19 EYLÜL 2020 CUMARTESİ

HOLLANDA’DA ‘İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ’ ADI ALTINDA İSLAM DÜŞMANLIĞI

Hollanda’da son yıllarda giderek artan İslam düşmanlığının en büyük temsilcisi ve savunucusu Özgürlük Partisi (Partij van de Vrijheid-PVV) kurucusu ve başkanı olan Geert Wilders’dir. 2002 yılında Liberal Parti’den milletvekili olarak parlamentoya giren Wilders, 2004 yılına partiden istifa ederek ayrılmıştır. Takip eden süreçte önce Groep Wilders adıyla mecliste kendi grubunu kuran Wilders, 2006 yılında kurduğu Özgürlük Partisi’yle Hollanda’daki İslam karşıtlığının adeta sözcülüğünü üstlenmiştir.


HOLLANDA’DA ‘İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ’ ADI ALTINDA İSLAM DÜŞMANLIĞI

Söylemleriyle toplum nezdinde de kabul gören Wilders, o tarihten bu yana girdiği seçimlerde azımsanmayacak oy yüzdelerine ulaşmıştır. 2010 seçimlerinde elde ettiği %15.4, 2012 seçimlerindeki %10.1'lik oy oranlarıyla seçimlerden üçüncü parti olarak çıkan PVV , halihazırda Hollanda'daki mevcut hükümete dışarıdan destek vermektedir. PVV benzer bir başarıyı Avrupa Parlamentosu seçimlerinde de göstermiştir.

2009'daki seçimlerde aldığı %17 oyla ikinci parti konumunda olan ve Avrupa Parlamentosu'nda 4 sandalye kazanan PVV, Mayıs 2014'teki seçimde de %13.3 oranında oy almış ve yine 4 sandalye kazanmıştır.

PVV'nin seçimlerde bu denli başarılı olmasının ardında hiç kuşkusuz medyanın büyük ilgisi de önemli pay sahibi olmuştur. Parti lideri Wilders'ın hemen her açıklaması ve eylemi ile gündemin merkezine oturtulması, söylemlerinin tabana yayılmasında rol oynamıştır. Hollanda'da ırkçılık ve İslamofobi konularında yaptığı çalışmalarla bu konuda öncü rol üstlenen Hollandalı akademisyen İneke van der Valk, PVV'nin koalisyona dahil edilmesinin de, partinin ve söylemlerinin meşrulaştırılmasına zemin hazırladığını söylemektedir.

Untitled-2_175

 

Wilders'ın hükümet ortağı olacak kadar güç kazanmasının ayrımcılıkla mücadeleyi sekteye uğrattığına inanan van der Valk, “Öylesi bir koalisyona onay verenler büyük bir sorumsuzluk örneği gösterdi. Wilders'ın iktidar ortağı olması, İslam aleyhtarı düşüncelerine meşru bir zemin sağladı” demektedir.

Wilders'ın İslam karşıtlığı ve nefret söyleminde en çok öne çıkan faaliyetlerinden biri de Fitna isimli kısa filmini internet üzerinden yayımlaması olmuştur. İslam'a hakaretle dolu olan Fitna'nın, 27 Mart 2007'de internette yayımlanması ülkedeki Müslümanlar arasında büyük bir rahatsızlığa sebep olurken, bu yolla insanların tahrik edilerek infiale kapılmaları hedeflenmiş ve böylece Müslümanların ülkede güvenlik zaafiyeti doğurduğu iddiaları güçlendirilmek istemiştir. 11 Eylül görüntüleriyle başlayan, Theo van Gogh'un öldürülmesi ile ilgili görüntüler eşliğinde Kuran'dan savaş hukuku ile ilgili bazı ayetlerin okunmasıyla devam eden filmde Avrupa ve Hollanda'daki “İslam tehlikesi”ne vurgu yapılmakta ve bu tehlikeye karşı toplum mücadeleye davet edilmektedir.

“1945'te Nazizm'in üstesinden geldik, 1989'da komünizmi alt ettik. Şimdi de İslam'ın üstesinden gelinmeli” gibi kışkırtıcı ifadelerin yer aldığı 16 dakikalık kısa film, Danimarka'da yayımlanan ve Hz. Peygamber'i sarığının üstünde bomba taşıyan biri olarak gösteren karikatür ile sona ermektedir. Wilders'ın önce televizyonda yayımlamak istediği, bunu başaramayınca bir salon organizasyonuyla kamuoyuna sunmaya çalıştığı, bunda da başarılı olamayınca internet üzerinden dolaşıma soktuğu Fitna isimli film, yayımlandığı ilk gün Hollanda'da 2 milyon, Hollanda dışından da 800 bin kişi tarafından izlenmiştir.

Filmin ardından Wilders, halkı Müslümanlara karşı kin ve nefrete tahrik etme suçlamasıyla 2010 yılı Ekim ayında açılan davada suçsuz bulunmuş ve 23 Haziran 2011 tarihindeki duruşmada beraat etmiştir. Amsterdam'daki mahkemenin yargıcı Marcel van Oosten, Wilders'in açıklamalarının Müslümanların tepkisini çekse de “meşru siyasî tartışma” sınırları içinde kaldığına hükmetmiştir.

Wilders'ın davaya konu olan açıklamalarının açık bir nefret söylemi olduğuna ve beraat kararının yanlışlığına işaret eden Hollandalı siyasetçi-yazar Joost Lagendijk, süreci şöyle değerlendirmiştir:

“Bence meselenin can alıcı noktası, Wilders'ın İslam ve Kur'an hakkındaki açıklamalarıydı. Bir örnek vereyim: ‘Sorunun temelinde faşist İslam, Allah ve Muhammed'in hasta ideolojisi var; bu ideolojinin kaynağı da İslami ‘Kavgam', yani Kur'an.' Mahkeme geçen hafta bu ve benzer beyanların ‘İslam'a atıfta bulunduğuna ve bu yüzden de insanlara karşı nefret yaymadığına veya insanları ayrımcılığa uğratmadığına' hükmetti.

Hakime göre din eleştirisi, herhangi bir dinin eleştirilmesi meşruydu ve ifade özgürlüğü ilkesi uyarınca müsamaha görmeliydi. Velhasıl söz konusu dine mensup insanlar (bu örnekte Müslümanlar) incinebilirdi, fakat haksızlık eden şahsı nefret söylemiyle suçlama hakkına sahip değillerdi.

Devamı yarın...

Yorum Yaz

  452733

-