8 AĞUSTOS 2020 CUMARTESİ

Kazım Sağlam

İÇ-DIŞ İLİŞKİLERİNDE DENGENİN TEMİNİ (1)

Kazım Sağlam

Kâinatın fihristi mevkiinde olan beniâdem, kâinat gibi bünyesinde çok şey barındırır. Barındırdıkları arasında birbiriyle uyumlu olanlar çoğunlukta ise de birbiriyle zıt unsurları da bünyesinde taşır. Yüce Allah insanı böyle bir tıynette yaramıştır.

İnsan, beden/cisim ve ruhtan, madde ve manadan müteşekkildir.

İyilik ve kötülük yapabilme istidadında var edilmiştir.

Rahmanî ve şeytanî unsurları birarada bulunduran bir mahlûktur insan.

İnsanın içe doğru derinleşme ve dışa doğru açılma özelliği vardır.

İç ve dış ayırımı yaparak insanı değerlendirmek, kendimizi iyi tanımamıza yardımcı olur.

“Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (fücur ve takva) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüklere gömüp kirleten kimse de ziyana uğramıştır.” (Şems,7-10)

 

Demek ki; Rabbimiz, bize fücur ve takvayı ilham etmiş. Bize bu iki zıt hasleti vermiştir. Bizi bu iki haslet ile donatmıştır. Bu iki yolu göstermiş anlamına da olabilir. Takvaya yönelene takva, günaha yönelene de günah ilham etmiştir.

İçimizde birbiriyle çelişen, bazen de çatışan bu iki haslet daima vardır.

Takva bizim öz benliğimizi, yani bize ait olumlu tarafını oluşturur. Fücur da bizim öteki tarafımızı yani olumsuz yanımızı oluşturur.

İnsanın ötekisini genelde ikiye ayırmak mümkündür.

Birincisi; kendisiyle, yani kendi iç alemiyle mücadelesi ve mücahedesi…

İkincisi; dış dünyayla, kendisinin dışındaki ötekiyle mücadele ve mücahedesi…

Bu konuda derin psikolojik tahliller yapma niyetinde değilim.

İç-dış meselesi insanın kişiliğinin oluşmasında da önemli bir mevkii vardır.

Müslüman insanın dengesini bulması ve kendini koruması için bu iç ve dış ayırımını nasıl yapması lazım gelir. İçe doğru eğilim ve eğitim ile dış dünyada, zahiri alemde, dünya işlerinde, iş-güç işleyişinde nasıl bir irtibat kurulur ve nasıl hayata tatbik edilir?

İçini imar edip, kendini olgunlaştırıp öylece hayata atılmak, iş-güç sahibi olmak mı daha gerçekçi, yoksa işbaşında pişerek hayata devam etmeklik mi daha gerçekçi?

Meslek edinmede yapılacak iş için gerekli hazırlıklar yaparak işe başlamak daha akıllıcadır ve ana hatlarıyla buna riayet edilir.

Müslüman insanın, kâinat anlayışı, dünya-ahiret dengesi, nefis mücadelesi ve mücahedesi, dünyevileşmeden ne anladığı veya nereye koyduğu düşüncesi gibi konular ile üzerinde durduğumuz mesele irtibatı vardır.

Batı insanı, daha çok dış âlemden yola çıkarak bir hayat sürmek istiyor. Bunun için elle tutulur, kanuni çerçeveye oturtulmuş anlayışı merkeze koyarak, düşünüş ve yaşayış sergiliyor. Doğadan, alt insan kümelerinden, tekil vakıalardan, pratik hayattan yeterince faydalanıyor, hatta yaşam felsefesini de bunlara bina ediyor.

Genelde doğu, özelde Müslüman dünya ise; daha çok ideallere yaslanmak, hislere dayanmak, ahireti merkeze koymak vb. bir hayat sürdürmeye çabalıyor.

Kâinat yasaları ile ahiret arasında bağ kuramayan bir zihin işleyişi ve bu zihin işleyişi üzerine bina edilen hayat tarzı problemlidir. Bu problemleri örtmek için de iç âlemi inşa etmek, olgunlaşmak, insan-ı kâmil olmayı ana merkeze koyarak idame-i hayat etmek gibi fiyakalı düşüncelerle yol bulmaya çalışmak meseleler yumağını üretmek anlamına gelir. 

Bu hâl, bir nevi kaçıştır.

Buna müptela olan mutasavvıflar, iç âlemi imar ederek, gönül sultanlığını inşa ederek kendilerini ve dünyayı kurtaracaklarına kaildirler.  Bütün başarısızlıkların kaynağını iç âlem bozukluğuna bağlarlar, iç âlem bozukluğunu oluşturan nedenlerin de künhüne vakıf olmadıkları halde ona çare bulur ve uygularlar.

KAZIM SAĞLAM - TERCÜMEİHÂL

KAZIM SAĞLAM DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  242879

-