ilk hamlenin yüzyıllar içindeki hareketleriyle meydana gelerek milletin oluşumundaki süreci tamamlar. Bu tarihi süreç içinde, büyük vatanperverler, millet şehitleri veya kahramanlar diye anılan birtakım insanlar, millet ruhunun, fertlerini her zaman kana kana doyurmaya kudretli kaynaklardır( Nurettin Topçu, Millet Ruhu ve Milli Mukaddesat, s. 4).


Hareketçilere göre Anadolu'nun değerlerini köylü taşımaktadır. Anadolu'yu görmek, tanımak isteyenler köye ve köylüye bakmalıdır. Anadolu'ya baktığınız zaman, sefalet, zaaf, hastalık, cehalet manzarası içinde Anadolu'nun kuvvet kaynakları toprak yığınları içindeki elmaslar gibi parlamaktadır. Bu kuvvetler nelerdir? Bunlar, nüfusun yüzde seksenini oluşturan köylünün yırtık elbiselerinin içinde, kerpiç damında ve küçük tarlasındadır. Vehimlere kapılmayınız: Anadolu köy ve kasabadır. Anadolu'yu ayakta tutan köylü ve kasabalıdır. Onların inançları, sevgileri, elleridir. Anadolu küçük mülkler, küçük zanaatlar diyarıdır. Anadolu pederşahi bir aile temeline istinat eder. Anadolu esas itibariyle dindardır ve Müslümandır. Anadolu köylüsü ve kasabalısı çok mütevazı, çok gösterişsiz bir hayat sürer. Bu hayatın özünü sabahtan akşama kadar çalışma, ailede hürmet ve sevgi, hemşehriler arasında yardımlaşma ve saygı teşkil eder. Bu değerler var oldukça Anadolu'nun komünist ve dinsiz bir rejimle idare edilmesi korkusuna gerek yoktur(Mehmet Kaplan, “Anadolu'nun Kuvvetler”i, Hareket, Eylül 1948, S. 19, s.3-4).


Nurettin Topçu, 21. sayıdaki “Devlette İrade” yazısında önce devletin tanımını yapmaktadır. Devlet muayyen topraklar üzerinde hâkimiyetle yaşayan insanların meydana getirdiği manevi birliktir. Bir millet varlığının ruhu demektir. Millet iradesinin gözüktüğü yerdir. Bu tarifteki muayyen topraklar mefhumu bir vatanın, orada yaşayan insanlar tabiri de bir milletin varlığını ifade ederler. Üçüncü unsur olan hâkimiyet ise devlet varlığının esaslı unsurudur. Kendi başına yalnız vatan bir ceset, cansız bir vücut sayılırsa, millet onun hayatı, devlet ise ruhu sayılmalıdır. Devlet, milletin şuurudur. Topçu, klasik anlamdaki devletin tanımını yaparak, devlet millet, vatan ve egemenlik kriterleriyle ele almaktadır. Devlet, milletin hem iradesi, sembolü, hem de varlığının kefilidir. Millet olmak devletin varlığına bağlı bir şart haline gelmektedir. Devlet kurmayan veya devletinden vazgeçen millet uzun yaşayamaz. Millet varlığını ve milli birliği kuran maddi ve ruhi unsurlar erir, ortadan kalkar; sahipsiz fertler kalır; onlar da başka devletlerin iradelerine bağlanırlar. Yine Topçu, devleti bilinen anlamıyla meşru güç kullanma tekeline sahip bir örgüt olarak görmekle birlikte, bu gücü iyi ve ahlaki gayeler uğrunda kullanırsa faziletli olur; fena ve korkunç gayeler uğrunda kullanan devlet kötü ve yıkılması lazım olan devlettir. Burada iyi devletin gayesi de belirtilmektedir. İyi ve namuskâr devletin gayesi, yaşattığı iradeyi, gayelerin gayesi olan Allah'a ulaştırıcı yoldan götürmektir. Yıkılması lazım olan devlet, iradesini fertlerin ve zümrelerin menfaatleri uğrunda harcayan devlettir.(Nurettin Topçu, “Devlette İrade”, Hareket, Kasım 1948, S. 21, s.2). “Devlette Hakimiyet ve Mesuliyet” yazısındaysa Topçu; “Devlet iradesinin kaynağı millettir. Ancak bu kaynak, milletin mevcut medde ve ruh değerlerinin sahasından çok geniştir. Milli tarih ve mukaddesat, destanlardan fışkıran mitolojik hüviyet, hep bu kaynağın içerisindedir. Tam manasıyla millet bu sahanın bütününü kaplayan varlığın adıdır. Millet, ne yalnız coğrafya ve ırk, ne de sade dil ve din beraberliğidir. O, haldeki bu unsurların mazideki köklerini de içerisine alır ve istikbale ait bir iradenin başlangıcı olur. Millet dediğimiz bu büyük varlık her tarafta devlet hüviyetine bürünür: Muayyen topraklarda hâkimiyet olur, zümrenin ruhu olur, millet vücudunun kuvvet ve hayatının ifadesi halinde gözükür. İlk cemiyetlerde, bütün varlıklara sirayet ettiği ve her varlığa nüfuz ederek, her şeyin hayatına hâkim olduğu kabul edilen mana ne ise, millet varlığında da devlet o demektir.”, (Nurettin Topçu, “Devlette Hakimiyet ve Mesuliyet İradesi”, Hareket, Aralık 1948, S. 22, s.7) demektedir.


Demokrasi, Nurettin Topçu'ya göre hâkimiyetin bütün millete yayılması ve devlet iradesinin milletin her ferdi tarafından kullanılması demektir. Demokraside bütün fertler mesuliyet kazanmıştır. Bu idare şeklinde hükümet otoritesiyle millet kuvvet arasında tam bir denkleşme meydana gelmektedir. Bu denkleşmenin millet veya hükümet tarafından bozulması her ikisi de tehlikeli olur. Bunun için milletin yetiştirilmesi lazımdır. Topçu için demokrasiden ziyade öncelikli olan milli birliğin sağlanmasıdır. Millet kuvvetinin, hükümeti kontrol edemeyecek kadar zayıf oluşu hükümet istibdadına yol açar. Hükümet milletin dizginlerini tutamayacak kadar zayıf ve otoriteden mahrum olursa halk içinde her zümrenin menfaati sahasındaki hareketlerine karşı gelinemez. Millet içinde düşmanlıklar ve düşman zümreler çoğalır. Bu durumda geriye tek çare kalmaktadır. Topçu, elitist bir çare getirmektedir. O da, millet hayatının bütün mesuliyetlerini omuzlarına yüklenen kahraman bir neslin yeni bir hâkimiyete başlangıç olmasıdır. Bu nesil meşruiyetini yitirmiş bu otoriteyi ortadan kaldırmaya çalışmalıdır. Bu güçlerin başarılı olması için hiyerarşik bir düzen gereklidir. Devlet hâkimiyetini ele alacak bu nevi teşekküller demokrasi ile işe başlanırsa erkenden başarısızlık olur. Topçu, demokrasiye ulaşmak için demokratik yöntemlerin kullanılması gerekmediğini savunmaktadır. Otoriter ve hiyerarşik bir yapılanmayı salık vermektedir. Hatta, gayeye ulaşmak için hiyerarşik düzen ne kadar geniş ve girift olursa başarı o derece artar.( N. Topçu, “Hakimiyet ve Demokrasi” , Hareket, Ocak 1949, Sayı 23, s.2-13)
Nurettin Topçu'nun bu dönemdeki son yazısı “İsyan Ahlakı” başlıklı yazısıdır. Topçu ahlakta iradeyi bu kelime ile ifade eder. Topçu'ya göre, hareket, insanla Allah'ın bir birleşimi olduğundan insanın hareketleri öncelikle iman ve irade şeklinde kendini göstermeli ve bu doğrultu da harekete geçmelidir. Böyle bir irade isyanla yoğrulmuş olan bir iradedir, kör bir irade değildir, insanın ahlaki kurtuluşunu gerçekleştiren bir iradedir. Bu kurtuluş ise öncelikle insanın kendi iman, irade ve hareketlerinden, kısaca isyan ahlakından geçer. Topçu'nun İsyan Ahlakında iradenin isyan hareketi incelenirken üzerinde durduğu ve eleştirdiği bütün görüşler ya fideist, ya subjektivist, ya ferdiyetçi ya da tabiatçıdır. Nitekim Hamilton'un fideizmi, Fichte'nin idealizmi, Stirner ve Nietzsche'nin bireyciliği ve anarşizmi, Rousseau'nun tabiatçılığı Topçu'nun eleştirdiği görüşlerin başında bulunmaktadır. Blondel'in hareket felsefesi nasıl ki, söz konusu edilen görüşlerle ilgili değilse, Topçu'nun İsyan Ahlakı'nda geliştirdiği görüşlerin de aynı düşüncelerle hiçbir ilgisi yoktur.
Sanat ve edebiyat, Hareket dergisinin önem verdiği konulardan biridir. Hatta, derginin bütün sayılarında olmasa da başlığında bulunan Hareket yazısının altında “Fikir ve Sanat” ibaresi yer almaktadır. Hareket dergisinin Nisan 1947 tarihli 14. sayısının kapağına, bahsedildiği üzere Roden'in “Düşünce” isimli heykelinin fotoğrafı basılmıştır. Hareketin sanat ve edebiyat anlayışında millilik ve mistik bir anlayış önemli yer tutar. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın “Beş Şehir” isimli eseriyle ilgili yapılan değerlendirmede şu satırlar yer almaktadır: “Ve nihayet şuna şahit olacaksınız ki; Tanzimattan bugüne kadar zaman zaman yokluğuyla gerek edebi, gerekse fikri sahada öksüz kaldığımız milli eser hasreti, bu eserle bugün için imkân nispetinde dindirilmiştir. Bundan sonra da milli sanatın sırrını çözmeye çalışan sanatkârlar için bu eser kıymet biçilmez halis bir numune olacaktır. Binaenaleyh adı geçen büyük eseri milli edebiyatın muvaffak olmuş ilk müjdecisi addediyoruz.”(Celalettin Tuğrul,”Beş Şehir”, Hareket, Temmuz 1947, Sayı 5, s.11).

ALTAN ÇETİN - TERCÜMEİHÂL

ALTAN ÇETİN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  763626

-