11 TEMMUZ 2020 CUMARTESİ

Nurettin Taşkesen

KUDÜS'TE DEYR YASİN KATLİAMI UNUTULMASIN!

Nurettin Taşkesen

9 Nisan 1948, Filistinli Müslümanların en acı günlerinden biriydi. Onlar her türlü düşmanlığa karşı iyi niyetle barış içinde yaşamaya çalışıyorlardı. Ama olaylar hiç de umdukları gibi olmamıştı. İngiliz Manda Yönetiminin baskısına ve Siyonist terör örgütlerine bağlı çetelerin tehditlerine rağmen, kendi ailelerinin geçimi için çalışan barışsever Deyr Yasin köylüleri, komşu Givat Şal köyündeki Yahudilerle yazılı bir anlaşma bile yapmışlardı. Birbirlerini silahlı çetelerin baskınlarına karşı uyaracaklardı.

Deyr Yasin Kudüs'e sadece 5 kilometre mesafede şirin bir köydü. Adını, burada türbesi bulunan Şeyh Yasin'den aldığı söylenen Deyr Yasin Köyü'nün tarihçesi çok eskilere dayanıyordu. Osmanlı döneminde Kudüs Sancağı'na bağlı bir nahiye olan köyde, Birinci Dünya Savaşında önemli muharebeler olmuştu. Kudüs savunması için stratejik bir bölge olan Deyr Yasin tepelerinde, Osmanlı Ordusunun çok önemli mevzileri bulunuyordu. Kudüs'ün düşmesinden bir gün önce 8 Aralık 1917'de burada şiddetli çarpışmalar olmuş, aç, susuz, yorgun ve cephanesiz Osmanlı askerleri, İngiliz kuvvetleri karşısında geri çekilmek zorunda kalmışlardı.

İngiliz işgalinden sonra kurulan Manda Yönetimi, bütün Filistin'de olduğu gibi Kudüs ve çevresinde Müslümanlara baskı uygulayarak, değil silah taşımak üzerinde boş mermi kovanı bulunanları bile tutukluyordu. Buna karşılık silahlı Siyonist örgütler İngilizlerin hoşgörüsü hatta teşvikiyle Filistinlilere karşı her yerde terör estirmeye devam ediyordu.

Maksatları çok açıktı: Bütün dış göçlere rağmen, Yahudilerin en az iki katı bir nüfusa sahip olan Müslümanları Filistin topraklarından sürüp atmak ve burada bir Yahudi Devleti kurmak. Zaten 2 Kasım 1917'de İngiltere Dışişleri Bakanı tarafından ilan edilen Balfour Deklarasyonu'nun amacı da buydu. Adım adım gerçekleştirilmeye çalışılan bu gaye uğruna, Irgun ve Lehi örgütleri tarafından bu korkunç katliam planlı bir şekilde yapıldı. Çünkü Deyr Yasin, Kudüs'e çok yakın ve yol üstünde önemli bir yerleşim yeriydi. Bu köyün ele geçirilmesi, Kudüs yolunun açılması bakımından çok önemliydi. Ayrıca güvenli sayılan bu bölgede yapılacak bir katliam, Filistinlilere korku salacak, topraklarını terk etmelerine yol açacaktı.

İsrail Silahlı Kuvvetlerinin çekirdeğini oluşturan terör örgütü Haganah, 1920'de kurulmuştu. 1931 yılında bu örgütü pasif gören aşırı siyonist militanlar Irgun'u kurdular. Bu örgütün en önemli liderlerinden birisi, İsrail'in altıncı başbakanı olan Menahem Begin'di. 1940 yılında ise liderler arasındaki fikir ayrılığı yüzünden Lehi adlı yeni bir silahlı örgüt kuruldu. Politikaları ayrı olsa da bu örgütler, Filistinlilere karşı girişilecek terör eylemlerinde işbirliği içindeydiler.

İşte Deyr Yasin katliamı Irgun ve Lehi örgütlerinin ortak eylemi olarak planlandı. Bölgedeki Haganah komutanı David Şaltiel'e de operasyon öncesi bilgi verdiler. Şaltiel önce onlara, Deyr Yasin köylülerinin çevredeki Yahudilerle barış anlaşması imzaladığını söyleyerek, Ayn Karim köyüne saldırmalarını söyledi. Teröristler bu teklifi kabul etmeyince, Şaltiel onlara engel olmadı.

Irgun örgütünden 80, Lehi'den 40 militan bir araya gelerek saldırı planı üzerinde toplantı yaptılar. İki grubun birleşmesini vurgulamak üzere bir parola seçtiler: "Ahdut Lohemet" (Savaşçıların Dayanışması). Planlı bir şekilde otomatik tüfekler, el bombaları ve TNT patlayıcılarıyla köyü kuşatan terörist militanlar, 9 Nisan gece saat 04.30'da saldırıya geçtiler. Köy korucularının saldırıya karşı koymalarına rağmen teröristler otomatik silahlarla insanları taradıktan sonra evlere bomba atarak, masum çocuk ve kadınları öldürmekten çekinmediler. Korkunç bir katliam yaparak çoluk çocuk demeden tam 254 kişiyi hunharca şehit ettiler.

Deyr Yasin ile birlikte Taberiye, Hayfa ve Yafa saldırıları sonunda Filistinliler artık kendilerini koruyamayacaklarına inandılar. İsrail'in kuruluşunun ertesinde, 15 Mayıs 1948 "Nekbe" gününü takip eden haftalarda 750 bin Müslüman evlerinden, yurtlarından sürülmüş ve mülteci durumuna düşmüştü.

Irgun lideri olan Menahem Begin komutanlarına gönderdiği bir notta şunları yazdı: "Askerlere söyleyin: Bu saldırı ile İsrail tarihini yazdınız. Zafere kadar devam edin. Deyr Yasin'de olduğu gibi her yerde düşmana saldıracak ve vuracağız. Tanrım, bizi fetih için seçtin." Begin 1952 yılında yayınlanan anılarında ise  "Deyr Yasin olmasaydı ortada bir İsrail olmazdı. Bu saldırıdan sonra Siyonist güçler tereyağı üzerinde sıcak bir bıçağın kayışı gibi ileriye gidebildiler" diye yazmıştı. Lehi'nin liderlerinden biri olan İsrael Eldad ise anılarında, "Deyr Yasin katliamı olmasaydı İsrail Devleti asla kurulamazdı" demişti.

***

254 masumun şehid edilmesine rağmen, Yahudi propagandası sadece 117 kişinin öldürüldüğünü iddia etmişti. Halbuki Kızılhaç görevlileri gözlemlerinde sokaklardaki cesetlerin haricinde kuyuya atılmış 150 ceset bulduklarını söylemişlerdi. Uluslararası Filistin Kızıl Haç Komitesinin Başkanı Jacques de Reynier ve yardımcısı Dr. Alfred Engel, 11 Nisan'da Deyr Yasin'i ziyaret etti. Köye geldiklerinde "temizlik ekibi" ile karşılaştıklarını söyleyen Reynier olayı şöyle anlatmıştı:

"Çete (Irgun) kasklı üniformalar giyiyordu. Hepsi gençti, dişlerine kadar silahlanmış bazı gençler vardı. Revolverler, makineli tüfekler, el bombaları v.s. Bazı cesetler buldum, soğuktu. Burada "temizleme" makineli tüfeklerle, daha sonra el bombaları ile yapılmış. Bıçaklarla işi bitmişti, herkes görebiliyordu... Ayrılmak üzereyken iç çekiş gibi bir şey duydum. Her yere baktım, bütün cesetleri devirdim ve sonunda sıcak küçük bir ayak buldum. On yaşındaki küçük bir kızdı, el bombası ile yaralanmıştı, ancak hayattaydı..."

Bu olaydan sonra boşaltılan Deyr Yasin bir sene içinde Romanya, Polonya ve Slovakya'dan getirilen Yahudi göçmenlerle doldurulmuştu. Filistinli köylülerin topraklarını bırakıp göç etmeleri bu katliamdan sonra hızlanmıştı. Zaten Yahudi terör örgütlerinin yapmak istedikleri de buydu.

2010 yılında Haaretz gazetesi İsrail Yüksek Mahkemesine başvurarak, Deyr Yasin Katliamı ile ilgili belge, rapor ve fotoğrafların gizliliğinin kaldırılmasını istedi. Yüksek Mahkeme, İsrail'in Filistinlilerle ve diğer ülkelerle ilişkilerine zarar vereceği gerekçesiyle bu talebi reddetti.

 

NOT:

Milletimizin ve İslam Âleminin Berat Gecelerini tebrik ediyorum. Bu gecenin, üç ayların ve yaklaşan mübarek Ramazanı Şerif'in hürmetine Allah'tan bütün ümmetin beratını ve üzerimizdeki musibetlerin def' ü ref'ini niyaz ediyorum. Herkese sağlık ve afiyetler diliyorum.

 

NURETTİN TAŞKESEN - TERCÜMEİHÂL

1954 senesinin ilkbaharında Erzincan'da dedesi Emir Musa oğlu Gazi Ahmet Onbaşı'nın yaşadığı Başpınar köyünde doğdu. İlk, orta, lise eğitimini Erzincan'da tamamladı. 1971 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne girdi. Orjinali Topkapı Sarayı Müzesi'nde bulunan 'Firdevsi'nin Şehname Tercümesi'nin bir bölümü üzerinde çalışarak mezuniyet tezini tamamladı. Ayrıca Tarih bölümünden 'Umumi Türk Tarihi' Sertifikası da alarak, 1975 yılında mezun oldu.Yedeksubay olarak vatan vazifesini yaptıktan sonra, dört sene Lise Edebiyat öğretmenliği yaptı. Çocuk dergisi ve haftalık gazetelerde çalıştıktan sonra, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi'nde vazife aldı. 1987'de ise Türkiye Gazetesi Yazı İşlerinde bir sene çalıştıktan sonra, basın yayın hayatına bir müddet ara verip, reklam pazarlama sektörüne geçti.Babasının yıllar boyunca parça parça anlattığı, dedesi Emir Musaoğlu Ahmet Onbaşı'nın harp ve esaret hatıralarını not alarak o dönemin tarihi olayları çerçevesinde 'ESARET 1916'yı ilk eseri olarak kaleme aldı.Diğer eserleri:Yüzyıllık Hasret KUDÜS 1917Osmanlı Coğrafyasında İSTİHBARAT Teşkilatları70 Yıllık Filistin Dramı NEKBE 1948Evli ve üç çocuk babasıdır.www.nurettintaskesen.com.tre-mail: [email protected] @nurettintsksnfacebook.com/nurettin.taskesen

NURETTİN TAŞKESEN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  996938

-