19 EYLÜL 2020 CUMARTESİ

Altan Çetin

KORONA GÜNLERİNDE DOKUZ IŞIKTAN GELECEĞE

Altan Çetin

Korona salgını vesilesi ile siyasi ve sosyal zeminde küresel bir bağnazlığın insanlığı teslim alacağına ve bunun karşısında insanlığın biçare bir durumda bulunacağı algısına doğrultusunda bir takım şartlandırmalar ortama sızıyor. Adeta bu olaydan insanlığın kendini yeniden düşünüp kendine dönerek malum ve makûs kurgusal çerçeveleri değiştirmek isteyeceği bir irade ve idrakin önü alınmak istenir gibi bir durum da dikkate dokunuyor. Bu adeta insansızlaşarak sanal dünya içerisinde kültürsüzleşerek otoriter bir çerçevenin yapay zekâsına tıkıştırılmak istenen insanın ahlak ve hürriyet ülkülerinden soyutlanarak zeminsizleşmesi istenir bir hal seziliyor. Yahut mevcut statüko insanlığın mahrum kaldıklarını hatırlamasına karşı teknolojik simülasyonlar ve medya propagandası ile mevcudu korumak gibi bir çaba mı var diye düşünmeden edemiyor insan. Peki, bu algı mühendisliği neye karşı oynuyor denilirse kısa yoldan ahlak ve hürriyet diyeceğiz. İnsan tüm kültür ve değer sistemlerinin içinde ve ötesinde bir ahlak ve hürriyet varlığıdır. Varoluşunu insani kılan esaslar ana merkezde bunlara dayanır.

Virüs insanların can derdinde mevcut ahlak sistemini sorgulatırken, aczimiz muhasebeye sürüklüyorken, hürriyetleri kısıtlanan şahıslar evlerinden o esas değerlerinin hatırasıyla geleceğe bakıyorlar.

İşte tam burada Korona günlerinde Dokuz Işık içerisinde merhum Alparslan Türkeş'in bazı düşünceleri yeniden düşünülmeyi hak ediyor. Öncelikle ve illa ahlak. Nereden çıktı şimdi bu geride kalmış siyasi düşünceler diyenlere ahlak ve hürriyetin zaman ve mekânı aşan bir çerçevesi olduğu ve beşeriyetin tüm varoluş mücadelesinin bu iki zemine döndüğünü az düşünce tarihi okuyanlar görecektir. Bu cümleden “Ahlâk herkesin esasıdır. Ahlâkı olmayan bir toplumun hiç bir işi başarılı olamaz ve o toplumda hiç bir şey iyi bir durum da bulunamaz. Fakat Ahlâkçılığın dayandığı bir takım temeller vardır. Bizim Ahlâkçılığımızın dayanacağı temeller şunlardır; Türk ahlâkı Türk geleneklerine, Türk ruhuna, Türk Milletinin inançlarına uygun olacaktır. Türk ahlâkı hiçbir zaman tabiat kanunlarına aykırı olmayacak, tabiat kanunlarıyla da bağdaşan bir takım temellere dayanmış bir ahlâk olacaktır. Ahlâkçılıkta gözeteceğimiz, araştıracağımız şeylerden biri de, Türk ahlâkının Türk milletinin yükselmesi, yaşaması ve korunmasını sağlamaya yarayacak esasları içinde toplaması olacaktır.”, denilerek toplum esasımızın bir ahlak ilkesi etrafında bütünleşeceği ortaya konulmaktadır. Bu bir siyasi çağrı olmanın çok ötesinde insani bir duruş gereğidir. Bu bakımdan sanal ağlar, yapay zekâlar, en derin dini analizler, en yüksek kültürcü yorumlar esasında ahlak ilkesi taşımıyorsa manasız bir düzen söz konusu olacaktır. Fevkalade şartlardan anormal düzen hayal edenler muvakkat kazanımlara ulaşsalar da nihayetinde tarih onları kendi adaletinde yargılayacaktır. Ahlakın varlığını manalı kılan bir diğer ilke ise hürriyettir. Korona vesilesi insanın elini, ayağını ve aklını bağlayarak onu zapt etmek kolay bir fırsatçılık olsa da nihayeti hüsran olacak bir beyhude çaba olacaktır.

Dokuz Işık içerisinde hürriyet konusunu değerlendirilir;  “Hürriyetçilik derken insanların en iyi hürriyet içinde gelişeceklerine inandığımızı ifade ediyoruz… Bir insana «hürsünüz işte size siyasî haklarınızı tanıyoruz, istediğiniz yere reyinizi verebilirsiniz» der, fakat arkasından el altından «şu tarafa rey vermezseniz işinizden çıkarırım» korkusunu, tehdidini koyarsanız, onun hürriyeti bir mânâ ifade etmez. Veyahut «Bu tarafa rey verirseniz akşam eve giderken beş tane adamım sizi çevirir, adamakıllı döver» gibi tehdit eder bir durum ortaya çıkarsa hürriyetin anlamı kalmaz. Hürriyetçilikle beraber şahsiyetçiliği de esas alıyoruz, insanlar şahıslarına karşı karşılıklı saygı ve karşılıklı teminat içinde bulunmalıdırlar. İnsanlar her zaman hürriyetle yaşamak imkânına sahip olmalıdırlar. İnsanlar insan haysiyetine sahip olmazlarsa, her zaman hakarete uğrarlarsa, her zaman haklarından emin durumda bulunmazlarsa, o insanların o memleket içinde faydalı olmalarına, huzur içinde olmalarına ve mesut olmalarına imkân yoktur. Onun için bu prensibimizi de hürriyetçiyiz ve şahsiyetçiyiz diye ifade ediyoruz.” Ahlakı ve hürriyeti olmayan insanın şahsiyetinden söz edilemez. Kölelerin ahlakı ve şahsiyetinden söz etmek mümkün değildir.  Alparslan Türkeş siyasi görünen bir çalışmada bu manada ahlak, hürriyet ve şahsiyet vurgusu yapması ve bunun sözde ve mış gibi yapılmasının büyük bir tahrip olduğunu ifade etmesi küresel ve yerel düzeyde üzerinden düşünmeyi gerektiren durumlardır. İnsanlık korona sonrası dünyada ahlak, hürriyet ve şahsiyeti düşünmeli ve düzenin ortaya çıkan zaaflarını bu çerçeveden düşünerek bir ülkü sahibi olmalıdır. İşte tam burada son olarak Dokuz Işık'taki ülkücülük meselesine geliriz. İnsanlığa dair kocaman laflar etmenin yolu önce kendi kapısının önünü süpürmektir diyor Başbuğ : ”Bir insan, insan olmak isterse, insanlığa hizmet etmek isterse, evvelâ kendi milletine hizmet etmeli, kendi milletini yükseltmeye, kendi milletini mutlu kılmağa çalışmalıdır. Bunu yaptığı takdirde aynı zamanda insanlığa da hizmet etmiş olur. Ülkücülüğümüz; Türk milletini en kısa yoldan, en kısa zamanda modern uygarlığın en üst seviyesine çı­karmak, mutlu, müreffeh hale getirmek, bağımsız, özgür, kendi haklarına sahip hayata kavuşturmaktır. Kişilere hürriyet, milletlere istiklâl başta gelen prensiplerimizdendir. Toplum içerisinde insanlar kişisel liyakat ve kabiliyetlerine göre görevlendirilmeli ve bir sıraya konulmalıdır… Ülkücülüğümüz bir macera fikri değildir. Ülkücülüğümüz Türk Milletinin en kısa yoldan, en kısa zamanda modem uygarlığın en üst kademesine yükseltilmesi, müreffeh, mutlu bir bayata erdirilmesi, kendi gücüyle ayakta durabilecek bir hale getirilmesi ve her çeşit korkudan, baskıdan uzak olarak, hür, müstakil yaşaması ülküsüdür.”  Bu meseleler başka referanslarla da ortaya konulabilirdi. Lakin Dokuz Işık üzerinden bakarak içimizden, uzaklara gitmeden ve pek çok ötekileştirmeye maruz bir metinden konuşmak zihinlerdeki ön yargı salgınına iyi geleceği gibi, metnin anlam içeriğini kapsayıcılığına işaret bakımından da faydalı olacaktır, düşüncesiyle ahlak ve hürriyete buradan bakmak istedik. 

Korona günlerinde dijital saplantılarla, teknolojik algılar üzerinden yapaylaşmak yerine ahlak ve hürriyetin dünyasında şahsiyetçi ülküleri düşünerek milli ve insani düzeyde öze dönüşün idraki beslenmelidir. İnsanlık bir virüs karşısında yaşadığı acziyeti ve toplu çaresizliği aştığında insanlığın başka bir kapalı ve baskın ortamda yaşayacağını düşünüyorsa bu virüsten daha tehlikeli ve feci bir gelecek tasavvuru olacaktır. Tımarhaneye dönen bir dünyada akıllıların anormal sayılacağını kimse unutmamalıdır.  Dilaver Cebeci'nde bir şiir parçasıyla bitirelim:

Tebessümlerimi yollarım vakur kervanlarla

Küfür karanlığı gecelerinize,

Sonra düşüncelerinizi yeşertirim...

İnce belli üç attır Tih sahrasında;

Güzelliğim, sabrım ve yalnızlığım.


Çılgınca yarışırlar kader güzergâhımda;

Nalları değer kader çizgilerinize...

Hay huy arasında yitiklerimizi hatırlayıp, idrakleri temizlerse Korona beşeriyetimize hayat aşılamış olmak hediyesiyle gidecektir günlerimizden… Bu bakımdan ahlak ve hürriyet küresele tüm hülyalardan iyi gelecektir; bu bakımdan Dokuz Işığı hatırlamak ve geleceğe bakmak istedik. Ne alaka diyenler aynaya bakın lütfen.

Vesselam.

ALTAN ÇETİN - TERCÜMEİHÂL

ALTAN ÇETİN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  213898

-