20 EYLÜL 2020 PAZAR

İSRAİL’İN MEDYA GÜCÜ

Ortadoğu coğrafyasında dünyanın en büyük katliamlarını işleyen İsrail devletinin insanlık dışı uygulamalarının dünya gündeminde gereken tepkiyi görmemesinde, başta Amerikan medyası olmak üzere, dünyanın önde gelen medya kuruluşlarının Yahudi sermayedarların elinde olmasının etkili olduğu biliniyor.


İSRAİL’İN MEDYA GÜCÜ

Örneğin Filistinli medya gözlemcilerinin, el-Aksa İntifadası'nın başlamasından itibaren 19 ay boyunca yaptıkları incelemelere göre; Washington Post'taki 32 haberde İsrail askerlerinin Filistinlilere yönelik askerî girişimleri ‘misilleme' ya da ‘misillemede bulunmak' ifadeleri ile verildi. Bu ifade ile İsrail askerlerinin ilk saldıran değil, kendini savunan taraf olduğu algısı oluşturulmaya çalışılıyor. Başka bir örnekte ise; aynı gazetenin 2002 Şubat ve Mart aylarında Filistinlilerin hareketlerini ifade etmek üzere 16 kez ‘terörist' ya da ‘terör' kelimesi kullanılırken, İntifada'nın başlamasından itibaren 17 ay boyunca Filistinlilere yönelik cinayet işleyen İsrail ordusuna bağlı olmayan İsraillileri nitelerken 7 defa, ‘cinayetleri önlemek ve suçluları cezalandırmak için kurulan gönüllü kuruluş üyesi' anlamına gelen ‘vigilante' kelimesi kullanıldı.

Başta ABD olmak üzere, Avrupa medyası da, ya bizzat Yahudi sermayedarların kurumları olarak İsrail politikaları çerçevesinde yayın yapıyor; ya da İsrail'in uygulamalarını destekleyen ya da en azından görmezden gelen bir yaklaşım sergiliyorlar.

Öte yandan Yahudi sermayesi dünya sinema sektörünün en önemli ayağı olan Hollywood'ın ve çeşitli ülkelerde pek çok televizyon kanalının kontrolünü de elinde bulunduruyor. İnsanların zihinlerini şekillendirme ve kendi politikalarının meşrûiyet zeminini oluşturma işini medya kanalıyla sürdüren İsrail; bir taraftanda gayrî ahlâkî yayın anlayışıyla toplumların dejenerasyonunu hedefliyor.

SANSÜR UYGULAMALARI

İsrail özellikle dış politikası ile çelişen durumlarda sık sık sansüre başvuruyor. Örneğin; 1967'den sonra İbrânî tiyatrosunda sergilenen pek çok oyun, İsrail Devleti tarafından sansüre uğrayarak ya gösterimden kaldırıldı ya da bölümleri çıkartıldı.
Daha sonra birtakım sınırlamalar getirilmişse de, uzun yıllar boyunca, posta teşkilatı yetkililerine kişilerin özel mektuplarını açma ve gerekirse elkoyma yetkisi verildi. Bunun Sovyetler Birliği'nden gelen Yahudilerin, geride kalan akrabalarına, onları İsrail'e gelmekten vazgeçirmeye çalışmalarını önlemek için yapıldığı tahmin ediliyor.

Sansür uygulamalarının en yaygın ve en dikkat çekici olanı ise askerî sansür… İsrail'in kurulduğu günden bu yana sürdürülen bu sansür uygulaması, “Yayımlanması için izin verilenler hariç, devlete ait her bilgi gizlidir!” prensibine dayanıyor. Sansürcülük; Askerî Sansür Heyeti ile içinde hiçbir Arap gazete yetkilisinin bulunmadığı Editörler Kurulu arasında 1951 yılında imzalanan anlaşmayla resmileşti. 1973 Arap-İsrail Savaşı da dâhil olmak üzere, Lübnan ve Filistin'de yıllardır devam eden katliamlarda, askerî sansürün sayısız örneği bulunuyor. “İsrail'in savunma yeteneğini, ulusal barışı ya da düzeni tehlikeye atma ihtimali görülen herhangi bir yayını, herhangi bir gerekçe göstermeden yasaklama” yetkisi uzun yıllar devam etti. Uygulamalar, 1988 yılındaki 1. İntifada sürecinde, gazete kapatmaya, baskı makinelerine ve iletişim araçlarına elkoymaya kadar vardırıldı.

8 ocak 2016 5-ARALIK-2015   7 kasim 2015

İSRAİL DEVLETİ VE HAHAMLARIN ORGAN KAÇAKÇILIĞI

İsrail'in, başta Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Balkan ülkeleri olmak üzere dünyanın dört bir tarafında çeşitli yöntemlerle organ kaçakçılığı yaptığı ve bu süreçte hahamlar ve devlet yetkililerinin de rol aldığı iddia ediliyor.

2009 yılında Ukrayna'nın başkenti Kiev'de yapılan bir konferansta konuşan Prof. Vyacheslav Gudin, 15 Ukraynalı çocuğun Yahudi taraflarca evlat edinildikten sonra İsrail'e götürüldüğünü ve çeşitli tıp merkezlerinde çocukların kaybolduğunu ve organlarının da kullanıldığını açıkladı. Gudin, bu olayın münferit bir olay olmadığını ve daha önce 25 bin çocuğun Ukrayna'dan bu şekilde alınarak İsrail'e götürüldüğü ve akıbetlerinin bilinmediğini söyledi. Sözkonusu konferansta yapılan sunumun bazı internet sitelerinde yayımlanmasından sonra bazı Yahudi kökenli Ukrayna vatandaşlarının savcılığa yaptıkları şikâyet üzerine bu siteler hakkında soruşturma açıldı. İsrail'de yayın yapan Haaretz gazetesi ise olayı yeni bir anti-semitizm gösterisi olarak tanımladı.

Aynı yıl, ABD'de, içinde hahamların ve belediye başkanlarının da bulunduğu bir organ mafyası ortaya çıkartıldı. Çetenin, organları 10 bin Dolar'a alıp 160-180 bin Dolar'a sattığı öğrenildi. Organların bir kısmının da Türkiye'den geldiği iddia edilirken, ameliyatların Balkan ülkelerinden birinde yapıldığı ifade edildi.

İsveç'te yayın yapan günlük Aftonbladet gazetesi ise, İsrail'in Filistinlilere karşı gerçekleştirilen operasyon ve gözaltılarda organ kaçakçılığının önemli rol oynadığını, gözaltına alınan bazı gençlerin cesetlerinin vücutlarında dikiş izleriyle ve bazı organları eksik olarak ailelerine teslim edildiğini manşetine taşıdı. Habere kanıt olarak, 1992 yılındaki ilk İntifada'da İsrail askerlerine taş atarken gözaltına alınan ve daha sonra cesedi ailesine teslim edilen Bilal Ahmed Ranian'ın, çene kemiğinden göbeğine kadar dikilmiş cansız bedeninin fotoğrafı yeralıyor. Bu insanlık dışı uygulamaya maruz kalan gençlerin aileleri, çocuklarının organları alınmadan önce, onları gönüllü bağışçı olarak gösteren evrakların kendilerine zorla imzalatıldığını söylüyorlar.

Öte yandan Irak Müslüman Alimler Heyeti de bir açıklama yaparak, Iraklı hasta çocukların sözde tedavi maksadıyla Tel Aviv'deki tıp merkezlerine götürüldüğünü ve bu merkezlerde organlarının çalındığını tüm dünyaya duyurdu.

ABD başta olmak üzere dünyanın pek çok ülkesinde zengin Yahudilere satıldığı iddia edilen bu organların İsrail'den getirilen yasadışı yollarla elde edilmiş organlar olduğu, İsrail Sağlık Bakanlığı'nca da doğrulandı.

Devamı yarın...

Yorum Yaz

  093111

-