25 EYLÜL 2020 CUMA

Nurettin Taşkesen

KUDÜS AHDİ!

Nurettin Taşkesen

Sevgili okuyucular, sevinçleriyle kederleriyle bir yılı daha geride bıraktık. Ömür binamızın bir taşı daha eksildi. Hepimiz oturup geçmiş yılın muhasebesini yaparak, gelecek yılda daha iyiye, daha güzele yönelmeliyiz. "İki günü bir olan ziyandadır" Hadisi Şerifini, "İki yılı bir olan da ziyandadır" diye düşünüp, eğer Allah ömür vermişse maddi ve manevi olarak daha ileri gidebilmek için adımlar atmalıyız.

Yeni yılın ilk yazısında sizlere hüzün, ızdırap ve hasret dolu bir diyardan bahsetmek istiyorum. Tam 400 yıl boyunca bir vatan toprağı olarak idare ettiğimiz, uğrunda binlerce şehit ve esir verdiğimiz mukaddes beldeden; 9 Aralık'ta 101. işgal yılını, gönül dolusu kederlerle tekrar yaşadığımız Kudüs'ten söz edeceğim.

Peygamberler diyarı, Miracın tecelligâhı, Müslümanların ilk kıblegâhı olan Mescidi Aksa'yı ve Kudüs'ü gönlümüzden ve zihnimizden hiç çıkaramayız. Asırlarca Müslümanların idaresinde "Darüsselam" olan bu mukaddes belde, şimdi tam tersine, işgal, terör, düşmanlık, kan ve gözyaşı ülkesi haline gelmiş durumda.

15 Temmuz 1099'daki büyük katliamla başlayan Haçlı Seferlerinin hedefi olan Kudüs, Selahaddin Eyyubi ve Yavuz Sultan Selim gibi İslam Birliğinin mimarları sayesinde huzur ve barış beldesi olmuştu. Fakat 1917'deki son Haçlı saldırısından, 1948'deki siyonist işgaline kadar yaşanan dramı Müslümanlar duymadı bile. Filistinlilerin Büyük Felaketi Nekbe'den kaç kişinin haberi oldu?

Birinci Dünya Savaşı'nın en önemli hedefi olan Osmanlı coğrafyasında sadece topraklar bölünmekle kalmadı, Müslümanların kalpleri de bölünerek birbirine düşman edildi. Bir asır sonra bile, batı emperyalizmi Ortadoğu'da yeni planlar peşinde koşmaktan geri durmuyor. Cetvelle çizdikleri sınırları keyifleri ve çıkarları doğrultusunda tekrar değiştirmek için binlerce masumun kanını dökmekten çekinmiyorlar. Bu kaos ortamı, bütün Müslümanların gerçek İslam kardeşliğini anlayıp, gereğini yerine getirmelerine kadar sürecek.

***

14 Aralık 2018 tarihinde ikincisi yapılan Parlamenterler Arası Kudüs Platformu Konferansında konuşan Cumhurbaşkanımız özetle şöyle dedi:

"Kudüs davası, yalnızca Filistin'deki bir avuç Müslüman'ın davası değildir. Kudüs, 1,7 milyarlık İslam âleminin onuru, namusu, harim-i ismetidir. Bu dava, hepimizin ortak davası, hepimizin ortak meselesidir. Kudüs, peygamberler sultanı Hazreti Nebi'nin 'şayet oraya gidemez ve orada namaz kılmazsanız bari oranın kandillerini aydınlatacak yağ gönderin.' diyerek emanet ettiği kutlu beldedir. Bu şehrin her bir taşında, her bir sokağında, yüzyıllardır ayakta duran her bir ibadethanesinde Selahaddin Eyyubi gibi Müslüman idarecilerin emeği, alın teri vardır.

Yüreğimizin yarısı Mekke, geri kalanı da Medine'dir. Bunların üstünde bir tül gibi Kudüs vardır. Allah Resulü'nün Mirac'a yükseldiği bu kutlu şehri, İstanbul'dan, Kahire'den, Bağdat'tan, Mekke ve Medine'den ayırt etmeden seviyoruz. İşte bunun için biz, 'Kudüs kırmızı çizgimizdir' diyoruz.

Mücadelemiz 'La ilahe illallah, İbrahim halilullah' ifadesinde tecessüm eden saygı, hürmet ve hoşgörü ikliminin tekrar Kudüs-ü Şerif'te hakim olması içindir. Bu ifadelerim ayrıcı bir dinin değil, bütünleştirici bir dinin mensubu olduğumuzun ifadesidir. Millet olarak bütün gayemiz, Filistin'de kalıcı barış ve istikrarın tesis edilmesidir. Bunun yolu da 1967 sınırlarında, başkenti Kudüs-ü Şerif olan bağımsız ve egemen Filistin Devleti'nin kurulmasıdır.

Tarihi gerçekler ve hukuk ortadayken, İsrail son 50 yıldır kasıtlı şekilde Kudüs'teki İslam mirasının izlerini silmeye çalışıyor. Silemeyeceksiniz, bu tarihi gerçeği yok edemeyeceksiniz. 1 milyar 700 milyonluk İslam dünyasının içinde gaflet içerisinde olan yöneticiler olabilir, ama bu halkları yok edemeyeceksiniz. Ne kadar ağır, ne kadar şedit, ne kadar insanlık dışı olursa olsun hiçbir baskı ve zulüm Küdüs'ün kurtuluşuna mani olamayacaktır."

***

Parlamenterler Arası Kudüs Platformu tarafından hazırlanan ve değişik ülkelerden üç bin parlamenterin imzaladığı Kudüs Ahdi, sadece Müslümanların değil, insan hak ve hürriyetlerini savunan herkesin altına imza atacağı bir sözleşme niteliğinde.

KUDÜS AHDİ

Tarihin, yasaların ve uluslararası hukukun desteklediği Filistin halkının haklarını geri almak için, Filistin halkının yanında durarak, Kudüs'ün Filistinlilerin başkenti olduğunu kabul eder; insan hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması ve uluslararası adaletin yerine getirilmesi için, Kudüs ve Filistin'in siyonist işgalini reddeder; Filistin halkının meşru haklarını savunan tüm meşru savunma ve girişimleri desteklediğimi ve Kudüs'ün ebedi Filistin'in başkenti olarak kalabilmesi için elimden geleni yapacağımı kabul ve ahd ederim.

Ben parlamenter değilim, ama bir Kudüs gönüllüsü olarak "elimden geleni yapacağımı kabul ederek" bu ahdin altına imzamı atıyorum. Bu basit imzanın ve bir insanın elinden geleni yapmasının ne önemi var diye düşünmeyin.  Zira 12. asrın ortalarında Halep'te bir neccar bize bu dersi fiilen vermişti.

Bu marangoz Kudüs Haçlıların işgali altındayken senelerce uğraşıp çok muhteşem ahşap oyma bir minber yapmıştı. Kendisine "Bu minberi size kim sipariş etti?" diye sorulunca da verdiği cevap, bütün Müslümanlara tarih boyunca büyük bir ibret dersi olmuştu:

- Hiç kimse benden minber yapmamı istemedi. Kudüs elbet bir gün mutlaka yeniden fethedilecek. Ben asker değilim, savaşa gidemem. Ben bir sanatkarım. O halde Kudüs için ne yapabilirim, diye düşündüm. Haçlılar tarafından yok edilen minberin yerine, Mescidi Aksa'ya konulmak üzere bir minber yapmaya karar verdim. Benim elimden gelen budur. Kudüs'ü fetheden kumandan da minberi götürüp Mescidi Aksa'ya yerleştirsin.

Küçük büyük demeden herkes elinden geleni yapmalı, bunu asla küçük görmemeliyiz. Benim elimden gelen yazmaktır, bazısının okumaktır, bazılarının anlatmaktır. İmkanı olanlar bizzat gidip ziyaret edebilir, gidemeyenler maddi destekte bulunabilir, en azından gönülden bir dua edebilirler. Bütün Müslümanlar bu şuura erdiği gün elbet Kudüs kurtulacaktır. Sadece Kudüs mü, bütün mazlum ve mağdur insanlar, zalimlerin tasallutundan halas olacaktır. O günler çok uzak değildir.

2019 yılının milletimize, memleketimize, İslam Âlemine ve bütün insanlığa barış, huzur ve saadet getirmesini Allah'tan niyaz ediyorum.

NURETTİN TAŞKESEN - TERCÜMEİHÂL

1954 senesinin ilkbaharında Erzincan'da dedesi Emir Musa oğlu Gazi Ahmet Onbaşı'nın yaşadığı Başpınar köyünde doğdu. İlk, orta, lise eğitimini Erzincan'da tamamladı. 1971 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne girdi. Orjinali Topkapı Sarayı Müzesi'nde bulunan 'Firdevsi'nin Şehname Tercümesi'nin bir bölümü üzerinde çalışarak mezuniyet tezini tamamladı. Ayrıca Tarih bölümünden 'Umumi Türk Tarihi' Sertifikası da alarak, 1975 yılında mezun oldu.Yedeksubay olarak vatan vazifesini yaptıktan sonra, dört sene Lise Edebiyat öğretmenliği yaptı. Çocuk dergisi ve haftalık gazetelerde çalıştıktan sonra, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi'nde vazife aldı. 1987'de ise Türkiye Gazetesi Yazı İşlerinde bir sene çalıştıktan sonra, basın yayın hayatına bir müddet ara verip, reklam pazarlama sektörüne geçti.Babasının yıllar boyunca parça parça anlattığı, dedesi Emir Musaoğlu Ahmet Onbaşı'nın harp ve esaret hatıralarını not alarak o dönemin tarihi olayları çerçevesinde 'ESARET 1916'yı ilk eseri olarak kaleme aldı.Diğer eserleri:Yüzyıllık Hasret KUDÜS 1917Osmanlı Coğrafyasında İSTİHBARAT Teşkilatları70 Yıllık Filistin Dramı NEKBE 1948Evli ve üç çocuk babasıdır.www.nurettintaskesen.com.tre-mail: [email protected] @nurettintsksnfacebook.com/nurettin.taskesen

NURETTİN TAŞKESEN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  878740

-