19 EYLÜL 2020 CUMARTESİ

HOLLANDA’DA İSLAM DÜŞMANLIĞI VE IRKÇILIK YÜKSELİYOR

Günümüzde Hollanda’da yaşanan ihlal alanlarına bakıldığında, ırkçılık, ayrımcılık ve İslamofobinin listenin ilk sıralarında olduğu görülmektedir. Fikrî temelleri Yüzyıllar öncesinde atılan ve Avrupalıların diğer milletlerden üstün olduğu düşüncesine dayanan ırkçılık, bugün Hollanda için de ciddi bir sorun teşkil etmektedir.


HOLLANDA’DA İSLAM DÜŞMANLIĞI VE IRKÇILIK YÜKSELİYOR

Soğuk Savaş'ın sona ermesi ile komünizmden sonra yeni bir “düşman”a ihtiyaç duyulması ve ardından 11 Eylül 2001'de yaşanan patlamalarla birlikte, ABD ve diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Hollanda'da da ırkçı ve ayrımcı söylem ve eylemler Müslümanları hedef alır hale gelmiştir. Dolayısıyla bugün Hollanda'da ırkçı ve ayrımcı politika ve uygulamalara maruz kalanların büyük oranda ülkede yaşayan Müslümanlar olduğu söylenebilir.

Hollanda İç Güvenlik Örgütü BVD'nin tarihinde ilk kez olarak kamuoyuna açık bir rapor yayımlaması ve bu raporda Hollanda'da yaşayan göçmenler ve özellikle İslam ve İslamî kurumları güvenliği tehdit eden unsurlar olarak sunması son derece önemlidir. Bu rapor ABD ve Avrupa'da Soğuk Savaş sonrası Batı'nın yeni bir düşman üretme stratejisi kapsamında değerlendirilebilir.

Özellikle 90'ların ilk yarısında siyasî mercilerin yaptığı açıklamalar, araştırma kuruluşları ve resmî kurumların yayımladıkları raporlar, uluslararası medya organlarında hemen her gün yer alan haber ve makaleler ve kültür sanat dünyasında ses getiren film, kitap ve etkinliklerle bu algı hızlı bir şekilde oluşturulmuştur.

Böylece önyargılar beslenip yaygınlaştırılmış, olumsuz imaj toplumun zihninde canlı ve sürekli bir şekilde yer etmiştir. Bu sistematik politikalar ırkçı şiddeti cesaretlendirmiş ve Avrupa'nın dört bir yanında özellikle 90'lı yıllardan itibaren ırkçı saldırılar büyük bir artış göstermiştir.

Bugün küresel sermaye grupları göçmen işgücüne artık 60'lı ve 70'li yıllardaki kadar büyük bir ihtiyaç duymamakta, bu sermaye gruplarına yakın olan partiler de yabancı düşmanlığını körükleyerek ve bu yönde politikalar uygulayarak onları ülkelerine dönmek zorunda bırakmaya çalışmaktadırlar. Hollanda'da 90'lı yılların başlarında Hollanda Liberal Partisi VVD, son yıllarda ise İslam karşıtlığını ve ırkçı söylemleri temel alan Geert Wilders'in Özgürlükler Partisi PVV bu misyonu yüklenmiş gözükmektedir. 6 Eylül 1991'de VVD lideri Bolkestein'in Lozan'daki Liberaller Kongresi'nde yaptığı konuşmada İslam'ın bir tehdit olduğunu dile getirmesinin ardından NATO'nun Soğuk Savaş sonrası yeni stratejisine ilişkin tartışmaların gündeme gelmesi bu bağlamda hatırlanmalıdır.

11 Eylül Olayları'nın ardından Hollanda'da bulunan Müslümanlar açısından son derece sıkıntılı bir süreç başlamıştır. Özellikle siyaset, sanat, medya ve akademi dünyasından öne çıkan bazı medyatik isimler aracılığıyla İslamofobi pompalanmış ve İslam karşıtlığının tabana yayılması sağlanmıştır. İslamofobinin özellikle 11 Eylül'den sonra yabacı düşmanlığı ve göçmen karşıtlığının üzerine eklemlendiği, hatta bunların yerini de alarak etkisini katladığı söylenebilir. Kadir Canatan oluşan bu durumun devlet politikalarına yansımaları hakkında şunları söylemektedir:

“11 Eylül konjonktürünü de arkasına alan sağcı hükümetler, yeni dönemde bir taraftan sosyal devlet olgusunu tartışmaya açarken, diğer yandan da azınlıklar politikasında katı ve sınırlayıcı önlemler almaya başlamışlardır.”

Öte yandan, öne çıkan bu isimlerden Pim Fortuyn'un (cinayeti bir Müslüman işlememiş olmasına rağmen) 2002, ardından Hollandalı yönetmen Theo Van Gogh'un 2004 yılında öldürülmesi, ülkede İslam karşıtı söylem ve eylemlerin hızla artmasına sebebiyet vermiştir. 11 Eylül olaylarını takip eden ilk üç aylık dönem içerisinde Hollanda'da Müslümanları hedef alan 190 olay gerçekleşmiştir. Benzer şekilde Theo Van Gogh'un 2 Kasım 2004'te öldürülmesi takip eden bir ay içerisinde de 174 ırkçı saldırı gerçekleşmiş ve bunların üçte ikisi Müslümanları hedef almıştır. Anne Frank Vakfı tarafından Verwey-Jonker Enstitüsü'ne hazırlattırılan rapora göre, 2012 yılında Hollanda'da 2.077 ırkçı motifli olay gerçekleşmiştir. Rapora göre bu sayı bir önceki yıla göre %25 düzeyinde bir artışa işaret etmektedir. Rapora yansıyan vakaların, ülke çapında gerçekleşenlerin yalnızca bir bölümü olduğu düşünüldüğünde, durumun vahameti daha çarpıcı bir hal almaktadır.

İslam'a ve İslam'ın kutsallarına hakaretlerle dolu olan Submission filminin yönetmeni Theo van Gogh'un 2004 yılında öldürülmesinden sonra Amsterdam'da yapılan ilk araştırmada Hollandalıların %80'i İslamî radikallikle mücadele için ilave önlemlere ihtiyaç olduğunu ifade etmişlerdir. Militan imamların sınırdışı edilmesi (%60), terörist eylemler dair hapis cezalarının arttırılması (%62), küçük yaştaki çocukların davranışlarından ailelerini sorumlu tutma (%59), camilerdeki ibadetlerin ve vaazların daha yakın izlenmesi (%52) ve çoklu milliyet sahibi olmanın iptali (%48) de bu talepler arasındadır. Yine katılımcıların yarısı Faslıların Hollanda toplumuna entegrasyonunun başarısız olduğu görüşündedirler.

Devamı yarın...

Yorum Yaz

  051289

-