19 EYLÜL 2020 CUMARTESİ

Nurettin Taşkesen

İNSANLIĞA İLAHÎ İKAZ!

Nurettin Taşkesen

Son bir asırda iki defa vahşice birbirine saldıran ve milyonlarca insanın ölümüne sebep olanlar, dünyayı üçüncü büyük savaşın eşiğine getirmenin hesaplarını yaparken, birden bire gözle görülmeyen bir mahluk bütün planları altüst etti. Bunlar sadece güçsüzlere, geri kalmışlara ve mültecilere mahsus zannettikleri ölümün kendilerine de dokunabileceğini anlayınca birden dehşete düştüler.

Nasıl olur da; bu kadar yüksek teknolojiye, tıbbın ve mikrobiyolojinin akıl almaz gelişmesine rağmen bir virüs bütün dünyayı tehdit edip, insanlığın kurulu düzenini böylesine altüst edebilir? Bir düğmeye basarak kıtalararası nükleer başlıklı füzelerle istedikleri zaman milyonlarca insanı kısa bir zamanda yok edebilecek olanlar, gözle görülmeyen bir virüsün öldürücü menziline nasıl girebilir?

Semavi dinlerin manevi zincirini kırarak kendilerini sınırsız özgür zanneden, materyalizm ve ateizm bataklığında boğulan insanlık, artık büyük Yaratıcının varlığını, birliğini, iradesini, ikazını, gazabını ve merhametini anlamaya başladı.

***

Elbette devletimizin aldığı ciddi kararları destekleyip azami ölçüde kendimizi, ailemizi ve çevremizi korumaya çalışmalıyız. İslamiyetin emri olan temizliğe çok önem verip sağlığımızı korumak için bütün tedbirleri almalıyız. Fakat bu salgına karşı mücadele ederken, ruh sağlığımıza da dikkat etmeliyiz. Çünkü eskisine göre izlenme oranı çok artan medyanın bazen uyarıcı, bazen korkutucu, bazen de sorumsuz haberleri insanlar üzerinde çok olumsuz etkiler meydana getiriyor.

Manevi dünyamızın güçlenmesi ve moral destek için yapılan gayretleri takdirle karşılıyoruz. Fakat din ve inanca muhalefeti kendine görev edinmiş bazı çatlak sesler de duyuyoruz. Bir zamanlar depreme "İlahi ikaz" diyenleri hapse atan zihniyet, şimdi de dini değerlerle alay etmeye devam ediyor. Evet, bütün insanlık olarak bu musibete müstehak olacak haksızlıkların, zulümlerin ve katliamların yaşandığı bir dünyada bulunuyoruz. Fakat en önemli kazanç, bu ilahi ikazdan alınacak derslerdir.

Ben kendi dünyamda bu büyük İlahi ikazdan nasıl dersler çıkarabilirim diye çok düşündüm. Önce bu ibret dersinin başlıklarını sıralamak istiyorum: İntibah, sabır, şükür, kanaat, tevbe, dua, tevekkül, insaf, merhamet ve adalet.

Allahu Teala, bu ikazın en şiddetlisini İslam Âlemine yaptı. Mescidi Haram, Mescidi Nebevi ve Mescidi Aksa artık Müslümanları kabul etmiyor. Camiler kapalı, Cuma Namazı kılınmıyor. Bu hadiseler bize manevi bir dille şunları söylüyor:

"Ey Müslümanlar intibaha gelin, uyanın. Asırlardır uyuduğunuz yeter. Bütün dünyaya çalışkanlığınızla örnek olacak yerde tembelliğinizle hem kendiniz sefalete düştünüz, hem de İslamiyeti lekedar ettiniz. İttihad ve ittifak edeceğinize sürekli birbirinizle kavga edip, düşmanlarınızı sevindirdiniz. Eğer bu büyük ikazdan da ders almazsanız, belki bir daha böyle bir fırsatınız olmayabilir. Tevbe edin, ilahi emirlere uyun ve İslam'ın özüne dönün!"

Elbette tedbirlere uyarak, temizliğe ve sağlığımıza dikkat etmek, sadece böyle dönemlerde değil, her zaman yapmamız gereken hayat tarzımız olmalıdır. Musibetin geldiği zamanlarda tedbirden sonra sabır, dua ve tevekkül bize düşen en önemli görevlerdendir. Toplum olarak ruh sağlığımızı ancak bu şekilde koruyabiliriz.

Tevekkülü tembellik, tedbirsizlik ve umursamazlık olarak anlayıp Müslümanları suçlayan zihniyet, böyle musibet zamanlarında ağır psikolojik baskı ve moral bozukluğu altında eziliyorlar. Halbuki tevekkül, bir gemide bulunan insanın sırtındaki yükü yere koyarak üstünde oturup muhafaza etmesi gibidir. Gereksiz evham ve endişe ise o yükü korumak için sırtından indirmeyen bir kişinin, neticede gücü tükenip başı dönerek yüküyle birlikte denize düşmesidir.

Müslümanların bir diğer önemli hastalığı israf ve şükürsüzlüktür. Musibetleri celbeden bu israf düzenine ayak uyduranlar, lüks ve eğlenceye o kadar alışıyorlar ki, meşru daireden kolayca gayrimeşru daireye geçebiliyorlar. Açlık, susuzluk ve yoksulluk içindeki milyonları unutarak, dünya nimetlerini önüne serilmiş açık büfe olarak gören bir zihniyetin, İslam'la bağı çok zayıflamış demektir. Bu hastalığın ilacı iktisat, kanaat ve şükürdür. Gereği de zekat, sadaka, kurban ve infaktır. Mazlum ve mağdurlara yardım ve iyilik Allah'ın rahmetini celbeder. Şimdi tevbe, istiğfar, dua ve tevekkülle dergahı İlahiyeye iltica edip, manevi kapıların açılması ve bu umumi musibetin kalkması için Allah'a yalvarmalıyız.

***

Peki bu musibet, dünyaya nasıl bir ders veriyor acaba? Şayet anlayan olursa, bir küçücük virüs bakın bu emperyalist insanlara neler söylüyor:

"Ey firavun ruhlu zalimler! Menfaat ve hırsınız uğruna insanlığı büyük sıkıntılara sokup dünyayı kendinize cennet, başkalarına cehennem yaptığınızı zannettiniz. Fakat yanıldınız. Açlığa, yoksulluğa, ölüme mahkum ettiğiniz insanların ahı gelip sizi buldu. Üzerine bomba yağdırdığınız masum çocukların bedduaları artık peşinizi bırakmayacak. Sadece fakir, güçsüz ve geri kalmış toplumlara layık gördüğünüz toplu ölümler sizin de kapınızı çaldı. Artık uyanın, zulümden vazgeçin, başka insanların hayatı da en az sizinki kadar değerlidir. Gerçek dünya barışını yakalamak için bu son fırsattır. İnsanlığa karşı göreviniz, barış, adalet ve hakça paylaşımdır."

Dünya yüzündeki milyonlarca mezar taşının anlatamadığı bir gerçeği, küçük bir virüs kısa bir zamanda bütün dünyanın adeta beynine kazıdı. Bu sadece ölümün kendisi değil, belki ondan daha da etkili olan ölüm korkusudur. Özellikle de olgun yaşın üstünde olanları tehdit etmesi, dünyanın bugününe ve geleceğine karar veren büyük kafaların İnşaallah uyanmasına sebep olur.

Dünyanın zenginliklerini kendi aralarında paylaşanlar, insanlığın büyük kısmını geri kalmışlığa mahkum edenler, milyonları bir düğmeye basarak öldüreceğini hesap edenler, acaba böyle bir ölüm korkusunu hiç yaşamışlar mıydı? Görünmeyen ve önlenemeyen bir düşmana karşı acziyetlerini görüp, yardımın ancak göklerden gelebileceğini hiç düşünmüşler miydi?

Öyleyse işte insanlığa sunulmuş büyük bir fırsat! Hak ve adalet prensipleri içinde dünyada herkese insanca yaşama hakkını tanıyın. Silahlanmaya ayırdığınız bütçelerin en azından yarısını, yüzyıllarca sömürdüğünüz bu masum ve mazlum insanların refahı için harcayın. İnsanlığın ortak aklını ve teknolojik gelişmeleri dünyayı yok edecek projelere değil, yeryüzünü barış gezegenine çevirecek şekilde kullanın.

***

Allah dermansız dert yaratmamıştır. Kendini insanlığın iyiliğine adamış bilim adamlarının araştırmalarını takdirle karşılıyoruz. İnşaallah en kısa zamanda aşı ve tedavi çalışmalarında olumlu gelişmeler olur. Fakat şurası unutulmamalıdır ki, bu virüsten kurtulduğumuzda başka hastalıklar çıkacaktır. Öyleyse bundan sonra artık ömür boyu beden ve ruh sağlığımıza dikkat edip, temizlik başta olmak üzere koruyucu tedbirlerden asla vazgeçmeden yaşamalıyız.

Cenabı Hak'tan ölenlere rahmet, hastalara şifa, bütün insanlığa sağlık ve afiyet vermesini niyaz ediyor, bu büyük salgından gerekli dersler çıkarılarak bundan sonra daha adil ve yaşanabilir bir dünya düzeni kurulmasını diliyorum.

NURETTİN TAŞKESEN - TERCÜMEİHÂL

1954 senesinin ilkbaharında Erzincan'da dedesi Emir Musa oğlu Gazi Ahmet Onbaşı'nın yaşadığı Başpınar köyünde doğdu. İlk, orta, lise eğitimini Erzincan'da tamamladı. 1971 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne girdi. Orjinali Topkapı Sarayı Müzesi'nde bulunan 'Firdevsi'nin Şehname Tercümesi'nin bir bölümü üzerinde çalışarak mezuniyet tezini tamamladı. Ayrıca Tarih bölümünden 'Umumi Türk Tarihi' Sertifikası da alarak, 1975 yılında mezun oldu.Yedeksubay olarak vatan vazifesini yaptıktan sonra, dört sene Lise Edebiyat öğretmenliği yaptı. Çocuk dergisi ve haftalık gazetelerde çalıştıktan sonra, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi'nde vazife aldı. 1987'de ise Türkiye Gazetesi Yazı İşlerinde bir sene çalıştıktan sonra, basın yayın hayatına bir müddet ara verip, reklam pazarlama sektörüne geçti.Babasının yıllar boyunca parça parça anlattığı, dedesi Emir Musaoğlu Ahmet Onbaşı'nın harp ve esaret hatıralarını not alarak o dönemin tarihi olayları çerçevesinde 'ESARET 1916'yı ilk eseri olarak kaleme aldı.Diğer eserleri:Yüzyıllık Hasret KUDÜS 1917Osmanlı Coğrafyasında İSTİHBARAT Teşkilatları70 Yıllık Filistin Dramı NEKBE 1948Evli ve üç çocuk babasıdır.www.nurettintaskesen.com.tre-mail: [email protected] @nurettintsksnfacebook.com/nurettin.taskesen

NURETTİN TAŞKESEN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  117819

-