2 ARALIK 2020 ÇARŞAMBA

Can Kemal Özer

HDP, ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ TUZAĞI

Can Kemal Özer

Türkiye'de önüne gelen, yegâne ve en nitelikli yönetim biçimi demokrasiymiş gibi nutuk çeker. Kimse yapıp ettiğinizin hukuka, adalete, hakkaniyete uyup uymadığına değil, demokrasi denilen meçhule uyup uymadığına bakıyor.

Gelin şu demokrasi ve özgürlük denilen dayatmalar konusunda anlaşalım. Gelin anlaşalım dediğime bakmayın, ne kimse gelir, ne de anlaşabiliriz. Bu iki büyülü kelime keferenin başımıza boza pişirmek için musallat ettiği musibet…

Şimdi böyle dedim diye benim kellemi bile isteyebilirler. Ama işte o demokrasi ve özgürlük manivelasının ardına saklanarak insanların canına, şehirlerin namusuna ve milletin geleceğine kast eden PKK'lı Selahattin Demirtaş ve benzerleri için aynını istemezler.

19'ncu asra geri gidip, aynı kavramların Osmanlı'yı ne hâle getirdiğini, bu kavramlar uğruna dökülen kanlar, param parça edilen milletler, yağmalanan devletleri bir düşünelim.

PKK'lı Selahattin Demirtaşların bu güne kadarki yedikleri herzeler affedilir şeyler değil. Ama biz o kadar geriye gitmeyelim. Düşmanımız Rusya'ya yaptığı ihanet gezisi ile hafta sonu İslam toprağı Diyarbakır'da yaptıkları açıklamalar sadece Türkiye'ye, Türklere değil, aynı zamanda Kürtlere, hukuka ve adalete savaştır.

Aklı başında bir Kürt, PKK'lıların bölgedeki bırakınız eylem ve cinayetlerini, sözlerine bile tahammül edemez. Edenler Kürt değil, Kürt kimliğine sığınıp, Kürt kimliğini kullananlardır. Yani şimdiden bölgenin, gelecekte ise dünyanın hâkim güçlerinden biri olması beklenen Türkiye'yi engellemeyi arzu eden düşmanların hizmetçileri…

Pislik kusan Demirataş'ların sözünü ettiği şeyleri sadece mevcut kanunlar muvacehesinde değerlendirmek izaha yetmez. Ortada olup bitenler belli. Bunları özgürlük, demokrasi ve insan hakları salatası içinde değerlendirerek gereğini yapmamak yahut 1990'ların karanlık uygulamaları gibi bu şer adamlarla, Kürtleri birbirine karıştırmak gerekmez.

Şükür ki, Türkiye'yi artık karanlık adamlar idare etmiyor. Bu nedenle, ‘90'lar' diye ne bizim, ne de Müslüman Kürdün böyle bir endişesi yok. Lakin demokrasi ve özgürlük mavalı yüzünden değerlerimizin aşınmasına göz yummalarından endişeliyim.

Bu hainlerin her sözü, değerlerimiz ve kardeşliğimizi parçalayan Nobel'i hak eden dinamit. Gereği yapılmadıkça tempolu bir şekilde artan PKK'lıların şer sözleri ‘manivela etkisi' yapmakta. Adam kılığında aramızda dolaşan hannasın bu ülkeden bir santim toprak almaya gücü yetmez. Lakin tuzağa düştüğümüz nokta, bu sözlerin milleti (kavmiyetçilik anlamında) milliyetçilik kanserinin içine doğru çekmesi.

Demirtaş ve çevresinde odaklanmış, bilinç olarak PKK'lı, kavimsel olarak Kürt olmayan ve karanlık odakların emrindeki bu yapıların rolü, kardeşlik zeminini parçalamak, fitne ateşine odun taşımaktır.

Batılılar nereye ‘demokrasi ve özgürlük götürmek' için gitmişlerse neticeleri ortada: Oluk oluk kan, hırsızlık, tecavüz, sömürü, talan, kölelik…

PKK'lıların bir devlet kurduklarını yahut bir beldenin başına geçtiklerinde orada yaşayanların başına neler geleceğini bir düşünün? Aslında düşünmeyin… 1920-1930'larda ülkemizde olup bitenleri okuyun yeter… O kadar geriye gitmeye ne gerek? PKK'lıların elindeki belediyelerde olup itenlere bir bakıverin yeter. PKK'lıların başlarına geçmesi durumunda, hiçbir Kürt'e hayat hakkı olmayacağını pek çok Kürt bilir.

Çeşitli zamanlarda zikrettiğimiz üzere demokrat falan değilim. Demokrasinin Müslümanlara hayır getireceğine de inanmam. Şöyle bir bakın geri, bu demokrasi masalı yüzünden kaç kurt milletin üstünde boza pişirdi, kanını emdi, derisini yüzdü ve ülke kaynaklarını peşkeş çekti… Ne yani şimdi ‘ne yapalım canım demokrasi böyle bir şey' mi deyip geçeceğiz?

Nasıl ki, laiklik meselesinde mutabakata varılamaz ise, demokrasi ve özgürlükler meselesi de böyle. Bir terörist çıkıp özgürlük adına bir masumun canına, malına, namusuna, geleceğine, izzet ve şerefine mâl olacak bir fitne ateşi yakıyorsa ve bu demokrasinin gereği, özgürlüğün vazgeçilmezi olarak görülüyorsa, orada kimse için huzur ve gelecek yoktur.

Siz gidin, bize bu masalları pazarlayan Fransa'da, İngiltere'de PKK'lıların söz ve eylemlerini orada yapın bakalım başınıza neler gelir. İçimize bu illetleri sokanlar, ‘bu demokratik bir haktır, özgürlüktür mü' derler yoksa adamı doğduğuna pişman mı ederler?

Bugün Rusya'daki bir siyasetçi Türkiye'ye gelse, PKK'lı Demirtaş'ın sözlerinin benzerini söylese, ‘demokrat Putin' yahut ‘Rusya demokrasisi ve özgürlüğü' ona ne yapardı?

Vaktinde önlem alınmaz ise, biteviye akan bir damla su bir mermer dağını param parça eder. Gözle göremeyeceğiniz bir mikrop, dağ gibi adamı mezara sokar. Bir kem söz, izzetli adamı canından eder.

Bugün adına KCK, DTK, HDK, BDP, HDP, PYD, YPG diyerek devam eden ne kadar örgütlenme var ise, tamamının ortak adı PKK'dır. Kurgulaması ise İngiltere'de yapılıyor.

Özetle mesele şu: Demokrasi ve özgürlük kavramları adıyla tuzağa düşürülüyoruz. Bu ülkeyi bölmekten söz edenler milletvekili, belediye başkanı, akademisyen vs. vs. Milletin toprağında, milletin parasıyla, millete kan kusturuyorlar.

Tarımsal desteklerin, bursların ne kadarı PKK'lılara gidiyor? Millet daha ne kadar bunların talanını finanse edecek? Kaşının üstünde gözün var diye herkesi tutuklayan hâkimler bu hususta neden sessiz? Ülkeyi bölmekten söz edenleri hukuk daha ne kadar koruyacak? Camiyi yakan, yaşlıyı bebeği katleden, mukaddesatı çiğneyen, kendinden başkasına hayat hakkı tanımayan bu hannasa daha ne kadar özgürlük tanıyıp, finanse edeceğiz?

Dünya sahte raporlar hazırlayıp “insan hakları” karnemize çizik atacak diye kardeşlik emanetinin, hayat hakkının yok edilmesine daha ne kadar göz yumacağız?

NOT: Yazımın son kontrolünü yaptığım sırada Türkiye'nin 90 yıllık musibeti CHP'nin genel başkanı sıfatını taşıyan biri çıkıp ülkenin Cumhurbaşkanına hakaretler yağdırdı ve ODTÜ'deki teröristleri savundu demokrasi, özgürlük ve insan hakları adına… Bakalım savcılar re'sen harekete geçecek mi?

OKUNACAK KİTAPLAR

Azgelişmişlik üstünlüktür, Lütfi Bergen, Ayışığı Kitapları

Ahlak ayaklanması, Lütfi Bergen, Ayışığı Kitapları

İnsanın beşinci zindanı, Lütfi Bergen, Akçağ Yay.

CAN KEMAL ÖZER - TERCÜMEİHÂL

Gazeteci, yazar… Yeni Söz Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni. Gıda Hareketi Başkanı. Yayınlanmış kitapları: Deccal Tabakta, Şeytan ye Diyor, Şeytan Çıplak, Organ Nakli Hakkında Gizlenen Gerçekler, Müslüman'ın Diyeti, Yediklerimizin İçinde N(E) Var, Hangi Suyu İçmeli, Ramazan Kitabı, İyi Gıda Kötü Gıda, Gülen Şeytanlar Tarihi

CAN KEMAL ÖZER DİĞER YAZILARI

  1. çiğdem yıldırım

    Kökleri kurusun bu bütün mikropların......saygı değer hocam....yüreğinize...ellerinize sağlık....ne güzel değerlendirmişsiniz....konuları...ALLAH bizleri bunlardan arındırsın...İNŞALLAH......

Yorum Yaz

  317967

-